• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
MUHTEVA
Site Haritası

Alexa

Custom Search

Necip Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine Yunus AYATA

C.Ü. İlahiyat
Fakültesi Dergisi
XIII/1 - 2009, 115-132
Necip Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine
Yunus AYATA*
Özet
Necip Fazıl Kısakürek, Türk edebiyatının önemli simalarındandır. O,
edebî türler içinde şiirden sonra tiyatroya önem vermiştir. Tiyatro vasıtasıyla
hayata ‘mistik bir ayna’ tutma iddiasında olan yazar, bir kısmı
yarıda kalan on yedi tiyatro eseri kaleme almıştır. İnceleme konusu
yapılan Püf Noktası adlı tiyatro oyunu, yazarın ölümünden sonra
basılma fırsatı bulmuştur. Her şeyin tersinden gösterilerek toplumsal
bir ironinin yapıldığı komedi tarzındaki eserin ilk baskısı 2000’de yapılmıştır.
Hakkında yeterince değerlendirme yapılmamış olan eser, bu
yazı çerçevesinde kurmaca bir metin olarak incelenmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Püf Noktası, mistik, tiyatro, Necip Fazıl
Abstract
Necip Fazıl Kısakürek is one of the prominent personas in Turkish literature.
Among the literary genres, he alongside the poetry gave
mostly weigt to theater (darama). The author who was in claim of reflecting
the life like in a mirror wrote up seventeen drams some of
which were not completed. The drama Püf Noktası which is handled in
this study has been published after his death. The Darama in which a
social irony has been made by showing everything obversely in a
comedy style has been published in the year of 2000. In this study,
The Drama about which no enough evaluation has been done yet by
now will be analyzed as a fictive text.
Key Words: Püf Noktası, mystic, theater, drama, Necip Fazıl
Giriş
Necip Fazıl Kısakürek, Türk edebiyatının önemli simalarından
olup, yaşadığı sürece hâl ve hareketleriyle, söz ve fiilleriyle toplum
hayatında belirleyici olmaya çalışmıştır. Bu çerçevede şiir, hikâye,
roman, deneme, fıkra, hatıra, biyografi… gibi pek çok sahada faali-
* Yrd. Doç. Dr., Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı
Bölümü Öğretim Üyesi (ayata@cumhuriyet.edu.tr).
116 * Yusuf AYATA
yet göstermiştir. Onun önem verdiği türlerden biri de tiyatrodur.
Muhsin Ertuğrul’un özendirmesiyle (Kısakürek 1994: 228-229) tiyatro
eserleri yazmaya başlayan Necip Fazıl, tiyatroyu, “sanat şekilleri
içinde” “en büyük keşif” (Kısakürek 1998:120) olarak nitelendirir
ve “güzel sanatlar içinde bir zirve olarak kabul eder” (Okay
2003:84). Ona göre tiyatro “mistik bir ayna”dır (Kısakürek
1998:10) ve onun tiyatrolarını bu genel bakış açısı etrafında değerlendirmek
mümkündür.
Püf Noktası1, yazarın sayısı on yediyi bulan tiyatro eserlerinden
en son basılanıdır.2 Mustafa Miyasoğlu’nun belirttiğine göre
eser, 1965’te yazılmış olmalıdır (Miyasoğlu 2008). Miyasoğlu, Necip
Fazıl’la Vasfi Rıza Zobu arasında geçen şöyle bir konuşmadan bahsetmektedir.
Eserleri ideolojik tavrından dolayı basılmayan Necip
Fazıl, durumu Vasfi Rıza’ya anlatır ve “Şimdi bana, öteden beri
idealim olan bir iş düşüyor: Dram muharrirliğinden komediye geçmek
ve içinde yaşadığımız cemiyeti, hüngür hüngür güldürücü tezatları,
nispetsizlikleri, samimiyetsizlikleri, sahtekârlıklarıyla resmetmek...
Bu benim en büyük eserim olabilir. Oynar mısın böyle
bir komediyi?” der. Vasfi Rıza da “Elbette oynarım!” cevabını verir.
Necip Fazıl’ın Vasfi Rıza’ya yazacağını söylediği oyunun Püf Noktası
olduğunu düşünen Miyasoğlu, onun bu olayı 7 Ekim 1964 tarihli
Büyük Doğu’da anlattığını da belirtir. Eserin ilk basımı, yazarın
ölümünden sonra 2000 yılında, diğer eserleri gibi, Büyük Doğu
Yayıncılık tarafından yapılmış, 2008 yılında da Adıyaman’da iki
perdelik bir oyun olarak sahnelenmiştir.3
Necip Fazıl’ın tiyatro yazarlığını 1935-1949 ve 1964-1978 olmak
üzere iki devreye ayırmak mümkündür (Çebi 1981:135). Birinci
devresinde yayımlamış olduğu eserlerinde tiyatro sanatının
estetik kaygılarına bağlı kalan yazar, Püf Noktası’nın da içinde bulunduğu
ikinci devresinde tiyatroyu bir dava/tez aracı olarak görmüştür.
Eserle ilgili ayrıntılı bilgi, kendisinin talebi üzerine oyunun Necip
Fazıl tarafından yazıldığını söyleyen tiyatro oyuncusu Abdullah
1 İncelemede geçen parantez içindeki sayfa numaraları aşağıda künyesi belirtilen
esere aittir: Necip Fazıl KISAKÜREK, Püf Noktası, Büyük Doğu Yay., İstanbul,
2006.
2 Necip Fazıl’ın ikisi yarım kalan, biri de ölümünden sonra basılan tiyatro eserleri
telif ediliş sırasına göre şöyledir: Tohum (1935), Bir Adam Yaratmak (1937),
Künye (1939), Sabır Taşı (1940), Para (1941), Sır (1946, yarım kalmıştır),
Nâm-ı Diğer Parmaksız Salih (1948), Siyah Pelerinli Adam (1949), Reis Bey
(1960), Ahşap Konak (1960), Kumandan (1960, yarım kalmıştır), Kanlı Sarık
(1967), Ulu Hakan Abdülhamit Han (1968), Yunus Emre (1969), Mukaddes
Emanet (1971), İbrahim Ethem (1978) ve Püf Noktası (2000)
3 http://www.tumgazeteler.com/?a=2896974 (Cuma, 12 Haziran 2009)
Necip Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine * 117
Kars tarafından verilmektedir. Buna göre Kars, Necip Fazıl’la görüştüğü
bir gün sanatçıdan tek sahnelik bir oyun yazmasını istemiş,
o da bu istek üzerine komedi olarak Püf Noktası’nı yazmıştır
(Kars 2002; Sağlık 2005:346).
Dört perdelik bir komedi olan eserde, yazar, perdeler arasında
özel olarak sahne geçişlerinden ve ayrıntılı bir şekilde mekân tasvirlerinden
bahsetmekle kalmamış, aynı zamanda oyuncuların jest
ve mimikleri hakkında da bilgi vermiştir.
Necip Fazıl’ın tiyatrolarının kurgusunu genellikle tezatlar oluşturur.
Onun “Oyunlarında kahramanlarının çok kez günah duygusu,
vicdan azabı, kader-irade, akıl-duygu-sezgi ilişkileri, madde ve ruh
çatışması, aklın sınırlarının zorlanması ve her şeyin ötesinde bir sır
bulunduğu inancı gibi sorunsallar” (Erdoğan-Yalçın 2003:603) görülür.
Asıl kahraman Recep Kafdağlı’nın aradığını bulamamasından
doğan “iç çatışma”sının anlatıldığı Püf Noktası’nda özellikle madde
ve ruh karşıtlığı işlenmektedir.
1. Yapısal Unsurlar
1.1. Olay Örgüsü
Eser, başkahraman pozisyonundaki Recep Kafdağlı’nın kendisini
asmaya çalıştığı sahneyle başlamaktadır. Arkadaşları Ressam
ve Müzisyen onun bu hâlini görünce çok şaşırırlar; ancak biraz da
bekledikleri bir durumdur bu. Çünkü Recep hayattan bezmiştir ve
ölmeyi istemektedir.
Ressam ve Müzisyen, Recep’i ipten indirmeye çalışırken birden
onun ölmediğini fark ederler. İpin sarkan kısmının ucundaki kanca
Recep’i belinden yakalamış ve onu kurtarmıştır. Tabii arkadaşları
bunun kesinlikle planlı bir şey olduğunu, Recep’in kendilerini aldatmak
istediğini düşünürler. Tepkilerini gösterir ve onu ipten indirmezler.
Daha sonra yine bir başka arkadaşı Sîret Mesâil gelir ve
onu ipten indirir. Ancak o da Recep’in bunu planlı yaptığını düşünmektedir.
Hepsi bir arada iken Recep, hayattan bezdiğini, ölmek
istediğini ancak bunu bir türlü başaramadığını, bundan dolayı da
intihar etmeye teşebbüs ettiğini söyler. Silahı, ilacı, hatta kendisini
arabaların önüne atmayı dahi denemiştir; ama olmamıştır, ölememiştir.
Kafdağlı’nın bu kararlılığı üzerine Sîret ona kesin bir ölüm
yolu gösterir. Tophanede kahvesi olan Efe adında bir kabadayı vardır.
Oraya gidecekler, Recep, kabadayının kafasından hiç çıkarmadığı
kasketini alıp yere atacak, ona meydan okuyacak, bunun üzerine
de Efe sinirlenecek, orada Recep’i bıçaklayacak ve öldürecektir.
Kafdağlı’nın arkadaşları kahveye giderek Efe’yle tanışırlar. Efe,
onların hâllerindeki garipliği sezmiştir. Tam bu sırada Recep gelir
118 * Yusuf AYATA
ve Efe’nin kim olduğunu sorar. Onun hakkında ileri geri laf eder.
Maksadı onu sinirlendirip kendisine saldırmasını sağlamaktır. Ancak
Efe, kendisinden hiç beklenmeyecek bir şey yapar. Bıçağını yere
atar, Recep’in karşısında iki büklüm bir vaziyette, ağlayan bir sesle
yalvarır. Herkes hayret içindedir. Recep yine ölememiştir.
Efe’nin dize gelmesi Recep’e bir şeyi öğretir: “Kendisini güçlü
görenin karşısında ondan daha güçlü görünmek.” Recep bundan
sonra hayatın sırrını çözdüğünü düşünür. Artık “öl”mek yerine
“ol”mak için çalışmaya karar verir ve bunu hayatın “püf noktası”
olarak görür. Her şeyin püf noktasını yakalamaya karar verir. Püf
noktalarını yakalayacak, yükselecek ve sahteliklerle, yapmacıklarla
dolu bu cemiyete hükmedecektir.
Recep, Efe’yi de yanına yardımcı olarak alır ve siyasetle ilgilenmeye
başlar. Partinin paraya ihtiyacı vardır. Bir gün gazetede
çıkan bir haber üzerine banka temsilcileri, Recep’e ait olan Çözüm
İş Bürosuna gelir ve ondan yardım isterler. Bu arada Recep partinin
genel başkanına paravanın arkasına saklanarak kendisini izlemesini
söyler.
Recep, banka temsilcileri ile konuşur. Onlar bu haberin devamının
yayımlanmamasını, aksi takdirde halkın bunu ciddiye alması
üzerine iflasa kadar gidebileceklerini söylerler. O, sakin bir şekilde
konuşmaya başlar. Daha sonra yavaş yavaş onların hatalarını yüzlerine
vurur; suçlarının delillerini ortaya koyar. Köşeye sıkışan banka
temsilcileri Recep’le maddi anlamda bir uzlaşmaya vararak işi
hallederler. Oradan ayrılırken Recep üzerlerindeki ses kayıt cihazlarını
bırakmalarını ister. Onlar çıkınca Recep, gazete patronunu arar
ve o haberin yayımlanmasını engeller. Paravanın arkasından çıkan
genel başkan şaşkındır. Ancak Recep’in sayesinde parti için gereken
para elde edilmiştir.
Recep yaptıklarıyla çok ünlü olmuş ve artık hiçbir maddi kaygısı
kalmamıştır. Ancak bunlar onu mutlu etmeye yetmez. Onun hayal
ettikleri bunlar değildir.
Recep bir gün etkili bir sabah ezanının sesiyle uyanır. Camiye
gider. Orada musalla taşının yanında yüzü ve kılığı belirsiz bir ihtiyar
vardır. İhtiyar, Recep’e tacını, tahtını bırakıp derviş olan, İbrahim
Ethem’in hikâyesini anlatır. Recep’e döner ve “Oğlum! Allah
seni bu iş için yaratmadı.” (s.80) der. Bu sözün üstüne Recep neye
uğradığını şaşırır. Başkalarının püf noktalarını ararken kendi püf
noktasından vurulmuştur.
Bu olaydan sonra Recep, elde ettiği her şeyi geride bırakır ve
eski bohem hayatına, arkadaşlarının yanına döner.
Necip Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine * 119
1.2. Eserin Merak Unsurları ve Açıklamaları
Anlatma esasına bağlı metinlerde ilgiyi çekebilmek için okuyucunun
dikkatini canlı tutmaya ihtiyaç vardır. Bu çerçevede yazar,
çeşitli merak unsurları oluşturur. Bunların bir kısmı metin içinde
çözüme kavuşur; bir kısmı ise okuyucunun zihninde devam eder.
İlgi çekici merak düğümleri atmak ve bunları başarıyla çözümlemek
ya da okuyucunun zihninde devam etmesini sağlamak yazarın
kabiliyeti ile ilgilidir. Necip Fazıl, Püf Noktası’nda okuyucunun ilgisini
canlı tutabilmek için merak unsurlarına başvurmuş ve bunların
tamamını da eserin içinde cevaplandırmıştır. Bunlar; aşağıda gösterildiği
gibidir.
1. Ölmek için elinden geleni ardına koymayan, kendine kurşun
sıkan, bir tüp uyku ilacı içen, arabaların önüne atlayan, son olarak
da kendisini asan Recep Kafdağlı acaba ölmeyi başarabilecek mi?
(s.11, 25)
Recep Kafdağlı son intihar teşebbüsünden sonra arkadaşlarıyla
adamakıllı konuşur. Ölmek konusundaki kararlılığını dile getirir.
Onlar da Recep’i bu kadar istekli görünce ona yardımcı olmaya karar
verirler. Plana göre Recep’i ünlü kabadayı Efe’nin mekânına
götürerek ona sataşmasını sağlayacaklar ve Efe de bıçağını çıkararak
onu oracıkta öldürecektir. Bu planda Recep’in ölmesi kaçınılmaz
görülmektedir. Ancak bu plan tutmaz. Recep’in posta koyması
karşısında Efe dize gelir, ona yalvarır. Recep böylelikle yine hayatta
kalmış olur. (s.36)
2. Biri ölmeye teşebbüs eden, diğerleri de onun gibi hayata
küsmüş olan sanatkârların sonu acaba ne olacak? (s.11)
Recep “öl”emediği için “ol”maya karar verir ve birçok alanda
faaliyet göstermeye başlar; başarılı da olur. Ancak onun istediği
böyle bir hayat değildir. O nedenle de eski hayatına döner. Ressam,
Müzisyen ve Sîret’in hayatında ise ciddi bir değişiklik olmamıştır.
Başladıkları gibi devam etmişlerdir. Efe ise hem efeliğinden
hem de Recep’in eski hayatına dönmesi üzerine işinden olmuştur.
(s.78)
3. Recep arkadaşlarının onu intihardan kurtarması üzerine,
oturup onlarla konuşmuş, durumunu izah etmiştir. Recep hikmet
sahibi birinin sözünü diline dolamıştır. Bu söz, “Ya ol! Ya öl!” şeklindedir.
O da “ol”amadığını ya da “öl”emediğini fark etmiştir. Acaba
Recep “ol”mak derken neyi kastetmektedir? (s.19)
Recep bu berbat cemiyette “köşe başı şairi” gibi hayat sürdüğünü,
bu cemiyetin bir lokma ekmeği gerçek sanatkâra çok gördüğünü
söylüyor. Ona göre “ol”mak ise, bu hayattan vazgeçip yapmacıklıklarla,
iğretiliklerle, sahteliklerle dolu hayata ayak uydur120
* Yusuf AYATA
maktır. Nitekim böyle de olur. Kafdağlı “ol”maya karar verdiği anda
cemiyetin en üstlerinde kendine yer bulur.
4. Recep, Efe’yi dize getirince Efe, onun bir davranışla ruhunu
bağladığını kendine ne olduğunu anlayamadığını söyler. Recep ise
davranışın sırrını asıl Efe’nin kendisine öğrettiğini söyler. Efe şaşırır.
Kendisinin dahi farkında olmadığı bu davranışı acaba nedir?
(s.40)
Bu soruyu Efe de Recep’e sorar. Kafdağlı, ona, birden bire olmayacağını
bu sırrı zamanla kendisinin yanında çalıştıkça öğreneceğini
söyler. Böylelikle Recep bir püf noktası yakalamıştır. Kabadayı
olmadığı hâlde öyle davranmış, kendini güçlü zannedenden
daha güçlü görünmüş ve Efe’yi dize getirmiştir. İşin sırrı “öyleymiş
gibi” görünmektir. (s.41)
5. Recep siyasetle ilgilendiği sırada Genel Başkan’a işin püf
noktalarını öğretmeye çalışır. Genel Başkan’ın Banka Temsilcisi ile
görüşmesi gerektiği zaman da onu paravanın arkasına alır ve kendisini
izlemesini söyler. Acaba Recep nasıl bir yol izleyecek, neler
yapacak? (s.52)
Bankacılar, gazetenin iddialarıyla kendilerini zor duruma düşürdüğünü
ve halkın bunu ciddiye alması durumunda iflasa kadar
gidebileceklerini söyleyerek Recep’ten bu meseleyi çözmesini isterler.
Recep, önce sakin sakin konuşur; ancak daha sonra onları iğneleyecek
şekilde konuşur ve suçlarını yüzlerine vurur. Onlar bunun
üzerine şaşırıp kalırlar. Bu işin çözülmesi adına, her şeyin vatan
için yapıldığı düşüncesinden hareketle Recep’le pazarlık yaparak,
işi paraya bağlarlar. Banka Temsilcileri oradan ayrılırken de
Recep onlardan ses kayıt cihazlarını bırakmalarını talep eder; bu da
onları şaşırtmıştır. Daha sonra da gazete patronunu arayarak bankacıları
zor durumda bırakacak haberin yayımlanmasını engeller.
Böylelikle parti için gereken para temin edilmiş, Genel Başkan da
işin püf noktasını uygulamalı olarak görmüş olur. (s.63)
6. Recep, Genel Başkan’a politikacılığı öğretmiş ve bir politikacıya
düşen davranışların neler olduğunu söylemesini, bunları sıralamasını
istemiştir. Acaba Recep, Genel Başkan’a politikacılık konusunda
neler öğretmiştir. (s.64)
Politikacıya düşen ilk vazife kendi püf noktalarını gizlemek,
başkalarınınkini aramaktır. Devamında ise fazla konuşmamak, sık
sık Frenkçe kelimeler kullanmaktır. Bunlar cahilliğin ve bilgi çilesi
çekmemişliğin maskeleridir. (s.65)
7. Her işin püf noktasını çözerek belli bir yere gelen, hiçbir sıkıntısı
kalmayan, birçok kişiyi etkileyebilme yeteneğine sahip olan
Necip Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine * 121
Recep Kafdağlı, acaba neden bunları bırakıp eski hayatına dönüyor?
(s.78)
En önemli merak unsuru eserin sonunda yer almıştır. Sahtelikler,
iğretilikler, yapmacıklıklar arasındaki hayat, Recep Kafdağlı’nın
başını döndürmeye başlamıştır. Olmak istediği bu değildir. Karşılaştığı
ihtiyarın kendisine “Allah seni bu iş için yaratmadı!..” (s.80)
demesi üzerine artık başkalarının püf noktasını yakalamaktan vazgeçmiştir.
Çünkü kendi püf noktasından yakalanmıştır. (s.80)
1.3. Şahıs Kadrosu
Püf Noktası’nın zengin bir şahıs kadrosu yoktur. Recep
Kafdağlı, Ressam, Müzisyen, Sîret Mesâil, Efe, Genel Başkan, Banka
Temsilcileri, Külhanbeyi ve sekreter kız eserin kahramanlarıdır.
Eserin asıl kahramanı Recep’tir. O, yaptıklarıyla çevresindekileri
etkileyen ve bu işlerden kendisi de etkilenen kişidir. Recep bir
şairdir. Sanatkâra bir lokma ekmeğin çok görüldüğü bir toplumda
yaşamaya çalışır. Gazeteci Sîret, başlangıçta onu “aczini kuvvet
diye satan” (s.15) bir istismarcı olarak gösterir. Ancak daha sonra
Sîret, “Ben Recep’in insanüstü bir mahlûk olduğuna artık inandım.”
(s.69) demek zorunda kalmıştır. Sîret’in görüşlerindeki değişikliğin
sebebi, Recep’in zamanla “ol”maya karar vermesi, düzene ayak
uydurup meşhur olmasından kaynaklanmaktadır.
Recep ise kendi halet-i ruhiyesini şöyle anlatır:
“Bakın ben neyim. (Melodramatik ton) Ben mevsimler boyunca diliyle,
kafasından yakalamaya çalıştığım kızı, bir anda hurdacının ayaklarına
kaptıran; (Durak) pinti kitapçıdan, kağıdını getir de eserini
basalımdan başka bir cevap alamayan; katırın yem torbasına saman
yerine gül doldurmuşçasına şiirleri nefretle tükürülen; (Durak) bir depo
içinde tek lokmadan mahrum midesi tok cücelere maskaralık
eden; (Durak) her sabah ayna karşılarında suratını düzenleyen; bilmek
için ağlaya ağlaya yanaklarını tırmıklayan; (Durak) sıfırla yüz
derece arasında zikzaklar çizici, şahsiyet ibresini bir türlü yerine oturtamayan;
(Durak) bir türlü akıntıya uyamayan, hep ters giden, taş
aralarında sıkışıp kalan… (Durak… Elini havaya kaldırır)” (s.23)
Recep, topluma ayak uyduramadığı için sürekli “iç çatışmalar”
yaşayan, bunların ve topluma uyum sağlayıp yaşamaya çalışmanın
verdiği bir gayretle de “akıllara durgunluk veren” maceralar yaşayan
biridir. Olayların merkezinde Recep vardır ve diğer şahıslar da
ondan etkilenir. Bu sebeple eserin asıl kahramanı Recep’tir.
Yazarın -diğer oyunlarında da görüleceği üzere- kahramanlarını
“iyiler” ve “kötüler” olarak sınıflandırmak mümkündür (Karataş
2004:244). Buna göre Recep, “iyiler” grubuna dâhil edilebilir. Necip
Fazıl’ın “iyi” rolünü yüklediği kahramanları kolay kolay hata
yapmazlar. Yanlışa yöneliyorlarsa da bu onların mecbur kalışların122
* Yusuf AYATA
dandır (Karataş 2004:244-245). Recep, “ol”mak, cemiyete kendini
kabul ettirebilmek ve yaşayabilmek için yanlışa yönelmiştir. Böylelikle
yazar, Recep’in şahsında toplumsal bir ironi yapmıştır.
Eserdeki başlıca karşıt güç olarak toplumu alabiliriz. Şair Recep
Kafdağlı, arkadaşlarının tabiriyle hayata küsmüştür. Toplum
ona sahip çıkmamış, adeta ortada bırakmıştır. O da kurtuluş çaresi
olarak ölmeye karar vermiştir. Asıl kahraman Recep “olamadığı”
için ölmek istemesini arkadaşlarına şu şekilde açıklar:
“Olamadığım için ölmek istiyorum. Sadece gururum yüzünden. Ben
bu berbat cemiyet düzeni içinde eski bir tabirle ‘Köşe başı şairi’ hayatı
sürmekten, bittim geberdim. (Masadaki ekmeği eline alır) Bu cemiyet,
bir lokma ekmeği çok görüyor gerçek sanatkâra.” (s.21).
Şairin bu sözlerinden cemiyetin onun hayatındaki yerini anlamak
mümkündür. Cemiyet ona destek değil, köstek olmuştur. Recep
ise toplumun bu tavrı karşısında sanatçılığıyla bir yere gelemeyeceğini,
hatta hayatını dahi sürdüremeyeceğini anlar ve ölmeye
karar verir. Arkadaşları da aşağı yukarı benzer durumdadır. Ellerinde
hünerleri olmasına rağmen maddi sıkıntılar yaşamaktadırlar.
Bunun sebebi de toplumun sanatçıya bakışı ve ona sahip çıkmayışıdır.
Dolayısıyla toplum, Recep ve arkadaşları için karşıt güç durumundadır.
Eserde arzu edilen ve korku duyulan durumlar şahıslara göre
farklılıklar göstermektedir.
Püf Noktası’nın asıl kahramanı Recep’in arzu duyduğu şey
“ölüm”dür. Bu durum Recep’in “Çocuklar! Şunu bunu bırakın. Ben
ölmek istiyorum.” (s.19) şeklindeki sözlerinde açığa çıkmaktadır.
Yine Ressam ile aralarında geçen konuşma da onun ölüme sığınmak
istediği anlaşılmaktadır.
Recep tüm teşebbüslerine rağmen ölmeyi başaramayınca, hayatın
püf noktalarını yakalamaya ve artık “ol”maya karar verir. Bu
da Recep’in “Hayat meğerse püf noktalarından ibaretmiş. Olanca
başarı püf noktasını yakalamaktan başka bir şey değilmiş. Bundan
sonra görün beni; aramadan bulduğumu, arayıp da yakalayacağım.
Cemiyete, insanlara hükmedeceğiz. Bakın artık nasıl devlet çapında
bir oluşta olacağız. Duyurumuz şu: ‘Ya ol; Ya öl!... (Bağırarak)’
Olacağız dostlarım, olacağız.” (s.43) şeklindeki sözlerinden anlaşılmaktadır.
Eserde Efe’yle Recep arasında geçen bir diyalogdan sonra da
Efe’nin Recep’ten öğrenmeyi istediği bir şeyler olduğu fark edilmektedir.
Recep, Efe’ye kendisinden davranışın sırrını öğrendiğini
söylüyor. Şaşıran Efe, ona kendisinin de bilmediği bu sırrın ne olNecip
Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine * 123
duğunu soruyor. Recep ise bunu birden bire değil zamanla öğreneceğini
söylüyor.
Recep siyasetle ilgilendiği sırada Parti Genel Başkanıyla iş birliği
içindedir. O, partisinin maddi durumunu düzeltmek için Banka
Temsilcileri’yle görüşür. Bu arada Genel Başkan’a paravanın arkasına
saklanması ve kendisini izlemesini söyler. O da böyle yapar.
Başkan’ın içinde hep paravan arkasında kalma korkusu belirir ve
bunu da dile getirmekten çekinmez. Recep ise iktidara geçtiklerinde
paravanın arkasına kendisinin geçeceğini söyleyerek onun korkusunu
giderir.
Eserde başka korku yaşayanlarsa Banka Temsilcileridir. Gazetede
çıkan yazıda bankalarına karşı ciddi bir şantaj olduğunu ve
bunun olumsuz sonuçlar doğurabileceğini düşünürler ve korkarlar.
Bu, Banka Temsilcilerinin şu sözlerinden anlaşılabilir:
“Besbelli… Mevduat 40 milyar, mevcut 4 milyar... Demek ki herhangi
bir iktisadî panik patlak verir de, halk bankalara hücum edecek olursa,
banka her yüz lirası olana on liradan fazlasını ödeyemez. Her yüz
lira sahibi toplu olarak on lirasını istedi mi bankalar iflastadır.” (s.55)
Eserin vakasına yön veren en önemli unsur “cemiyet”tir. Çünkü
Recep’in ölümü istemesinde ve sonrasında sahtekârlıklarla dolu
bir hayatı seçmesinde en büyük etken toplumdur. Toplum ona sahip
çıkmamış, “köşe başı şairi” (s.21) olarak yaşamaya mahkûm
etmiştir.
Eserde bir diğer yönlendirici de cami avlusundaki ihtiyardır.
Recep’e “Oğlum! Allah seni bu iş için yaratmadı!” (s.80) diyerek,
Recep’in eski bohem hayatına dönmesine sebep olmuştur.
Püf Noktası’nda Müzisyen, Sîret ve Ressam gibi karakterler
yönlendirici olarak alınabilir. Recep birçok teşebbüsüne rağmen
ölmeyi başaramamıştır. Arkadaşları ise ona kendilerince kesin bir
ölüm yolu bulmuş ve onu Efe’yle karşı karşıya getirmeye karar
vermişlerdir. Onlar, Recep’in Efe’yle karşılaşması hususunda hem
yönlendirici bir etkiye sahiptirler hem de bu konuda Kafdağlı’ya
yardımcı olmuşlardır.
Recep’in işlerin püf noktalarını göstermek adına Genel Başkan
ve Gazete Patronu’na yaptığı yardımları da bir nevi yönlendirme
olarak alabiliriz. Çünkü olaylar Recep’in tasarladığı doğrultuda ilerlemektedir.
Patron’un “Siz olmasanız hâlimiz nice olur?” (s.63) sözünden
de Recep’in onlar ve olaylar üzerinde nasıl bir etkiye sahip
olduğu anlaşılmaktadır.
Eserin asıl kahramanı Recep birinci derecede alıcı olarak görülebilir.
“Ölmek” için uğraşırken bazı şeylerin püf noktalarını kavrar
ve artık “ol”maya karar verir. Onun arzuladığı hayat, sahtelikler124
* Yusuf AYATA
den, yapmacıklardan uzak, samimi bir hayattır. Recep’in eski yaşantısına
dönmesi eserde şu şekilde anlatılmaktadır: Recep ne olduğunu
kim olduğunu bilmediği bir adamla karşılaşır. Adam ona,
tacını, tahtını bırakıp sahralara düşen İbrahim Ethem’in hikâyesini
anlatır. Bunun üzerine Recep kendi püf noktasından vurulmuş bir
şekilde eski hayatına döner.
Müzisyen, Ressam, Sîret özellikle de Efe, Recep’le birlikte oldukları
zamanlarda ondan bir şeyler öğrenmişlerdir. Örneğin Efe,
asıl kahraman Recep Kafdağlı’dan sonra olaylardan en çok etkilenendir.
Bu da Efe ile Müzisyen arasında geçen şu konuşmadan anlaşılmaktadır:
“Efe: Hangi namus ağabey. Bu devirde namusuyla geçinmek aç kurdun
başka hayvanlar dururken kendi vücudunu yiyerek yaşamaya çalışmasından
farksız…
Müzisyen: (Efe’ye) Sende yeni bir dil peydahlamış Efe! Sen de epey
ders almış olacaksın Recep Kafdağlı’dan.
Efe: Aldık zahir… Herkes payına düşeni alır. (Sîret’e) Ben bir sırtlandım.
Kafdağlı beni bir geyik yaptı, bahçesine aldı.” (s.77)
Eserde Genel Başkan’la, Patron’u da alıcı olarak kabul etmek
mümkündür. Birlikte çalıştıkları dönemlerde onlar da Recep’ten
istifade etmişler ve işlerinin püf noktalarını öğrenmişlerdir.
Müzisyen, Ressam, Sîret ve Efe’yi yardımcı unsurlar olarak
alabiliriz. Recep insanları etkisi altına almış gibidir. Olaylar onun
planladığı yönde gelişir. Arkadaşları da yanında buundukları için
ona ister istemez yardımcı olur ve isteklerini yerine getirirler.
Necip Fazıl, tiyatro eserlerine hemen her zaman kendi düşüncelerini
ifade edecek bir sözcü eklemiştir. Püf Noktası’nda da bu
tavrından vazgeçmez. Eserin asıl kahramanı Recep Kafdağlı, aynı
zamanda yazarın sözcüsü konumundadır. Özellikle onun sanat ve
basın hakkındaki konuşmaları Necip Fazıl’ın sanat ve basına yaklaşımını
yansıtır.
Eserde psikolojik hususiyetlerinden söz edilemeyen, “dikkatlere
sunulmak istenen vaka veya vaka parçasına ait tablonun gözler
önünde daha iyi tecessümüne hizmet eden” (Aktaş 2005:142) külhanbeylerini
(Kabadayılar) ve sekreter kızı dekoratif şahıslar olarak
alabiliriz. Varlıklarından haberdar olduğumuz bu figürler eserde
önemli bir yere sahip değildirler.
1.4. Zaman
İlk basımı 2000 yılında Büyük Doğu Yayıncılık tarafından yapılan
eserin, yukarıda da ifade edildiği gibi, ne zaman yazıldığına ve
olayların hangi tarihte geçtiğine dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır.
Necip Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine * 125
Eserde “Yarın sabah”, “birkaç gün önce”, “bugün”, “yarın saat:
14:00-17:00”, “yarın veya öbür gün”, “4-5 saat”, “5-10 dk”, “24
saat” gibi belirsiz zaman ifadelerine rastlanmaktadır.
1.5. Mekân
Necip Fazıl, diğer tiyatro eserlerinde olduğu gibi, Püf Noktası’nda
da mekâna ait ayrıntı konusunda oldukça titizdir; “rejisörü
yer yer sıkıntıya sokabilecek veya ona hiçbir inisiyatif bırakmayacak”
(Çetişli 2004:354) kadar müdahildir. Onun eserlerinde “sahneye
koyucuya (rejisöre) hiçbir yorum imkânı bırakmayan bir aksesuar,
dekor kostüm, ışık, ses tonu, jest ve mimik teferruatı dikkati
çeker.” (Okay 2003:85). Püf Noktası’nda da yazar, esere zarar
veren bu müdahil tavrından vazgeçmez.
Püf Noktası, bir tiyatro olduğuna göre esas mekân sahnedir.
Eserde, olay, sahnelemenin getirdiği zaruretten dolayı dar bir mekânda
cereyan etmektedir. Sahneye yansıtılan bu mekânlar ise
şöyledir:
1. Perde: Beyoğlu’nda bir pansiyon
2. Perde: Tophane’de Efe’nin kahvesi
3. Perde: Recep Kafdağlı’nın iş bürosu
4. Perde: Sîret Mesâil’in tavan arası
Eserdeki bütün mekânlar somuttur. Yukarıda sıralanan maddelerden
de anlaşılacağı üzere daha çok kapalı mekânların tercih
edildiği eserde sadece “cami avlusu”nda yaşanan olaylar açık mekânda
geçmiştir. Açık mekânda geçen olay, Recep Kafdağlı tarafından
anlatılmış olup, sahneye yansıtılmamıştır.
2. Tematik Unsurlar
Püf Noktası’nda -yazarın diğer edebî eserlerinde de sıklıkla
temas edildiği gibi- insanların inançları, toplumsal hayatta görülen
yozlaşma ve basının durumu irdelenmiştir.
Necip Fazıl, hayatının ikinci döneminde bohem hayatı yaşamaktan
vazgeçerek bağlandığı dinî, tasavvufî görüş doğrultusunda
Esselâm, Veliler Ordusundan 333, Hacdan Çizgiler, İlim Şehrinin
Kapısı Hazret-i Ali, Peygamber Halkası ve Pırıltılar gibi eserler kaleme
almıştır. Onun bu tarz kalem mahsullerinde Abdülhakim
Arvasi’den Rabıta-i Şerife ve Tasavuf Risaleleri, Şeyh
Safiyüddin’den Reşâhat, Kastalanî’den Bakî’nin çevirdiği El-
Mevâhibü’l-Ledünniye adlı kitapları sadeleştirmesi de rol oynamıştır.
Bunlar, onun edebî eserlerinin de kaynakları olmuştur.
Necip Fazıl’ın özellikle ikinci dönem eserlerinde dinî, tasavvufi
konulara yer verdiği bir gerçektir. “Allah, din, inanç, kader, ahlâk,
126 * Yusuf AYATA
ölüm, vatan, gençlik, kadın, batılılaşma, kumar, fuhuş, eroin” (Karataş
2004:244), rüşvet, yozlaşma onun vazgeçemediği konulardır.
Yazar, bu döneminde eserlerini davası için bir araç olarak görmüş;
sanat kaygısından kısmen uzaklaşmıştır. Bu durum, onun eserlerinin
kimileri tarafından yüceltilmesine, kimileri tarafından da eleştirilmesine
sebep olmuştur.
Yazar Püf Noktası’nı, oyunlarının sahnelenmemesi üzerine davasından
vazgeçmeden, olayı tersinden ele almak maksadıyla
yazmıştır. Böylece o, ironik bir tavırla eserini ortaya koymuştur.
Aslında değişen bir şey yoktur. Yazar, düşüncelerini tersinden de
olsa söyleme fırsatı bulmuştur. Püf Noktası’nda kader, mezhep,
ezan, cami, İbrahim Ethem, Allah, musalla taşı gibi dinî kavram ve
ifadelere sıkça yer verilerek bunların çağrışımsal değerinden faydalanılmaya
çalışılmıştır.
Recep’in ölmeyi düşündüğü sıralarda Müzisyen’le aralarında
geçen konuşmadan onun kadere olan inancı anlaşılmaktadır. Ressam’a
göre karar verdikten sonra ölmek kolaydır. Ancak Recep,
“kaderde ölmemek varsa ondan daha zor hiçbir şey yok.” (s.19)
diye düşünür. Yine ikisi arasında geçen bir konuşmada Ressam,
Recep’e, ölüme sığınıyorsun ancak “senin mezhebinde izin var mı
intihara?”(s.24) gibi bir soru sorar. Recep ise buna asla izin olmadığını
ve belki de bu yüzden Allah’ın kendisini koruduğunu düşünür.
Recep siyasetten ayrılıp eski bohem hayatına döndüğü sırada
arkadaşlarına dönüş hikâyesini ve nedenini anlatmaya koyulmuştur.
Burada da Recep’in sözlerinde dinî unsur ve ifadeler yer almaktadır.
Recep sabah ezanının sesine uyanır camiye gider, musalla
taşının yanında gördüğü ihtiyar, ona, İbrahim Ethem’in hikâyesini
anlatır ve Allah’ın onu bu iş için yaratmadığını söyler. Zaten
bu ifadelerden de Recep’in püf noktasının dinle bağdaştırılmış bir
şekilde hayata geliş gayesini bilmek ve ona göre yaşamak olduğu
görülmektedir.
Eserde toplumun sanatçıya ve sanatçıların da topluma, hayata
bakışlarına ilişkin düşüncelerine sıkça yer verilmiştir. Recep’in ölmeyi
istemesinin başlıca sebebi, toplumun sanatçıya değer vermemesi,
bunun sonucu olarak da bu şekilde hayatını sürdüremeyeceği
düşüncesidir. Recep içinde bulunduğu durumu “berbat cemiyet
düzeni içinde” hayat sürmekten bıktığını, toplumun sanatkâra bir
lokma ekmeği çok gördüğünü ifade ederek özetler. Arkadaşları da
en az Recep kadar bıkmıştır bu cemiyetten. Müzisyen cemiyet için
“Elimden gelse bomba ile havaya uçururdum.” (s.22) ifadesini kullanır.
Necip Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine * 127
Esere göre bu cemiyette her şey eften püftendir ve yükselmek
için alçalmak gerekmektedir. Bilmediği konularda biliyormuş gibi
görünmek, bol bol Frenkçe sözler kullanmak, uzun ve sonu gelmeyen
tumturaklı sözlerle dolu cümleler kurmak ve beyinleri karıştırmak
yükselmenin anahtarıdır. Cemiyetin kadını, politikacısı, âlimi,
şairi sahtedir. Böylesi bir cemiyette başarı da sahte olacaktır.
Yazar eserde cemiyet ile ilgili olarak bunları verirken bir yandan
da toplumun çeşitli kesimlerine eleştiriler yöneltmiştir.
Recep’in bankacılarla yaşadıklarına ve siyasi parti içerisinde
yaptıklarına bakıldığında medya-siyaset, medya-ticaret ilişkilerine
karşı bir eleştiri yapıldığı düşünülebilir. Okurken tebessümler ettirse
bile cemiyetle ilgili söylenenlerin içeriğinden, bunların cemiyetteki
sahteliklerin, yapılan sahtekârlıkların bir örneği olduğu anlaşılabilir.
Bunlar, Recep’in banka temsilcilerinden rüşvet alması, parti
genel başkanına, kendini yetiştirmiş gibi görünmenin yollarını öğretmesi
gibi sahtekârlıklardır.
Eserde kadına ilişkin eleştiriler de göze çarpmaktadır. Sîret,
Recep konuşurken bunları defterine not almıştır:
“Saçları takma, kaşları takma, kirpikleri takma, dişleri takma zamane
kadınında samimiyet var mıdır? Kendisi nerededir ki, samimiyeti kendisinde
olsun?...” (s.73)
Bu sözler, yazarın sözcüsü konumundaki Recep’e ait olduğu
için, onun düşüncelerini de yansıtmıştır, denilebilir. Recep, eser
boyunca toplumda sanatın temsilcisi olarak kabul edilen Ressam,
Müzisyen ve Gazeteci acımasızca eleştirir:
“(Sîret’e) Sen çeyrek porsiyon bir adamsın. (Ressam’la Müzisyen’i
gösterir) Bunlar da yarım adamlar. (Siret’e) Kendin bir şey olamadığın
için bir şey olmak yolunda çabalayanlara yararlı olmaktan başka
hünerin yok senin. Yani şahsiyetin yok. (Ressam’la Müzisyen’i gösterir)
Bunlarsa ne yaptıkları işi, ne onun toplumdaki değerini, ne de
toplumun hâlini gören, düşünen, tartan, her şeyleriyle
uydurdukçacıların ‘Bitkisel’ dedikleri nebatî istidatlar...” (s.22)
Burada konuşanın yazarın kendisi olduğunu düşünmek mümkündür.
Zira Necip Fazıl, farklı zamanlarda ve eserlerde buna benzer
düşünceler dile getirmiştir. Ona göre sanatçı topluma yararlı
olmalı ve onu yönlendirmelidir.
Recep “ol”mayı da “öl”meyi de denedikten sonra eserin sonlarında
kendi için önemli olan bir sorunun cevabını bulmuştur. “Hayat
mı, eser mi?...” (s.81) sorusunun cevabını “Yalnız eser…” (s.81)
olarak vermiş ve bunun sebebini ise şöyle açıklamıştır:
“Yalnız eser… Yaşamak benim fert hayatım… Hepsi fâni; eserse herkesin,
cemiyetin… cömert ve ebedî…” (s.81)
128 * Yusuf AYATA
Oyunun en sonunda yine Recep tarafından cemiyete “Kaatilleri
bile ağlatan adaletsiz cemiyet!... Sana gözyaşını öğretecek şiiri
nasıl yazmalı?” (s.82) şeklinde eleştirel bir sesleniş yapılmıştır.
Necip Fazıl’ın üzerinde durduğu en önemli hususlardan biri de
basındır. Aralıklarla da olsa Ağaç (1936), Büyük Doğu (1943) ve
Borazan (1947) gibi gazete ve dergi çıkaran yazar, basının öneminin
farkındadır. Ancak basının yozlaşmışlığını içine sindiremez. Sanatçı,
basının içinde bulunduğu durumu Babıali’de teferruatıyla
işlemekle kalmaz, diğer eserlerinde de yer yer ona karşı eleştirilerini
dile getirir. Onun edebî eserlerinde de basın hakkındaki eleştirilerine
rastlamak mümkündür.
Nitekim Püf Noktası da yazarın basın ve basın mensupları hakkında
eleştirilerini sıraladığı eserlerindendir. Recep Kafdağlı’nın
arkadaşlarından Sîret Mesâil gazetecidir. O, “Babıali’nin sefil gazetelerinin
birinde banka hademesi aylığıyla çalışan” (s.21) biri olarak
tanıtılır.
Necip Fazıl’ın nazarında gazete itibar edilecek bir şey değildir.
Çünkü onu çıkaranların amaçlarına alet olmaktan başka özelliği
yoktur. Bu amaç doğrultusunda insanlara şantaj yapmaktan kaçınmaz.
Püf Noktası’nda da bankacılar, Recep Kafdağlı’nın müdahalesi
ile rüşvet karşılığında şantajdan kurtulabilirler.
Gazete, tirajını artırmanın formülünü bulmuş, ukalaca bir tavırla,
fikirsiz “resim altı” ve “Habeşistan İmparatorluğu’nun oturağı
ve kadın bacağı”ndan bahseden haberlerle amacına ulaşmaya çalışmaktadır
(s.62).
3. Dil ve Üslûp
Necip Fazıl’ın “Tiyatro benim için içtimai davada en büyük vaaz
kürsüsüdür.” (Kısakürek 1998:194) sözünden de anlaşılacağı üzere,
o, tiyatroyu, düşüncelerini geniş kitlelere duyurmak için mühim
bir vasıta olarak görür. Onun hemen her oyununda en çok konuşanlar
başkişilerdir. Oyunlarının zayıf görülen tarafı başkişiyi bulunduğu
ortamda bir hatip pozisyonunda sunmasıdır. Bu kişiler
konuşmazlar adeta konferans verirler. Kişilerin bu şekilde konuşmalarının
temel sebebi davayı/tezi vurgulamak amacıyla olabilir
(Karataş 2004:242); ancak bu tavrın esere zarar verdiği de açıktır.
Püf Noktası’nda asıl kahraman Recep Kafdağlı’nın doğal olarak
daha fazla konuştuğu görülmektedir. Bu nedenle değerlendirmeye
onun konuşmalarından başlamak daha uygun olacaktır.
Recep’in konuşmaları daha çok şiirsel ve felsefi bir nitelik gösterir;
ifadelerinde mistik, gizemli bir hava hâkimdir. Onun konuşmaları
diğerlerinden çok farklıdır. Bu da okuyucuya Recep değil de
sanki Necip Fazıl konuşuyormuş hissini uyandırır. Zaten Recep’in
Necip Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine * 129
konuşmalarının içeriğine bakınca da Necip Fazıl’ın düşüncelerini
yansıttığı görülebilir.
Necip Fazıl şahısları bulundukları ortama uygun olarak konuşturmuştur.
Eserde “laf cambazı” (s.22), “posta koymak” (s.36),
“ne halt etmeye” (s.34), “ödünü patlatmak” (s.42) ve “yeni bir dil
peydahlanmış” (s.77), gibi ifadeler yerli yerinde kullanılmıştır.
“Necip Fazıl’ın oyunlarındaki kişi adları rasgele seçilmiş kanısını
uyandırır. Bazen ortada bir ad bile yoktur. Kişinin sıfatı ona ad olarak
takılmıştır.” (Karataş 2004:245). Püf Noktası’nda da ressam,
müzisyen ve efe gibi sıfatlar oyun kahramanlarının ismi gibi kullanılmıştır.
Bundan hareketle bu meslek sahiplerinin geneline hitap
edilmeye çalışıldığı düşünülebilir.
Necip Fazıl, Recep’in ağzından “uydurdukçacıların ‘Bitkisel’ dedikleri
nebatî istidatlar…” (s.22) şeklinde dilde yeni kelime türetmeyle
ilgili bir eleştiri yapmıştır. Buradaki eleştirinin ve ifadedeki
ironik tavrın yazara ait olduğu hemen anlaşılmaktadır. Sanatçı,
kahramanı vasıtasıyla “nebati” ve “bitkisel” kelimelerini bir arada
kullanarak, var olanların yerine yeni kelimeler uydurulmasına karşı
olan tavrını da ortaya koymaktadır.
Eserin genelinde sade, yerine göre derin, günlük konuşmalarda
kullanılan deyimlerden örnekler sunan bir üslup sergilenmiştir
(bk. s.22, 36, 42 vb.).
4. Anlatım Teknikleri
Recep’in “iç çatışma”sının anlatıldığı, okuyucunun kahramanın
ruh hâlini anlamasını kolaylaştıracak “iç monolog”larına ve “bilinçaltı
aktarım”larına yer verilmeyen (Sağlık 2005:357) Püf Noktası’nda,
diyalog, tasvir, otobiyografik anlatım ve geriye dönüş teknikleri
kullanılmıştır.
Eser, bir tiyatrodur. Bu nedenle de sahne ve diyalog başlarında
oyuncuların jest ve mimikleri, hareketleri, ruh hâlleri parantez
içlerinde tasvir edilerek verilir. Yazar, gerek eser kahramanlarının
hareketlerini gerekse mekânı/dekoru, oyuncuları ve rejisörü zor
durumda bırakacak, onlara hareket alanı bırakmayacak bir şekilde,
ayrıntılarıyla tasvir eder. Bunun örnekleri de hemen her sayfada
vardır.
Necip Fazıl, kahramanlarının hareketlerini “yastığına doğrularak”
(s.17), “ayağa kalkar” (s.18), “ağlar gibi“ (s.23), “avaz avaz”
(s.25), “Sîret’e dikkatini keskinleştirerek” (s.31), “yüksek sesli bir
yalvarma tonuyla Recep’e” (s.40), “Efe’ye Sîret’i göstererek”
(s.48), “paravanaya doğru” (s.61) ve “elini göğsüne bastırarak”
(s.77)…vb. şeklinde açıklarken mekân tasvirlerine aşağıdaki örneklerde
de görüleceği üzere ayrıntılı olarak yer verir:
130 * Yusuf AYATA
“Beyoğlu’nda bir pansiyonun tavan arası odası... Tavan çatı şeklinde
ve basık… Solda, ancak iki büklüm şekilde girilebilecek bir kapı...
Sağda, mazgalvari biçimde dar ve küçük bir pencere... Bir divan, alçak
yer masası ve her arada serpiştirilmiş yer yastıkları... Duvarlarda
modern resimler.”(s.11)
“Tophane’de Efe’nin kahvehanesi… Cephede vitrin ve kapı, çay ocağı
ve serpili masalarda bir takım külhanbeyi beyler. Orta yerde bir masada,
başında yanpiri kasketli efe… Karşısında saygılı bir tavırla oturan bir külhanbeyi…
Efe ayak ayak üzerine atmış nargilesini tokurdatıyor. Nargile
tokurtusundan başka bir ses yok… Hareketsizlik… Uzun durak. Cephedeki
camlı kapı açılır. Sîret, Ressam ve Müzisyen birbiri peşinden girerler.
Sîret’in omzunda asılı bir fotoğraf kutusu, gelenler sol tarafta boş bir masaya
gidip at nalı şeklinde otururlar. Efe elinde marpucu, dikkatle bakıyor.”
(s.29)
Püf Noktası’nın başkahramanı Necip Fazıl gibi bir şairdir. Şair
Recep’in düşüncelerine ve yaşayışına bakıldığı zaman yazarın hayatı
ve düşünceleriyle örtüşen yanlarını görmek mümkündür. Necip
Fazıl, şiir, sanat ve sanatkârla ilgili düşüncelerini Recep aracılığıyla
esere aktarmıştır. Eserde Recep’in “Ben, arıların bal yapması gibi,
hiçbir şey izah etmem. Sadece eserimi veririm.” (s.17) sözleri bize
Necip Fazıl’ın poetikasını hatırlatır.4 Yine Sîret’in defterinden okuduğu
Recep’in sözleri de Necip Fazıl’ın çeşitli görüşlerini yansıtmaktadır.
Eserde asıl kahramanımız da aynı Necip Fazıl gibi bir şairdir.
Necip Fazıl burada Recep’i adeta şiirle ilgili düşüncelerinin sözcüsü
olarak seçmiştir.
Recep, sahteliklerle dolu topluma ayak uydurup belli bir makama
geldiği sıralarda, duyduğu sabah ezanı sebebiyle namaza
gider. Camide musalla taşının yanında bir ihtiyar görür. İhtiyar
Recep’e tacını, tahtını bırakıp sahralara düşen İbrahim Ethem’in
hikâyesini anlatır. Hikâyeden etkilenen Recep’in gözleri dolar, püf
noktasından vurulduğunu anlar ve her şeyi geride bırakarak eski
hayatına döner.
Recep’in eski hayatına, arkadaşlarının yanına dönüş sebebi ise
geriye dönüş tekniği ile dikkatlere sunulmaktadır. Önemli dönüm
noktalarından biri olan bu kısım, esere bir sahne olarak yerleştirilmemiştir;
oyunun sonunda Recep’in ağzından aktarılarak okuyucunun
merakı giderilmiştir (s.79-80).
Sonuç
Püf Noktası, Karataş’ın da belirttiği gibi (2004:242), toplumsal
bir ironidir. Recep Kafdağlı’nın yaşadıkları, içinde bulunduğu toplumun
çarpıklıklarını, mübalağalı bir dille gözler önüne sermektedir.
4 Necip Fazıl, poetikasında “Arı bal yapar, fakat balı izah edemez.” (Kısakürek
1992:471) demektedir.
Necip Fazıl’ın Püf Noktası Adlı Eseri Üzerine * 131
Gazete patronu, banka temsilcileri, parti genel başkanı, bu olumsuz
eleştiriden en fazla nasibini alanlardır.
Necip Fazıl, tiyatroyu bir vaaz kürsüsü olarak görmektedir. Bu
düşünceden hareketle Püf Noktası’nı, diğer tiyatro eserlerinde olduğu
gibi, tez kaygısı güderek yazdığı rahatlıkla söylenebilir. O,
sanatı, davasını muvaffak kılmak için bir araç olarak kullanmıştır.
Çok fazla toplumsal mesaj içeren eserde siyasetçisinden ressamına
kadar toplumun birçok kesimine göndermeler yapılmış; toplumdaki
çarpıklıklar gösterilmeye çalışılmıştır.
Püf Noktası, çok sayıda otobiyografik unsur içermektedir. Necip
Fazıl da şair Recep Kafdağlı gibi bir dönem bohem hayat yaşamıştır.
Eserdeki şair de karşılaştığı bir ihtiyarın sözlerinden etkilenerek
sahteliklerle dolu hayatını geride bırakmıştır. Bu, bize, tacını
tahtını bırakıp derviş olan İbrahim Ethem’in hikâyesini de hatırlatır.
5 Ancak şairin hayatındaki dönüşüm, ne Necip Fazıl, ne de İbrahim
Ethem’in hayatındaki değişiklik kadar manevi bir nitelik taşır.
O, yaşadığı hayatın sahteliğini fark ederek eski bohem hayatına
ironik bir şekilde dönmüştür.
Eserin en önemli mesajı, “Ya ol; ya öl!”dür. Recep eser boyunca
“ol”makla “öl”mek arasında gidip gelir. “Ol”mak kolay olandır;
ancak bu defa da zihnindeki çatışmalar son bulmaz. “Ol”mak ona
arzuladığı hayatı sunmayacaktır; fakat “öl”meyi başaramayınca
çaresiz “ol”mayı dener. Bu denemenin sonucunda ise Recep,
“ol”maktan mutlu olamaz.
Kaynaklar
AKTAŞ, Şerif. Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Ankara,
Akçağ Yay., 2005.
ÇEBİ, Hasan. Madde ve Manada Necip Fazıl, İstanbul, Veli Yay.,
1981.
ÇETİN, Nurullah. Roman Çözümleme Yöntemi, Ankara, Öncü Basımevi,
2003.
ÇETİŞLİ, İsmail. Metin Tahlillerine Giriş/2, Ankara, Akçağ Yay., 2004.
ERDOĞAN, Tamer-Murat YALÇIN. Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar
Ansiklopedisi, II, İstanbul, Yapı Kredi Yay., 2003.
KARATAŞ, Turan. “Necip Fazıl’ın Tiyatroları”, Doğumunun 100. Yılında
Necip Fazıl Kısakürek, Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Güzel
Sanatlar Genel Müdürlüğü Yay., 2004:222-246.
KARS, Abdullah. “Abdullah Kars’la Söyleşi”, Yeni Şafak Gz., 25 Mart
2002.
5 Yazarın aynı adla bir tiyatro eserinin olması da bu açıdan anlamlıdır.
132 * Yusuf AYATA
KISAKÜREK, Necip Fazıl. Çile, İstanbul, Büyük Doğu Yay., 1992.
KISAKÜREK, Necip Fazıl. Bâbıâli, İstanbul, Büyük Doğu Yay., 1994.
KISAKÜREK, Necip Fazıl. Konuşmalar, İstanbul, Büyük Doğu Yay.,
1998.
KISAKÜREK, Necip Fazıl. Püf Noktası, İstanbul, Büyük Doğu Yay.,
2006.
MİYASOĞLU, Mustafa, “Necip Fazıl’a Göre Sistemin Mantığı ve Püf
Noktası”, Millî Gazete, Pazar, 28 Eylül 2008.
OKAY, Orhan. Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul, Şule Yay., 2003.
SAĞLIK, Şaban. “Tiyatro Yazarı Olarak Necip Fazıl”, Hece der., sayı
97, Ocak 2005:342-381.
http://www.tumgazeteler.com/?a=2896974


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam102
Toplam Ziyaret2905745
Saat
NAMAZ VAKİTLERİ

SAYFAMIZI BEĞENİN
VİDEOLAR

halilakpinarcom videoları Dailymotion'da

GAZETEKAMU.COM
Hava Durumu
Anlık
Yarın
16° 23° 14°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.76695.7900
Euro6.61606.6425
Takvim
İL İL TÜRKİYE
NAPOLYON TIKLA ÜYE OL
Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!