• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/halilakpinar
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=05056611119
  • https://www.twitter.com/halilakpinar
  • https://www.instagram.com/halilakpinar1453
  • https://www.youtube.com/channel/UCz-evvQhDvbJLw5bg_A8P1Q
Üyelik Girişi
MUHTEVA
Site Haritası

Custom Search

NAMIK KEMAL-,İNTİBAH İNCELEMESİ

İNTİBAH ROMAN ÖZETİ,OLAY ÖRGÜSÜ,KİŞİLER,YER VE ZAMAN

1. ESERİN ADI : İNTİBAH
A. YAZARI : NAMIK KEMAL
B. BASKI YILI : 1973
C. SAHİFESİ : 128
D. BASILDIĞI MATBAA : SULHİ BARAN MATBAASI

A. ROMANIN ÖZETİ


İyi yetiştirilmiş; ama hayat tecrübesi zayıf bir genç olan Ali Bey, İstanbul Çamlıca'da Mahpeyker adındaki hafifmeşrep "kötü bir kadına" tutulur. Annesi o güne kadar son derece itaatkar olan Ali Beyi, bu kadından ayırmak için evine Dilaşup adlı cariyeyi satın alır. Ali Bey, bir tesadüf eseri küçücük bir inceleme sonucu, Mahpeyker'in nasıl bir kadın olduğunu öğrenir. Büyük bir sarsıntı geçirir. O, bu sarsıntılarla bocalarken, annesi ustalıkla Dilaşub’u yeniden karşısına çıkarır. Avunmak ihtiyacı ile yanan genç adam bu sefer genç, güzel cariye ile ilgilenir. Dilaşub da zaten çoktan beri Ali Beyi sevmektedir. Evlenmeleri kararlaştırılır. Terk edildiğini anlayan MahpeykerAli Beyden öç almak ister. Mahpeyker, Dilaşup'a iftira atarak Ali Beyi öldürtmek ister.Dilaşup Ali Beyi ölümden kurtarır; ama kendisi ölür. Ali Bey de Mahpeyker'i öldürür ve hapse atılır. Ali Bey daha sonra hapisteyken ölür...

İntibah’ın Olay örgüsü:

  • Babasının ölümü üzerine Ali Beyin bunalıma girmesi... 
  • Annesinin onu arkadaşlarıyla Çamlıca'ya göndermesi... 
  • Ali Beyin Çamlıca'da Mahpeyker ile karşılaşması ve ona aşık olması... 
  • Ali Beyin Mahpeyker’i görmek için her gün Çamlıcaya’ya gitmesi... 
  • Mahpeyker'in nasıl bir kadın olduğunun anlatılması... 
  • Ali Bey ve Mahpeyker’in gizli gizli buluşmaları... 
  • Mahpeyker’in Ali Beyi ikna etmek için türlü yollar denemesi... 
  • Mahpeyker’in Ali Beyden intikam alma planları yapması... 
TEMEL ÇATIŞMALARI:
 
İyi-kötü, aşk-kin ve nefret, dürüstlük-kültürel yozlaşma, yalan-sadakat, gelenekçilik-gayri meşru ilişki gibi kavramlar metnin çatışmalarını oluşturmaktadır.
 
 
TEMASI:
 
İntibah romanının teması yanlış kadın sevmenin doğurduğu yıkımlardır. edebiyatfatihi.net
 
 
 

3. MUHTEVA(içerik) BİLGİSİ
A. ANA FİKİR :


Karşılaştıkları olaylar hakkında derinlemesine değerlendirme yapmadan karar veren insanlar çoğu zaman yanlış yaparlar.Ve ne yazık ki bu karardan dönmeleri de çok zor olur.Genellikle son pişmanlık fayda vermez...

B. ALINACAK DERSLER :
 Güvendiğimiz insanları iyi tanımamız lazımdır.
 Sevdiğimiz insanları seçerken çok dikkatli olmalıyız.
Kalbimizin sesini dinlerken beynimizin de sesini dinlemeliyiz.
Aşık olunmaması gereken kişilere aşık olanların hayatları alt-üst olur.
Seçimlerimiz yaparken sonuçlarını göz önünde bulundurmalıyız.
Kaybedecek bir şeyi olmayanlar hiçbir şeyden korkmazlar.
 Düşünerek karar vermeliyiz.
Bir anlık zevkler uğruna hayatımızı karartmamalıyız.


B. OLAYIN KİŞİLERİ VE TAHLİLLERİ :

( 1 ) FİZİKİ TAHLİLİ


ALİ BEY : 
Yirmi bir, yirmi iki yaşlarında yakışıklı bir delikanlıdır.Sarı benizli, kızların dikkatini çeken bir tiptir. Mahpeyker’in ona vurulmasının tek sebebi de onun bu karşı konulmaz çekiciliğidir.

MAHPEYKER : Boyu posu gayet düzgün, siyahımsı samur saçlı, ince düz kaşlı noktalı yeşil gözlü, çekme burunlu, ufacık ağızlı, kor dudaklı bir kadındır. 

ATIF BEY :Aşağı yukarı Ali Bey’le aynı yaştadır.Zarif biri olan Atıf Bey terbiyeli olduğu kadar düzgün giyimli ve bakımlı bir adamdır. 

MESUT BEY : Ellili yaşlarda olan Mesut Efendinin şakaklarına aklar düşmüş, yüzünde çizgiler belirginleşmiştir.Terbiyesini dış görünüşüyle açığa çıkarır. 

FATMA HANIM : Ali Bey’in annesi olan Fatma Hanım, özellikle kocasının ölümünden sonra iyice yaşlanmıştır.Ölmeden önce oğlunun mürüvvetini görmek ister. 

ABDULLAH EFENDİ: Çok zengin olan Abdullah Efendi, Suriyeli bir Arap’tır.Yaşı yetmişi geçtiği halde kadın, kız peşinde koşmaktan kendini alamaz.Yüzüne bakılamayacak kadar suratsız, çirkin bir adamdır.Yüzü çiçek bozuğundan delik deşik, rengi zenci hurması denilecek derecede koyu esmerdir.Alt kısmı frengiden dökülmüş çentik,yarım burnu; fırça yüzü görmemiş çürük dişleri; uyuz hayvan tüyü kadar seyrek bıyık ve sakalı, yüzünün korkunçluğunu bir kat daha arttırmaktadır. 

DİLAŞUB : Vücudunun tüm güzellikleriyle tam bir melektir. Güzelliğiyle Ali Beyi etkileyen Dilaşub, saçları sırma gibi sarı; alnı duru ve beyaz; tatlı mavi gözleri ve gülpembe yanaklarıyla çok çekicidir.


( 2 ) RUHSAL TAHLİLLER

ALİ BEY :
 Vatanımızın kültür merkezi olan İstanbul’da büyümüş, özel öğretmenlerden ders almış, çok muhteşem şekilde öğrenim görmüştür.O kadar ki;daha on yaşına bastığı zaman birkaç yabancı dil öğrenmişti.Ali Beyin terbiyesine ve davranışlarına bakanlar kendisini adeta bir melek zannederlerdi.Fakat Ali fazlaca sinirli ve kanı oynak birisiydi.Bunun neticesi olan hiddetini, aldığı terbiye ve gördüğü şefkatli muameleler sayesinde, herhangi bir şeye karşı lüzumundan fazla, adeta esirlik derecesinde düşkünlüğü hemen her halinden anlaşılırdı.Her neye merak sarsa, bütün işlerini bir yana bırakır, dünyayı unutur, sadece onunla meşgul olurdu.Bir şeyi arzu eder de gerçekleştirmesinde küçük bir engele rastlasa arzusu ne kadar önemli olursa olsun, onu gerçekleştirmek için en büyük fedakarlıktan çekinmezdi.Hatta ufak bir emeline ulaşamayınca günlerce hastalanır; geceleri gizli gizli ağlardı.


MAHPEYKER :
 Terbiye ve ahlak bakımından Ali Beyin tamamen zıddıydı.Alçak ve namussuz bir aileden yetişmiş; daha on dört, on beş yaşına gelmeden rezaletin her çeşidiniöğrenmişti.Biraz okuyup yazma öğrendiği ve hemen bütün şahitlerini İstanbul’un tanınmış "kötü kadınlarıyla" geçirdiği için şeytani zekası çok gelişmişti.İstediği adamı elde edip ona keyfinin istediği şekilde tahakküm ederdi.Son derece şehvet düşkünü olduğu için hoşlandığı erkekleri bin cilveyle hükmü altında tutmak ister ve bunu daima ustalıkla becerirdi.Yakışıklı erkekleri gerçekten severdi; fakat yılan bir adama nasıl sarılırsa bu da öyle sarılmak isterdi.Ve o erkeğin yalnız kendisine ait olmasını isterdi.

ATIF BEY : Ali Beyin iş arkadaşı olan Atıf Bey en az Ali Bey kadar terbiyeli ve karakterli bir insandır.Kısa zamanda ALİ Bey ile arkadaş ve sırdaş olmuştur.Fikirleri ve nasihatlarıyla Ali Beye yardımcı olmaya çalışmaktadır.

MESUT BEY :
 Atıf Bey’in dayısı olan Mesut Bey İstanbul’un her köşesine sokularak  çeşitli olayların içinde yoğrulmuş, dünyanın kaç bucak olduğunu anlamış, tecrübeli bir  adamdır.Kötülerin düşmanı iyilerin dostudur.

FATMA HANIM : Oğlunu gayet terbiyeli ve olgun şekilde yetiştirmeye dikkat ederdi.Oğlunun başına gelebilecek en ufak kötülük onu mahvederdi.Özellikle Mahpeyker’eaşık olduktan sonra oğlunun geleceğinden şüphe eder olmuştu.Asıl isteği ölmeden önce hayırlısıyla oğlunun mürüvvetini görmekti.


ABDULLAH EFENDİ : Suriye’nin en alçak, en ahlaksız adamlarından biriydi.Ortak olduğu tüccarları batırarak çok para kazanmış, bin bir hile ve düzenbazlıkla servetini kat kat arttırmıştı.Mahpeyker’le tanıştıktan sonra ona büyük bir ilgi duymuştur.

DİLAŞUB : Bir cariye olarak Ali Beyin evine girmiştir.Ali Bey’le evlendikten sonra iftiraya uğraması sonucu satılmış ve Mahpeyker’in eline düştükten sonra bin bir sıkıntı ve  işkenceye göğüs germiştir.Aslında Ali Beyi gönülden sevmektedir.


( 3 ) SOSYAL TAHLİLLERİ


ALİ BEY Bab-ı Ali’de katiplik yapan Ali Bey, özellikle babasının ünüyle tanınmış terbiyeli ve dürüst biridir.Zor duruma düştüğünde babasından kalan mirası sayesinde geçinebilmiştir.


MAHPEYKER : Tam anlamıyla bir "kötü kadın"dır..Aklı fikribeğendiği erkeklerle birlikte olmaktır.


ATIF BEY : İstanbul’un ileri gelen ailelerinden birinin çocuğu olarak yetişmiştir. Eğitimini tamamladıktan sonra Bab-ı Ali’de katiplik yapmaya başlamıştır.


MESUT BEY : Olgun ve terbiyeli karakteriyle, çeşitli yönleriyle tanınmış, güvenilir bir insandır.Gayet tecrübeli olan Mesut Bey İstanbul’u, özellikle de Çamlıca’yı tüm yönleriyle bilmektedir.

ABDULLAH EFENDİ :
 Aşırı derecede zengin, bir o kadar da şerefsiz ve namussuzdur.Mısır’la yaptığı ticaret işleri sayesinde çok para kazanan Abdullah Efendinin yapamayacağı şerefsizlik ve adilik yoktur.Ondan her türlü kötülük beklenebilir.

 
İLK EDEBİ ROMANIMIZ

                                                       


OLAYIN GEÇTİĞİ MEKANLAR:Tabiat veya gezinti yeri olarak adlandırabileceğimiz Çamlıca bir dış mekân örneğidir.
Romanda dış dünyayı temsil eden en önemli mekân ise olayların başladığı ve gerçekleştiği yer olan Çamlıca’dır.

Bilindiği üzere Tanzimat dönemi yazarlarını romanı kurgularken zorlayan durumlardan biri kadın ile erkeği bir araya getirmenin yarattığı güçlüktür. Bunun için ortak bir bağa veya mekâna ihtiyaç duyulmakta bu sebeple çoğu kez efendi-köle veya akrabalar arasındaki ilişkilerden yola çıkılmaktadır. Bu anlamda Çamlıca vb. mesire yerleri kadın ve erkeğin rahatça görüştüğü bir yer olmasa da bir araya gelebildiği bir mekân olması bakımından önemlidir. Dolayısıyla bir sosyalleşme aracı olan benzeri yerler romanı kurgularken yazarlar için mekân olmanın ötesinde kurtarıcı bir işlev yüklenirler.
Çamlıca bu anlamda romanda hayatî bir göreve sahiptir. Mahpeyker ile Ali Beyin karşılaşmaları,tanışmaları, Mahpeyker’in gerçek kimliğinin ortaya çıkması ve ilk tartışmaları hep bumekânda ve bu mekân sayesinde gerçekleşir. Romanda mekân, olayların gerçekleştiği yer olmanın dışında olayları tetikleyen veya olayların gidişatını belirleyen önemli bir unsurdur.

Örneğin, Mahpeyker’in gerçek kimliğinin ortaya çıkışında veya Dilâşup ile ilgili dedikoduların Ali Bey’e iletilip genç kadının gözden düşürülmesinde mekân böyle bir işlev yüklenir. Dolayısıyla Çamlıca yazar için önemli bir yardımcı, roman içinse önemli bir kahramandır. Ali Bey açısından ise hem birleştirici hem engelleyicidir.

Yazar, olayların gelişiminde önemli bir işlev yüklenecek olan bu kahramanı bir an önce okuyucusuna tanıştırmanın telaşıyla romana Çamlıca’yla veya mekân tasviriyle başlar.

Mekânın bu şekilde kullanımı Çamlıca açısından bir çeşit erken anlatımdır. Başka bir deyişle yazar, Çamlıca’nın önemini bize baştan hissettirir. Ayrıca yukarıda da belirtildiği üzere Ali Bey dış dünyayla teması sınırlı olan bir gençtir. O da tıpkı Çamlıca tepesi gibi şehre dolayısıyla hayata dışardan, uzaktan bakmaktadır. Bu haliyle Çamlıca, Ali Bey’in hayatın dışındalığının veya tecrübesizliğinin de ifadesidir.

Çamlıca, 
Tanzimat nesliyle özdeşleştirilerek yüceltilmektedir. Oysa ki Çamlıca romanda bunun tam tersi bir anlama sahiptir. Mekân her ne kadar “firdevs-i a’lânın yere inmiş bir kıt’ası” (Namık Kemal, 2000, s.7) yani cennetten bir parçaymış gibi tasvir edilse, önemli olayların gerçekleşmesine sebep olan ve aynı zamanda onlara mekân olan bir yer olsa da aslında yazarın gözünde olumsuz bir anlama sahiptir. Çünkü tüm kötülüklerin başlangıç yeri ve sebebi Çamlıca veya onun gerisinde yatan batılı zihniyettir. Yine aslında tüm kötülüklerin sebebi olan Ali Bey de Felatun Bey ve Bihruz’da olduğu kadar vurgulu ifade edilmese de Batılılaşmış bir züppedir. Tüm budalalıklarıyla babasının kendisine emanet etmiş olduğu yuvayı veya evi yok etmiştir.


İKİNCİ MEKAN EV


Romanda evin tasviri yapılmamakla birlikte eve ait unsurlar zaman zaman Ali Beyin eve girip çıkışı sırasında isim olarak anılır. Sadece adları anılan bu kısım veya unsurlar sırasıyla evin bahçesi, kapısı, üst kata çıkmaya yarayan merdiven Ali Beyin odasının kapısı ve Ali Beyin yatağıdır. Anlaşılacağı üzere bunlar Ali Bey’in eve girişi çıkışı sırasında takip ettiği güzergah boyunca adları zorunlu olarak anılan unsurlardır.


( 4 ) YAZAR HAKKINDA BİLGİ
 

Namık Kemal, 21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu, 2 Aralık 1888’de Sakız Adası’nda öldü. Asıl adı Mehmet Kemal. Namık adını ona şair Eşref Paşa verdi. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa’nın yanında, Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşında İstanbul’a babasının yanına döndü. 1863’te Babıali Tercüme Odası’na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865’te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın nedeniyle 1867’de kapatıldı.

Sürgünler dönemi

 

Namık Kemal, İstanbul’dan uzak olması için Erzurum’a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa’nın çağrısı üzerine Ziya Paşa‘yla birlikte Paris’e kaçtı. Bir süre sonra Londra’ya geçerek Mustafa Fazıl Paşa’nın parasal desteğiyle Ali Suavi’nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı “Muhbir” gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi‘yle anlaşamadı, Muhbir’den ayrıldı.

1868’de gene Fazıl Paşa’nın desteğiyle “Hürriyet” gazetesini çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar yüzünden, Avrupa’da desteksiz kalınca, 1870’te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa’nın çağrısıyla İstanbul’a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872’de “İbret” gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete 4 ay kapatıldı. İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı “Vatan Yahut Silistre” oyunu, 1873’te Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahnelendi. Oyunu izleyenler galeyana gelip olay çıkardı. Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa’ya sürgüne gönderildi.

Türk Edebiyatı’nda İlkleri

1876’da I. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi’yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca Meclis-i Mebusan kapatıldı, Namık Kemal tutuklandı. Midilli Adası’na sürüldü. 1879’da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884’te Rodos, 1887’de Sakız Adası’na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu’da Bolayır’da defnedildi.

Şiirlerini küçük yaşlardan itibaren yazdı. Şinasi’yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilendi.

En önemli özelliklerinden biri, Türk şiirini Divan şiirinin etkisinden kurtarmaya çalışması. “Vatan Şairi” diye de isimlendirildi. Tiyatroya özel bir önem verdi, altı oyun yazdı. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistre, Avrupa’da da ilgi uyandırdı ve beş dile çevrildi. İlk romanı “İntibah” 1876’da yayınladı. Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılır. Romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri oldu. En önemli eleştiri eserleri Tahrib-i Harâbât ile Takip. Gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yeri var. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazıları yayınlandı. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı 500 kadar.

Namık Kemal ile ilgili kısa tespitler (Özet):

 
  • Asıl adı Mehmed Kemal’dir.
  • Namık” mahlasını hicivleriyle tanınan Eşref Paşa‘dan almıştır.
  • 1840 tarihinde Tekirdağ’da doğmuştur.
  • Servet-i Fünûn kuşağından Ali Ekrem Bolayır‘ın da babasıdır.
  • Leskofçalı Galib ve Hersekli Arif Hikmet Bey’in Çukurçeşme’deki konağında yapılan Encümen-î Şûara toplantılarına katılarak edebiyat dünyasıyla ilk ciddi temaslarını kurar.
  • İlk şiirleri genellikle müşterek gazel ve nazire şeklindedir denilebilir. Bir divan oluşturabilecek kadar gazel kaleme almıştır. İlk gazellerinde yoğun bir tasavvufî etki hakimdir.
  • Birçok yazısında bahsettiği üzere ustası Şinasi‘dir. Namık Kemal’in karakteristik şiir anlayışı 1862’de Şinasi’yi tanımasından sonra şekillenmiştir.
  • Namık Kemal; Türk şiirine vatan ve millet sevgisi, hürriyet, hamiyet, hak, hukuk, adalet gibi birtakım yeni kavramları getirmiştir.
  • En Meşhur Şiirleri: Vaveylâ, Bir Muhacir Kızının İstimdadı – Vatan Mersiyesi, Hilâl-i Osmanî, Hürriyet Kasidesi. Namık Kemal bu şiirlerini 93 Harbi’nin açtığı felaketler sebebiyle yazmıştır.
  • Hürriyet Kasidesi‘nin asıl adı Besâlet-i Osmanîyye ve Hamîyyet-i İnsanîyye’dir. Hürriyet Kasidesi ilk olarak, Hürriyet gazetesinde yayımlanmıştır.
  • Namık Kemal hem hece ölçüsü hem aruz ölçüsü kullanmakla beraber şiirlerini daha çok aruz ölçüsü ile kaleme almıştır.
  • “Vaveylâ” ve “Hilâl-i Osmanî” hem biçimsel açıdan hem de muhteva açısından “yeni” şiirlerinin iki önemli örneğidir.
  • Hürriyet Kasidesi, biçimsel açıdan eski, muhteva açısından “yeni” şiirlerinin ilk önemli örneğidir.

Namık Kemal’in Tiyatroları

  • Namık Kemal’in en çok eser verdiği tür, tiyatrodur.
  • 6 tiyatro oyunu kaleme almıştır.
  • Çeşitli yazılarında en sevdiği türün tiyatro olduğunu sık sık vurgulamıştır.
  • Namık Kemal’e göre tiyatro “en faydalı eğlence”dir.
  • Namık Kemal’in tiyatrosu, belli bir tezin işlendiği bir dava tiyatrosu mahiyetindedir diyebiliriz.
  • Namık Kemal, Celal Mukaddimesinde ilk defa “tiyatro” türü üzerinde detaylıca durmuştur.
  • Tiyatrolarında da romantik etki hakimdir.
  • Ona göre “tiyatro cihanın aynıdır.” Ona göre “tiyatro ahlâk ve lisân mektebidir.”
  • Fransız klasik tiyatro yazarlarını da tanımakla beraber daha çok romantik dram türünü tercih eden Namık Kemal’in sevdiği yazarlar arasında daha ziyade Shakespeare, Hugo ve Corneille vardır.
  • Hugo’nun aynı zamanda romantizmin beyannamesi olarak kabul edilen ünlü “Cromwell” adlı eserinin ön sözüne bir nazire gibi kaleme aldığı Celâl Mukaddimesi’nde tiyatroyu “edebiyatın en büyük kısmı” saymıştır.

Ayrıca bakınız ⇒ Namık Kemâl’in Tiyatro Eserleri ve Özellikleri

Tiyatro Eserleri

1. Vatan Yahut Silistre (1873)

  • Namık Kemal’in en tanınmış eseridir.
  • Namık Kemal’in tiyatro türündeki ilk eseridir.
  • Türk edebiyatında daha çok “Batılı anlamda sahnelenen” ilk oyun olarak değerlendirilmiştir.
  • 1873 yılı başlarında Bosna-Hersek isyanının ortaya çıktığı bir sırada sahnelenmiştir.
  • Eserin konusu; 1853 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rumeli topraklarındaki Silistre adlı kalenin kahramanca savunulmasıdır.
  • Dört perdeden meydana gelen bir oyundur.
  • Oyunun başkarakterleri Zekiye, İslam Bey, Abdullah Çavuş ve Sıtkı Bey’dir.
  • 1 Nisan 1873 gecesi Gedikpaşa Güllü Agop OsmanlI Tiyatrosu’nda temsil edilmesinden sonra seyirciler büyük bir coşku ile Namık Kemal lehinde tezahüratlar yapmıştır.
  • Seyirciler bu coşku ile Namık Kemal’in o dönemde çalıştığı gazete olan İbret gazetesinin önüne gelerek Namık Kemal’i görmek istemişlerdir. Namık Kemal’i orada bulamayınca tüm kalabalık adına Namık Kemal’e bir mektup bırakılmıştır. Seyircilerin bıraktığı bu mektup iki gün sonra ibret gazetesinde yayımlanmıştır. Bu yayının ardından İbret gazetesi süresiz olarak kapatılmış ve bu gazetenin dört önemli ismi olan Ebüzziya Tevfik, Namık Kemal, Nuri Bey ve Hakkı Bey Magosa’ya sürgüne gönderilmiştir.
  • Vatan Yahut Silistre; tiyatro tekniği, tipler ve üslup bakımından romantik tiyatro bağlamında ele alınmaktadır.
  • Oyunun kahramanları tek boyutlu olarak anlatılmıştır.
  • Oyunda bir hitabet üslubu hakimdir.

2. Gülnihal (1875)

  • Namık Kemal’in ikinci tiyatro eseridir.
  • Oyunun asıl adı Râz-ı Dil’dir.
  • Vatan yahut Silistre’nin oynanması sırasında ortaya çıkan olaylar nedeniyle hemen sahneye konulamamıştır.
  • Beş perdelik bir piyestir.
  • Oyunun esas konusu, zalim bir yöneticiye karşı girişilen halk hareketidir.
  • Oyunun başkarakteri zalim yönetici Kaplan Paşa’dır.
  • Olayın geçtiği zaman Tanzimat öncesidir.
  • Eserin dili sade bir yapıya sahiptir.

3. Âkif Bey (1874)

  • Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre adlı piyesinin oynanması dolayısıyla çıkan hadiseler üzerine sürgüne giderken vapurda tasarlayıp Mago- sa zindanında tamamladığı eseridir.
  • Beş perdelik bir dramdır.
  • Eserin konusunu; Yunan isyanı, Navarin baskını ve Kırım Savaşı oluşturmaktadır.
  • Eserde kahraman bir kocaya ihanet eden bir kadının aile ve toplum hayatında oynadığı yıkıcı rol üzerinde durulmuştur.
  • Eserin özü, Namık Kemal’in Dâniş Bey yahul Fâhişe-i Tâibe adı ile bahsettiği bir maceradan alınmıştır.
  • Eserin içerisinde aruzun yanı sıra hece vezniyle kaleme alınmış şiirler de mevcuttur.
  • Tiyatro tekniğine uygun bir eserdir.
  • Birbirine zıt karakterlerin davranışları üzerine kurulmuştur.

4. Kara Bela (1908)

 
  • Beş perde halinde kaleme alınmıştır.
  • Eserin konusu Hint tarihinden alınmıştır.
  • Vak’a Babürlüler Devleti’nin sarayında geçmektedir.
  • Oyunun iki ana karakteri Behrever Banu ve Mirza Hüsrev’dir.
  • Namık Kemal’in en zayıf eseri olarak kabul edilmiştir.
  • Namık Kemal’in sağlığında basılmamış tek eseridir.
  • İlk defa II. Meşrutiyet yıllarında yayımlanabilmiştir.

5. Zavallı Çocuk (1873)

  • Üç perdelik bir trajedidir.
  • Gençlerin aile baskısıyla evlendirilmeleri ve hazin sonları işlenmiştir.
  • Oyunun iki ana karakteri, Şefika ve Ata’dır.
  • 18. yüzyıl Avrupa romantik edebiyatlarında birçok örneği görülen “verem edebiyatı” ile “intihar edebiyatı” kavramlarını Türk edebiyatında işleyen ilk eserlerdendir.
  • Victor Hugo’nun Hernani adlı dramının sonu ile Zavallı Çocuk’un sonu arasında önemli benzerlikler mevcuttur.
  • Zavallı Çocuk (Namık Kemal), İçli Kız (Abdülhak Hamit Tarhan), Vuslat (Recaizade Mahmut Ekrem); bu üç önemli tiyatro oyunu yapısal, ve içerik olarak birbirine oldukça benzemektedir.

6. Celâleddin Harzemşah (1885)

  • Namık Kemal’in üzerinde en çok çalıştığı ve en sevdiği eseri olarak bilinir.
  • Namık Kemal’in en uzun oyunudur.
  • 15 perdeden oluşmaktadır.
  • Namık Kemal’in “sahnelenmek üzere değil okunmak üzere yazılmış” tek tiyatro oyunudur. Tanzimat’tan sonraki Türk edebiyatında romantik tiyatroda Abdülhak Hamid’in eserlerinden önceki ilk zirve olarak kabul edilmiştir.
  • İslam dünyasını tehdit eden Moğol tehlikesine karşı kahramanca mücadele eden Harzemşahlar Devleti’nin son hükümdarı olan Celâleddin Harzemşah’ın hayatını, kahramanlıklarını ve Moğollara karşı giriştiği mücadele ve gayretleri anlatılmıştır.
  • Oyunun en az kendisi kadar meşhur olan bir de mukaddimesi vardır: Mukâddime-î Celâl

Mukâddime-î Celâl’den öne çıkan başlıklar

  • Bu mukaddimede tiyatro eğlencelerin en faydalısı olarak tanıtılmıştır.
  • Bu mukaddimede tiyatronun yanı sıra aynı zamanda roman türü üzerinde de durulmuştur.
  • Bu mukaddimede halk edebiyatı ürünlerinden biri olan “halk hikayeleri” eleştirilmiş bu ürünler bünyesinde taşıdığı olağanüstü motifler sebebiyle “koca karı masalı” ifadesiyle tenkit edilmiştir.
  • Bu mukaddimede Türk anlatı geleneğinin süratle romana yönelmesini ve Türk romanının geliştirilmesi için aydınlara büyük sorumluluklar düştüğü vurgulanmıştır.

Namık Kemal’in Roman Türüne İlişkin Görüşleri

  • Namık Kemal romanı da diğer edebi türler gibi halkı eğitmeye yarayacak, fikirlerini geniş kitlelere yayabileceği “faydalı bir eğlence” olarak değerlendirmiştir.
  • Hayatı boyunca sadece iki roman kaleme almıştır: intibah ve Cezmi.
  • Sosyal fayda ve kıssadan hisse çıkarma anlayışı romanlarında hakimdir diyebiliriz.
  • Ona göre “roman, hakikate, tabiata ve akla uygun olmalıdır.”
  • Namık Kemal’in romanında birçok teknik kusur mevcuttur.

Romanlarının Kısa Tanıtımı:

1. İNTİBAH (1876)

  • Eserin ilk adı, Son Pişmanlık’tır.
  • Türk edebiyatı tarihinde “edebi karaktere sahip ilk roman” olarak kabul edilmiştir.
  • Genel olarak aşk ve kıskançlık temaları üzerinde kurgulanmış bir romandır.
  • Eserin kısmen sosyal bir muhtevaya da sahip olduğu yönünde bilgiler mevcuttur.
  • Eserdeki ana mekan İstanbul-Çamlıca’dır.
  • Romanın üç ana karakteri: Ali Bey, Mahpeyker, Dilaşub’tur.
  • Eserde tutkulu bir yapıya sahip olan ve iyi bir eğitim aldığı halde hayatın gerçekleri karşısında cahil ve tecrübesiz bir şekilde yetiştirilmiş Ali Bey’in başından geçen ve sonu felaketle biten bir aşk macerası anlatılmıştır.
  • Eserin özellikle Kamelyalı Kadınlar adlı romanla benzerlik gösterdiği konusunda araştırmacılar hemfikirdir.

2. CEZMİ (1880)

  • Türk edebiyatı tarihinde “ilk tarihî roman” olarak kabul edilmiştir.
  • İki cilt olarak tasarlanmış fakat bir cilt olarak yazılmıştır. 11 fasıl ve 41 kısımdan oluşan bir romandır.
  • Romanın konusu, 16. yüzyılda II. Selim devrinde başlayıp aralıklarla devam eden Osmanlı-İran savaşlarıdır.
  • Romanın başında 16. yüzyılın genel siyasi durumu ve romana adını veren Cezmi’nin tasvirlerinden oluşan ve esas konu ile ilişkili olmayan bir giriş bölümü vardır.
  • Cezmi’nin İran savaşları sırasında gösterdiği kahramanlıklar ve bu savaşlar sırasında tanışıp dost olduğu Adil Giray’ı esaretten kurtarma sırasında başından geçenler anlatılmıştır.
  • Cezmi, roman tekniği açısından İntibah’a göre daha başarılıdır.
  • Bu romanda konuşmalar intibah’a göre daha azdır.
  • “İdeolojik bir roman” olarak kabul edilmiştir.
  • İttihâd-ı İslam, vatan sevgisi ve insan hakları gibi konular romanın üzerinde durduğu ana temalardır.

Namık Kemal’in Edebi Tenkitleri/Eleştirileri

1. Tahrîb-i Harabat (1885)

  • Hürriyet mücadelesi yolunda eski dava arkadaşı Ziya Paşa’nın bir tür eski Türk edebiyatı antolojisi niteliğindeki Harabat adlı eserinin başında yer alan Mukaddime ve bu eserin birinci cildinin eleştirisidir.
  • Namık Kemal’e göre Ziya Paşa Sultan Abdülaziz’e yaranmak üzere bir eski taraftarlığına girişmiştir.
  • Eserin en meşhur cümlesi Ziya Paşa’ya hitaben şöyledir: “Eskiyi hortlatıyorsun oysa onu beraberce gömmeye azmetmiştik.”
  • Tahrîb-i Harabatla ayrıca Harabat’taki hatalar da bir bir sıralanmıştır.

2. Takip (1885)

  • Harabat’ın ikinci ve üçüncü ciltlerine dönük olarak yazılmış eleştiri türünde bir eserdir.
  • Ziya Paşa’nın bilgi yanlışları, eserin içerisinde yer alan birtakım tezat bilgiler alaycı bir dille anlatılmıştır.

3. Renan Müdafanâmesi (1908)

  • Fransız Akademisi üyelerinden Ernest Renan’ın 1883 tarihinde verdiği bir konferansta ileri sürdüğü “İslamiyet’in özellikle eğitim alanında bütünüyle Müslümanların ilerlemesine engel teşkil ettiği” şeklindeki görüşlerini eleştirmek üzere kaleme alınmıştır.

Namık Kemal

NAMIK KEMAL’İN ESERLERİ

TİYATRO:

  • Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940)
  • Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940)
  • Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958)
  • Celaleddin Harzemşah (1885, yeni harflerle 1977)
  • Kara Bela (1908)

ROMAN:

  • İntibah (1876, yeni harflerle 1944)
  • Cezmi (1880, yeni harflerle 1963)

ELEŞTİRİ:

  • Tahrib-i Harâbât (1885)
  • Takip (1885)
  • Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1962)
  • İrfan Paşa’ya Mektup (1887)
  • Mukaddeme-i Celal (1888)

TARİHİ KİTAPLAR:

  • Devr-i İstila (1871)
  • Barika-i Zafer (1872)
  • Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973)
  • Kanije (1874)
  • Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946)
  • Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974)
  • Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden sonra)
 
KAYNAK :https://www.edebiyatfatihi.net/2013/06/intibah-roman-ozetiolay.html

Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam117
Toplam Ziyaret3705026
VİDEOLAR
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar32.477332.6074
Euro34.596434.7351
Takvim