• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
MUHTEVA
Site Haritası

Alexa

Custom Search

ARAKAN KAN AĞLIYOR!

Dünyanın Sesiz Kaldığı Arakan'da Katliam Devam Ediyor

Güneydoğu Asya'da yer alan Burma'da Budist çetelerin saldırılara maruz kalan Müslümanların çilesi büyüyor.

HABER MERKEZİ - Budist yönetim tarafından yıllardır baskı, katliam, tecavüz ve her türlü zulme karşı çaresiz düşmüş bir halk. Arakan Müslümanları yıllardır Myanmar hükümeti tarafından uygulanan sistematik zulüm altında inliyor. İslam ümmetinin sessizliğinden cesaret alan İslam düşmanları bunu bir adım daha öteye götürerek açıktan katletmeye başladılar. Dünya ise sesliğini koruyor. 


Arakan'ın Genel Durumu 
Arakan'da 10 Müslüman, 200 kişilik Budist grubun saldırısına uğrayarak bıçak ve kılıçlarla şehit edildi. Burma'nın başkenti Yangoon'dan ders vermek üzere Arakan'a gelen Müslümanlara Budist çeteler saldırdı. 10 Müslüman genç bıçak ve kılıçlarla hunharca katledildi. 
Olay üzerine bazı bölgelerde Cuma namazı sonrasında Müslümanlar ile Budistler arasında çatışmalar çıktı. Çatışmalarda 2 Müslüman daha şehit edilirken, 2 Müslüman köyü de Budistler tarafından ateşe verildi. 

Gelen bilgilere göre Yangoon'dan gelen Arakan'da ders veren Müslüman gençler derslerin bitmesiyle dönüş yoluna geçtiler. Ancak dönüş yolunda bir dağ yolu üzerinde yaklaşık 200 kişilik Budist bir grubun saldırısına uğradılar. 

Tamamen sivil olan Müslüman gençler bir anda neye uğradıklarını şaşırdılar. Bıçak, pala ve kılıcın kullanıldığı saldırılarda 10 Müslüman genç olay yerinde şehit oldu. 

Müslümanlar Cuma namazı çıkışında saldırıyı protesto için gösteriler yapmaya başladılar ancak göstericilere saldırılması üzerine Müslümanlar ile Budistler arasında çeşitli bölgelerde çatışmalar yaşanmaya başladı. Yaşanan olaylarda 2 Müslüman genç daha şehit edildi. Kinlerini boşaltamayan Budist grup Arakan'da 2 Müslüman köyünü de ateşe verdiler. 

Yaşanan saldırıların ardından bazı Müslüman köyleri boşaltılırken insanlar Bangladeş'e kaçmaya başladılar. Evlerini terk etmeyen Müslüman aileler ise tedirgin bir bekleyiş içerisine girdiler. Özellikle kadın ve çocuklar büyük tehlike altındalar. Müslüman gençler kadın ve çocukları korumak için kendilerini siper etmeye başladılar. Yakın bir zaman içerisinde Müslümanlara yönelik daha büyük bir baskıdan korkuluyor. 

Yasaklar ülkesi Arakan'da, Müslüman halkın evlenmesi, eğitim alması, seyahat ve daha bir çok insani hakkı yasaklar altında.Burma'da başta İslam dünyası olmak üzere tüm dünyanın sessiz izleyişi arasında gerçekleşen katliamdan kaçan Müslüman mültecilerin sayısı 700 bini aştı. Mültecilerin büyük kısmı yiyecek bulabilmek için dilenirken, tecavüze uğramamak için bir çok genç kız kendini denize atıyor. Hazırlanan rapora göre Bangladeş'teki geçici kampta kayıtlı olmayan binlerce Burmalı mülteci gıda yardımı alamıyor. Çocukların yüzde yirmi beşi akut beslenme bozukluğu yaşıyor. Yaşları 6-59 ay arasında olan çocukların yüzde elli beşi ishal. Mültecilerin yüzde doksan beşi ise yemek yiyebilmek için ödünç bir şeyler isteyip dileniyor. 

Diğer yandan edinilen bilgilere göre Burma Müslümanlarına karşı yapılan katliam aralıksız devam ediyor. Kadınlar toplu tecavüze uğruyor. Arakan Bölgesi'nde 10 Müslüman'ın öldürülmesinin ardından 200'ü daha hayatını kaybetti. 20 Müslüman köyü yakıldı. Olaylar neticesinde 500'den fazla Müslüman yaralandı. 

Uğradıkları zulümlere dünyanın her zaman seyirci kaldığı Müslümanların trajedileri artarak devam ediyor. Burma'da Budist katliamından kaçan Müslümanları Bangladeş artık kabul etmiyor. Ülkelerine zorla döndürülen genç kızlar ise tecavüze uğramamak için çareyi kendilerini denize atmakta buluyor. 

Öte yandan Burmalı aktivist Muhammed Nasır, katliamın sebebinin, Burma'daki yeni hükümetin Arakan'daki Müslümanlara vatandaş kartı vermeye niyetlenmesi olduğunu vurguladı. Hükümetin bu niyeti Budist El Mag üniversitesi tarafından kendilerine karşı açılmış bir savaş olarak kabul edildi. Çünkü kendileri Müslümanları Burma'ya 'dışarıdan gelen yabancılar' olarak görüp bu şekilde vasıflandırıyor. 

Aktivist, ordunun da tarafsız bir tavır sergilemediğini, aksine Müslüman çoğunluğun yaşadığı Mangdo'daki camileri sardığını, sokağa çıkma yasağı koyduğunu, Rohingya Müslümanlarının mahallelerinin El Mag Budist Polisi tarafından sıkı abluka altına alındığını açıkladı. 

Muhammed Nasır, ordunun ipleri El Mag Budistlerinin eline bırakıp kendilerine tam özgürlük verdiğini, onların da bu özgürlüğü, kılıç ve bıçaklarla Müslümanların köylerini ve evlerini basıp Müslümanlara karşı sistematik soykırım hamlelerinde kullandıklarını vurguladı. 

Budist yönetim tarafından yıllardır baskı, katliam, tecavüz ve her türlü zulme karşı çaresiz bitap düşmüş bir halk. Bu şiddetin ve soykırımın sonucu olarak Arakan Müslümanları; evleri de yakıldıktan sonra çareyi köhne teknelerle kaçmakta buldu. Ancak yemeksiz içeceksiz çıktıkları bu yolculuklarında çoğunun sonu daha komşu ülkelere varamadan ölmek olacaktı.


Myanmar geçmişte Burma Sultanlığı olarak biliniyordu. Fakat Burma Sultanlığını deviren Askeri Yönetim, ülkenin adını Myanmar olarak değiştirdi. Myanmar'ın nüfusu şu an 51 milyon civarında ve Miyanmar halkının yüzde 80?i Budizme inanıyor. Arakan Halkı, İslam Devleti`nin yıkılmasının ardından Budistler tarafından sürekli olarak din değiştirmeye zorlandı. Fakat Arakanlı Müslümanlar her ne pahasına olursa olsun dinlerini terketmediler. Bunun üzerine Burmalı Budistler, askerlerden aldıkları destekle Arakanlı Müslümanlara yönelik büyük bir katliama giriştiler. 28 Mart 1942 yılında ilk olarak Minbya şehrine bağlı Çanbilli Köyü`nde başlayan, daha sonra da bütün Arakan`a yayılan bu katliamda en az 150 bin Arakanlı Müslümanın öldüğü tahmin ediliyor. Bu tarihi katliam esnasında yüzbinlerce Arakanlı vatanını terk ederek komşu ülkelere sığındı. 

Sokaklar, içlerindeki kadınlarla, çocuklarla ve yaşlılarla evler ateşe veriliyor. Yangın kendisine isabet etmeyenler sonunda Budistlerin keskin ölüm aletleriyle karşı karşıya kalıyor.


Budistler tarafından kendilerine 'ülke halkı olmayan şahıslar' gözüyle baktığı Arakan Müslümanları kendilerine karşı kısa süre önce Budist bir kızın tecavüze uğradığı söylentisinden yola çıkılarak patlak veren şiddet dalgasıyla ilan edilmiş soykırım savaşı ve ırkçılık ruhu arasında yaşıyor. Tabi ki bu tecavüz olayı da yalan. Zira bölgedeki Müslümanlar bu iddiayı yalanlayarak ardında kendilerine karşı bu mezhepçi şiddet alevinin tutuşturulmasının ardında etnik ve siyasi sebepler olduğuna işaret etti. 

Burma'daki Budist rejim ülkedeki İslami kimliği bastırmak için oldukça sert tedbirlere başvurdu. Bu kapsamda camiler, tarihi okullar ve İslami eserler yıkıldı. Budist hükümet, zaman faktörünün etkisiyle yıkılan cami ve tarihi okulların onarımına da izin vermedi. Ekonomik baskılar da Budist hükümetin Burma Müslümanlarına karşı benimsediği zalim uygulamaların bir parçasıdır. Öyle ki hükümet Müslümanların çoğunluğu oluşturduğu mahallelerde zorunlu gıda maddelerinin fiyatlarını iyice yükseltmiş, bu da kıtlık gibi bir durumun ortaya çıkmasına yol açmıştır. 

İslam Düşmanları Bu Cüretlerini Nerden Alıyorlar? 
Dünya'nın muhtelif yerlerinde Müslümanların katledilmesinin suçlularından bazılarının yine Müslümanlar olduğunu düşünmekteyiz. Aşağıda sıralayacağımız bazı maddeler İslam düşmanlarının Müslümanları katletme cüretini nerden aldıklarını gözler önüne koyacaktır. 
1) Ölüm korkusu 
2) Dünya sevgisi(Müslümanları servetlerine servet katma endişesi sarmış) 
3) Müslümanlar arasında birlik ve beraberliğin olmaması… (3 sebepten dolayı birlik ve beraberliğin olmadığını düşünüyoruz. Nefis, Mezhebi İhtilaflar ve metot Birliğinin Olmaması) 

Neler Yapabiliriz? 
A)Fert Olarak Yapabileceklerimiz 
1)MSN, FACEBOOK, TWİTTER ve Telefon'dan tanıdığımız herkese mesaj ataraktan bu zulmü duyurabiliriz. 
2)Dua etmek 
3)Her türlü ihtimale karşı günlük spor ihmal edilmemeli ve bir miktar para bir köşeye bırakılmalı. 
B)Camia Olarak Yapabileceklerimiz 
1)En önemli ve en öncelikli konu İslami Camiaların Bir araya gelmeleri. Ortak toplantılar yapmak ve ''ne yapabiliriz'' üzerinde konuşmak ve hemen uygulamaya geçmek. 
1)Basın açıklamalarıyla bu zulmü halka ve yöneticilere duyurmak. 
2)Yardım kampanyaları (kermes, bağış vs.) başlatarak oralara insani yardım götürmek. 
3)Uluslararası İslami örgütlerin (İslam İşbirliği Teşkilatı, İslam Konferansı Örgütü vs.) acilen toplanmalarını sağlamak. 

Salih Keskin-ilkha

Asya’da kanayan bir yara: Arakan
Bir zamanlar, 50 bin kilometre karelik topraklarında ‘Arakan İslam Devleti’ne sahip olan Arakanlılar, bugün askeri diktanın kışkırttığı Budistlerce yapılan işkence ve zulme maruz kalıyor. Tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen insanlık dışı uygulamalarla toplu katliamlara maruz kalarak, tüm vatandaşlık hakları elinden alınan Arakanlı Müslümanların yaşadıklarını bölgeye giderek gözlemleyen ve uzun zamandır Arakan üzerine çalışmalar yapan aktivist Sait Demir ile konuştuk. 

 

 

Röportaj: Yasemin Sarıtemur

 Fotoğraf: Ümmügülsüm Yaşar

Budistlerin bölgede yaptığı vahşet ile gündeme gelen Arakan neresidir ve Arakanlılar kimlerdir?

Arakan; Güneydoğu Asya ülkesi olanBurma’daki beş eyaletten biridir. Asıl adı Burma olan Myanmar veya diğer adı ile Birmanya aynı ülkedir.  İngiliz işgali sırasında Birmanya olarak ismi değiştirilen Burma, Askeri darbe sonrası Myanmar olarak adlandırılmaktadır. Arakan;  Güneydoğu Asya bölgesinde, Hindistan, Bangladeş ve Burma arasında bulunan 50 bin kilometrekarelik bir alana sahip olan bir bölgedir.  Arakanlılar da; Arakan’da yaşayan, 1200’lü yıllarda İslamlaşmaya başlamış, 1400’lü 1700’lü yıllara kadar ‘Arakan İslam Devleti’ni kurmuş asıl ismi Rohingyalılar olan Müslüman bir ırktır.

Fakat daha sonra Rakhinler olarak bilinen ve aynı ırktan gelen Burma’lı Budistler, bölgeyi işgal ederek İslam Devleti’ni sonlandırmış. Budistlerin işgali karşısında Arakanlıların bir bölümü topraklarını terk etmek zorunda kalmış. Budistlerin işgalinin ardından da bölgede İngiliz işgali başlamıştır.

‘Kerbela-i Arakan’ vakası: 150 bin ölü

Güneydoğu Asya ülkesi olan Burma'da, yüzbinlerce Müslüman’ın Budistlerce katledildiği ve çeşitli işkencelere maruz kaldığı yer alıyor. Bunlardan biraz bahseder misiniz?

1942 yılında  Burma’lı Budist Rakhinler, Arakanlı Müslümanları katletmeye başlıyor. Bu katliama ‘Kerbela-i Arakan’ deniliyor ve bu şekilde 150 bin Müslüman katlediliyor.  Buradaki katliamda stratejik bir taktik uygulanıyor.  Yaşanan bu katliamda, Budistleri Müslümanlara karşı kışkırtıyorlar. Arakanlıla’ın İngilizlerce getirildiğini iddia ederek, İslamlaşma tehlikesinden bahsetmişler. Halbuki Burma’da, Müslüman Rohingyalılar ve  Budist Rakhinler temelde aynı ırktan gelmektedir. Hiçbir zaman da Devlete karşı savaşmamışlardır ve iki ırkın arasında da sorun olmamıştır.

Müslümanları yalnızlaştırma politikası başlıyor

1962 yılında Burma’da yapılan darbe sonucunda, Müslüman halk üzerinde ciddi zulüm ve baskılar yaşanmaya başlıyor. Askeri politikalar sonucu, devlet dairelerinde çalışan polis, öğretmen gibi statü sahibi binlerce Müslümanlar işten çıkartılarak yalnızlaştırma politikasına başlanıyor.  Komünizm yanlısı olan askeri rejim, Müslümanlara ait işletmeleri devletleştiriliyor. Yine o dönem Burma Devleti parayı değiştiriyor. Fakat Müslümanların elinde bulunan tedavülden kalkan parayı değiştirmiyorlar. Bunların sonucunda da Müslümanlar ciddi bir mali kayba uğruyor. Müslümanların elinde olan ticaret Budistlerin eline geçiyor.

Tüm hakları elinden alınıyor

Bundan sonra da  ‘Arakan’ın Budistleştirilmesi’ politikasına başlanıyor.  Müslüman köylerde Budist Tapınakları yapmaya başlıyorlar.  Bu köylere, dağlardan ve Bangladeş’ten getirilen Budistler yerleştiriliyor. Daha sonra çıkan ‘Vatandaşlık Yasası’ ile de Müslümanların bu ülkenin vatandaşı olmadığı ve İngilizler tarafından getirilen sığınmacı oldukları için kendi ülkelerine dönmeleri gerektiği belirtiliyor. Ayrıca Müslümanlara özel beyaz bir kimlik veriliyor. Bu kimliğin üzerinde ‘Yerleşimci olduğunu ve bu ülkenin vatandaşı olmadığı’  yazmaktadır.  Bu şekilde tüm hakları elinden alınıyor.

Bölgede yaşanan hak ihlalleri ve zulümler hala sürüyor mu?

Bölgedeki Müslümanlar, devletin imkânlarından yararlanamamaktadır. Hastanelere gidememekte, en fazla da liseye kadar okuyabilmektedir.  Yanı başındaki hastaneye gitmesi yasak olduğu için tedavi edilemediğinden dolayı hayatını kaybeden çok fazla Müslüman vardır.  Bunların yanında, telefon kullanmaları, motorlu taşıta sahip olmaları, hatta komşu ziyareti yapmaları ve saat dokuzdan sonra dışarı çıkmaları da yasaklanmıştır. Müslümanlar mahkemeye çıkmadan cezalandırılır, kendilerini savunma hakkı yoktur.  Müslüman köylere elektrik verilmemektedir. Ayrıca evlenmeleri de yasaktır. Ciddi bir rüşvet sonucu iki yıl bekledikten sonra izin çıkarsa (çoğunlukla çıkmaz) evlenebilirler. Ayrıca Burma'da doğan ve ölen her Müslüman birey için vergi toplanıyor.

Budistler, sermaye koymadan Müslümanın malına ortak oluyor

Ticaret yapmak isteyen bir Müslüman, bir Budist’i kendisine ortak etmek zorundadır. Budist sermaye koymadan Müslümana ortak olmaktadır. Ayrıca müslümanlar Budistlerin işlerinde ücretsiz çalışmak zorundadır. Kanunda bunun yeri belirlenmiştir. Üç gün çalışılır, üç gün de dinlenilir. Askerler, üç günde bir köydeki gençlerin yarısını Budistlerin işlerinde çalışması için toplar. Üç gün sonra da onları geri bırakır ve kalan yarısını toplar.

 “Çocukları ateşe atarak katlediyorlar”

Arama yapma bahanesi ile Müslüman evlerine giren Budistler,  çocukları ateşe atarak katlediyor. Katledilen Müslümanların cesetlerini de kanıt bırakmamak adına yakarak kaybediyorlar.  Bunun yanı sıra, vahşice katledilen Müslümanlara Budist rahip kıyafeti giydirilip görüntülenerek, kışkırtma politikasını da sürdürüyorlar.

Göç etmeleri doğru değildir Arakan Arakanlılarındır

Burma Devlet Başkanı Thein Sein, "Müslümanları, isteyen ülkeye gönderebiliriz" dedi. Bu sözler, Arakan’daki 4 milyon Müslümana sürgün mesajı değil midir?

Nisan ayındaki seçimler öncesi  “Katliamların son bulacağı vaat ederek, barışı getireceğini” söyleyerek Müslümanların da desteğini alan Sein’in busözleri, son derece açık bir sürgün mesajıdır. Arakanlıların başka bir ülkeye göç etmesi kesinlikle doğru değildir. Bu topraklar asırlardır Arakanlıların vatanıdır ve Arakan Arakanlılarındır. Bu son derece sorumsuzca bir konuşmadır ve birilerinin bunun hesabını sorması gerekmektedir.

Yaşanan işkence ve zulümden kaçmak isteyen Arakanlılar, Bangladeş’e gitmek için yola çıkıyor. Bu ölümüne kaçış hakkında neler söyleyebiliriz?

Yaşanan insanlık dışı uygulamalardan kaçan Arakanlılar, her türlü ihtimali göz önüne alıp, canı pahasına olsa da Bangladeş’e gitmeye çalışıyor. Fakat acı olan,  Bangladeş’te bu insanları alamıyor. Zira Bangladeş’te maddi olanakları yetersiz ve açlıkla boğuşan bir ülke. Kampları var fakat ülkede açlık had safada.  Şu anda Bangladeş’e göç eden binlerce Müslüman yoksulluk sınırında yaşıyor. Ayrıca Burma’da da yüz binlerce insanın bir arada yaşadığı kamplar, adeta ‘Açlık Kampı’na dönüşmüş durumda. Zira evi, arazisi ve tüm mal varlığı elinden alınmış olan Arakanlılar, mülteci kampında yaşamaya mecbur bırakılmıştır.

 Dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu zulüm karşısında, Uluslararası örgütlerin tavrı nedir?

İslam İşbirliği Teşkilatı son derece yetersiz ufak bir açıklama yaptı. BM’nin sesi de çok cılız çıkıyor ve gereken açıklama gelmedi. Fakat Avrupa’daki bazı örgütler bölgeye girmeye çalışıyor.  Türkiye’de de Arakan’a ulaşan iki yardım kuruluşu var. Bunlar biri ‘İHH’ diğeri de  ‘Sadakataşı Derneği’dir.  Ayrıca bölgede faaliyet gösteren misyoner kuruluşların olduğuna dair duyumlar da alıyoruz. Ancak,  Arakanlılar İslami değerleri noktasında son derece hassastır. Bu nedenle bu faaliyetlerin misyonerlerin isteği doğrultusunda gerçekleşeceğine ihtimal vermiyorum.

Sorunun çözümü adına atılması gereken ilk adım ne olmalıdır?

Şimdiye kadar kapalı bir ülke konumunda olan Burma’da yaşananbu olaylar dünya gündeme taşınmalı ve ‘İslam İşbirliği Teşkilatı’ da acilen harekete geçmelidir. Bangladeş’te bulunan ve zor koşullarda yaşam mücadelesi veren Arakanlılara da acilen bir çözüm bulunması gerekmektedir. Bu noktada Malezya, Endonezya gibi Müslüman ülkelerden destek alınabilir. 

 

http://www2.milatgazetesi.com/asyada-kanayan-bir-yara-arakan-/31761

 

Ezilenler hep Müslümanlar
20 Yıldır dünyaya iyilik taşıyan İHH Ankara Başkanı Zeynel Abidin Özkan, “Dünya’da Müslüman kanı üzerinden siyaset yapılıyor. Afganistan, Suriye, Bosna, Arakan, Patani, Moro… Ezilen kesim hep Müslümanlar. İnşallah bu günler biter de biz de halklara sadece gülümseme ve sevgi götürürüz” dedi. 

SEMA BAYRAM / ANKARA

İHH Ankara Başkanı Zeynel Abidin Özkan, Milat’ın sorularını cevaplandırdı.20 Yıldır dünyaya iyilik taşıyanİHH Temsilcisi Özkan, Dünya’da Müslüman kanı üzerinden siyaset yapılıyor. Afganistan, Suriye, Bosna, Arakan, Patani, Moro… Ezilen kesim hep Müslümanlar. İnşallah bu günler biter de biz de halklara sadece gülümseme ve sevgi götürürüz” dedi.

İşte o röportaj:

-Ramazan yapacağınız aktivitelerinizden biraz bahsedebilir misiniz?

İHH insani yardım vakfı 1992 yılında Bosna Savaşıyla birlikte kurulmuş, 1995 yılında kurumsallaşarak çalışmalarına devam etmiştir. Önceliğimiz savaş bölgeleri, afet bölgeleri, yoksulların ve mazlumların bulunduğu coğrafyalar sıralamasıyla devam eder. 20. yılında Ramazan ayında 72 ülkede ve Türkiye’de de 74 farklı şehirde zekât ve sadakalardan oluşan yardımlarla farklı organizasyonlar gerçekleştireceğiz. Gidilen bölgelerde iftar programı, yetimhane ziyaretleri, yetim çocuklar öncelikli olmak üzere çocuklara ‘Çocuk Paketi’ dediğimiz hediye paketleri içinde çikolata, gofret vs olan paketleri dağıtacağız. İçinde kırtasiye malzemelerin olduğu ‘Eğitim Paketleri’, Bayram öncesinde yetimlerin diğer çocuklarla farkını ortadan kaldırmak adına bayramlık kıyafet yardımı tarzında yardım kampanyaları şeklinde etkinliğimizi sürdüreceğiz. En başından beri yaptığımız bir diğer çalışma da ‘kumanya’dır. Yardımlarımıza Ramazan’ın ilk günü itibariyle başlayacağız. Türkiye’nin 25 şehrinde iftar programları düzenleyeceğiz. Gidilen bölgelerde Ramazan’ın ilk iftarını da bölgelerin tamamında diğer kardeşlerimizle ortaklaşa gerçekleştireceğiz. Bu sene belirlenmiş kumanya bedelimiz 70 TL. 165 milyon yetimin var olduğu bir dünyada biz İHH olarak 2006 yılı itibariyle sponsorluk sistemi gerçekleştirdik. Ancak şuan 26.500 çocuğa ulaşabiliyoruz. Bu çocuklara düzenli yardım ulaştırmanın dışında Ramazan ve Kurban dönemlerinde de bayramlık kıyafetler de destek olmaya çalışıyoruz. 80 TL ile bir çocuğun bayramlık kıyafet bedeline katkı sağlanabilir.Yetim çocuklar öncelikli olmak üzere gidilen bölgelerde 40 TL bedelle kırtasiye yardımı sağlanabilir. Onlara özel hazırlanmış hediye paketleri var; 30 TL bedelli çocuk paketleriyle onların yüzü güldürülebilir. Bu çalışmalara dâhil olunabilir. Her yılki gibi 5 TL ile bir iftarın bedeli karşılanabilir. İlk gün itibariyle başlayıp, 30 Ramazan dolu dolu geçirmeye gayret edeceğiz. Ramazan’ın bereketini tüm dünyaya yaymak için çaba sarf edeceğiz. Ramazan’da herkes bir iyilik yapsın maksatlı bir slogan hazırladık;‘ İYİLİĞİNİZE BEREKET’ İnşallah bu sloganla yola devam edeceğiz.

 

ARAKANLILAR YAŞAM MÜCADELESİ VERİYOR

-Son zamanlarda gündeme gelen Arakan halkının durumu nedir?

Arakan ‘insanların açlıktan öldüğü bölge’ olarak zihnimize yer etti. O bölgenin Filistin’i. Gündeme getirmek adına kamuoyu çalışması yaptık. 2008 yılından bu yana bu çalışmalarımız devam ediyor. Arakan ismine yabancı olan pek çok kişi var ki, belki kamuoyunun yüzde 95’i Arakan ismini bile hiç duymamıştır… Bu halk Budist Myanmar hükümetinin baskı ve zulmüyle mülteci konumuna düşmüş ve Bangladeş sınırındaki mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalıyorlar. Myanmar sınırları içerisinde yaşam mücadelesi veriyorlar. 2009 yılında 100 binden fazla Arakanlı Müslüman gıda bulamadığı için açlıktan ölmeye yüz tuttular. O yılda gündeme getirmeye çalışmıştık. Elimizden geldiği kadar bölgeye yardım aktarmaya çalışmıştık. Şu anda da iki aydır Budist yönetimin Arakanlı Müslümanlara karşı sistematik bir zulmü var. Son iki aydır 500’den fazla Müslüman katledildi. Ciddi bir kıyım var ve kamuoyuna seslerini duyuramıyorlar. Filistin’de yaşanlardan çok daha fazlası Myanmar hükümeti tarafından Arakanlı Müslümanlara uygulanıyor. 2008 yılından itibaren her gittiğimiz dönemde o bölgenin özel ihtiyaçlarıyla ilgilenmeye çalıştık. En yoğun ihtiyaç açlıktı, bunun üstüne hükümetin zulmü de eklenince ciddi bir felaket açığa çıktı.

 

İHH MÜLTECİLERİN YANINDA

-Ortadoğu’daki ayaklanmaların en sonu Suriye’de yaşanıyor. Esed yönetimi katliamın boyutunu arttırıyor. Suriye’nin içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’de olayların başladığı günden itibaren sınırda mülteci konumuna düşmüş insanlara yardım ulaştırmak adına çalışmalarımızı başlattık. Hatay sınırında bulunan üç farklı mülteci kampında çalışma yürütüyoruz. Mültecilerin ihtiyaç duyabileceği her türlü alanda yardım etmeye çalışıyoruz. Gıdadan sağlığa, giyimden ev eşyasına, temizlikten barınmaya elimizden ne gelirse yapmaya çalışıyoruz. Bir yılı aşkın bir süreçtir, Suriye’deki zulüm gözler önünde. Her gün belki yüzlerce Müslüman katlediliyor. Muhaliflerin amaçları sadece baskı altında yaşamamak. Bu yüzden şu anki rejime baş kaldırdılar. Ancak Esed yönetimi sistematik şekilde halkını öldürüyor ve maalesef dünya kamuoyundan da bu katliam yeterince yer edinemiyor ve mazlumlar da destek göremiyor. Herkes Esed sonrasıyla ilgili hesaplar yapıp tam olarak yerini belli etmeme gayretinde. Hükümet olarak da ciddi anlamda söylemler gerçekleştirilse de şu an içerideki yaraya merhem olabilecek somut bir gelişme kat edemedik. Buna rağmen içeride ve dışarıda ulaşabildiğimiz her alanda Suriye’de mazlum durumuna düşmüş insanlara yardım etmek namına ciddi bir çaba sarf ediyoruz. Mülteci kampları dâhil, içeriye de ulaştırabildiğimiz ölçüde ilk günden itibaren yardım etmeye gayretindeyiz.  

 

SURİYE’DE KATLİAM SÜRÜYOR

-Suriye ile yaşanan jet krizinden sonra sınırda hareketlenmeler baş gösterdi. Acaba Suriye ile Türkiye’nin arasında savaş çıkma ihtimali var mı sizce?

Suriye’den ziyade küresel bir gücün orada kargaşayı daha da arttırmakla ilgili bir çabası olduğu tartışma götürür. Hala düşen uçağın neyle ve nasıl düştüğü muammadır. Şu an acil olan bir şey varsa; Suriye’de katledilenlerin Müslüman’ca bir yaşam istedikleri için bu durumla karşı karşıya kalmasından ötürü oluşan zulmü durdurabilmektir. 40 yıl önce Hama’da ne olmuşsa bugün aynısı tekrarlanıyor. Ayaklanan muhaliflerin söylemlerine baktığımızda ‘biz dış müdahale istemiyoruz’ şeklindedir. Bizim de beklentimiz bu yönde.  Müslümanlar dünya genelinde kendi güçlerini oluşturamadıkları için, şimdi de NATO’dan İngiltere’den, Amerika’dan medet umar hale döndüler. Şu an dış mihraklardan bir adım gelecek ve sonra Müslümanlar tarafını belli edecek! Bizim öncelikli istediğimiz şey bu tür coğrafyalarda olay çıktığında Müslümanlar kendi aralarında bu tür sorunlar oluştuğunda sorunları çözebilecekleri bir sistematiği kurabilmeleridir. Müslümanların sorunlarını kendi aralarında çözebileceklerine inanıyoruz ve bu tür ittifakların çoğalmasıyla ilgili de bir talebimiz var. Ama şu anki durumun savaşla ve dış müdahaleyle çözülebileceği konusunda endişelerimiz var. Yani Suriye ve Türkiye’nin de böyle bir savaş istediklerini düşünmüyoruz. Sınırdaki hareketlenmelerin nedeni de o bölgede hangi güçlerin kol gezdiğinin tespit edilmesi içindir.

 

EZİLENLER HEP MÜSLÜMANLAR

-Srebrenitsa katliamının yıl dönümünde gerçekleştirdiğiniz etkinliklerden biraz bahsedebilir misiniz?

İHH için önemli bir dönemdir. Bahsettiğimiz gibi İHH’nın kuruluşu Bosna katliamıyla başlamıştır. İHH, Bosna’da savaş döneminde ciddi anlamda faaliyet göstermiştir. Katliamın anma yıl dönümünde de Ankara ve İstanbul’da etkinliklere bireysel ve kurumsal katkı sağladık. İHH’nın bir yerlere gelmesinde Bosna’nın büyük payı var. 20. yılımızda da hamdolsun 130’dan fazla ülkede faaliyet gösterir hale geldik. Gönül isterdi ki Srebrenitsa’da hiç katliam yapmasaydı da İHH kurulmasaydı… Müslüman kanının en ucuz olduğu bir dönem… Şu an dünya’da akan kana baktığımızda Müslüman kanı üzerinden siyaset yapıldığını açıkça görebiliyoruz.Afganistan, Suriye, Bosna, Arakan, Patani, Moro… Ezilen kesim hep Müslümanlar. İnşallah bu günler biter de biz de halklara sadece gülümseme ve sevgi götürürüz.

 

MİSYONERLER DEVREDE

-Afrika’daki açlık konusundaki çalışmalarınız neler?

İHH olarak önceliğimiz onlara yardım götürmekten ziyade insanları oturmuş/stabil hale getirebilmektir. Ramazan’da kumanya, Kurban’da da et götürüp dönmüyoruz. Orada insanların neler üretebileceğini göstermek adına çalışmalar yapıyoruz, projeler geliştiriyoruz. Açlığın uzun vadeli çözümü için çaba sarf ediyoruz. Elbette Ramazan ve Kurban dönemleri yurt dışına çıkışlar daha fazla olduğu için, en yoğun dönemlerimiz oluyor. Acil durumlar hariç İHH üretmiş olduğu projeleri bu dönemlerdeki yurt dışı ziyaretlerinden sonra geliştirmiştir. Afrika’daki sağlık sorunlarından en yoğun olanının katarakt olduğunun tespiti yine bu dönemlerde olmuştur.’100 bin katarakt’ hedefli proje başlaştık. Projenin yüzde 60’ı gerçekleşti. Misyoner faaliyetlerinin çok yoğun şekilde ilerleterek dönem dönem cami, mescid, radyo ve yayınevi şeklinde projeler ürettik. Kumanya götürmekten başka yardımlar da yapıyoruz. Onların imtihanı açlık değil, sömürülmek...Sömürünün köleleştirdiği zihinlerini açıp, normal hallerine nasıl dönüştürebiliriz’ konusunda projeler üretip, onlar üzerine çalışmalar yapıyoruz.  

 

TÜM MAZLUMLARIN YANINDA OLMALIYIZ

-İnsan hakları derneği olarak insanların dini özgürlükleri konusunda yürütülen Alevilik tartışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnsanların dini inançları üzerinde engellerin kalkmasıyla ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Mezhebinden dolayı sıkıntı yaşamış bir Alevi arkadaşımız varsa onun da arkasındayız. Şu anda dünya geneline yayılmakla birlikte özellikle Müslümanların arasındaki problemlerin, kutuplaşmaların azalmasında ciddi anlamada çaba sarf ediyoruz. Türkiye’de bu mesele Alevi-Sünni mezhepçiliği olarak sunuluyorsa, Afrika’da da kabilecilik veya Müslüman- Hıristiyan- Budist şeklinde kutuplaştırılarak sunulmuş; birbiri üzerine salınmış ve kırdırılmıştır. Bizim önceliğimiz mazlumun yanında olmak. Mazlumun kimliği Alevi, Sünni, Müslüman ya da Gayrimüslim değildir.  

 

DUYARSIZ OLAMAYIZ

-Dünya genelinde pek çok katliam yapılıyor, açlıktan insanlar ölüyor ve sessiz sedasız izlemekle yetiniyoruz. Bunları gündeme taşıyarak bu insanların katledilmesini önlemek için ne gibi çalışmalar yapmalıyız?

Kamuoyu oluşturmak gerçekten önemlidir. Türkiye’de gündeme getirebildiğiniz takdirde Dünya kamuoyuna da ciddi anlamda yansıyor. 1990’larda Somali’deki sıkıntıların farkındaydık ve 2000’li yıllarda da o bölgeye yoğun bir şekilde çalışma yaptık. Aslında 2006 yılında da Somali de ciddi bir kıtlık yaşanmış ve gündeme gelmediği için oraya yoğun bir yardım kampanyası ulaşamamıştı. Sesimizi kitleye yayabildiğimiz takdirde bölgeye ciddi anlamda yardımlar ulaştırabiliyoruz. Geçen sene Doğu Afrika kuraklık döneminde Türkiye’de her türlü yardım kuruluşu Somali başta olmak üzere bölge için ciddi bir çalışma yürütmüş, bugüne kadarki en büyük yardım kampanyası koordine edilmişti. Hâlbuki biz bu durum 2000 yılından bu yana farkındayız. Ancak ciddi bir kamuoyu oluşturamadığımız için yardımlarımızın boyutu sınırlı kalıyordu. Diğer bölgelerle ilgili de kamuoyunun tamamının meselenin üzerine eğildiğinde çok ciddi şekilde gündem olabileceğini, kısa süreli çözüm olmasa bile, uzun dönemde çözüme yönelik ciddi adımlar atılabileceğinin kanaatindeyiz. Bu yıl da gündemimizde Arakan ve Patani var. Bu bölgelerde de uzun zamandır sıkıntı yaşanıyor. Eğer bu meseleyi kamuoyunun da gündemine getirebilirsek uzun vadede çözümler üretebilir ve dünya kamuoyunda da bunların duyulmasına yönelik ciddi çalışma yapabiliriz. 

 

http://www2.milatgazetesi.com/ezilenler-hep-muslumanlar-/31797

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam106
Toplam Ziyaret3048927
Saat
NAMAZ VAKİTLERİ

SAYFAMIZI BEĞENİN
VİDEOLAR

halilakpinarcom videoları Dailymotion'da

GAZETEKAMU.COM
Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 38° 23°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.57365.5959
Euro6.18786.2126
Takvim
İL İL TÜRKİYE
NAPOLYON TIKLA ÜYE OL
Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!