• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
MUHTEVA
Site Haritası

Alexa

Custom Search

DİKSİYON VE HİTABET DERS NOTLARI



DİKSİYON SANATININ ÖNEMİ VE SES



DİKSİYON SANATININ ÖNEMİ



Bilgi, tecrübe ve yeteneklerimizi ne kadar etkili ve
doğru kullanabiliyoruz?



Mesleki ve özel yaşamda kendimizi iyi ifade edebilmek,
yaptığımız işi iyi ve doğru anlatabilmek, rolümüzü doğru oynayabilmek
başarımızı artırır.



Dinletebilmek, ikna edebilmek, kabul görmek, tercih
edilmek ve başarmak isteriz. Başarmak için ilk adım, doğru ve etkili iletişim
kurabilmektir. Bunu sağlayan, konuşma becerimizdir.



"Herkes Düşünme ve Konuşma Yeteneklerini
Geliştirebilir."



Bu çalışmalara katılan birey, kişiliğini ve konuşma
özelliklerini tanır; eksikliklerini fark eder. Dil doğaçlamalarıyla kendini
geliştirme şansı bulur. Atölye çalışmalarında, kendi konuşma özelliklerine
uygun, kendine özgü iletişim becerilerini profesyonel teknikler ve ipuçları ile
geliştirir.



Dil ve Diksiyon



İnsan, sosyal bir varlıktır. Hayatını devam ettirmesi
için diğer insanlarla iletişim kurmak zorundadır. İnsanlarla iletişim
kurabilmek, duygu düşünce ve isteklerini ifade etmek için kullanabileceği en
önemli araç ise “dil”dir. İşte bu unsur konuşmanın da dinamiğini
oluşturmaktadır.



Herhangi bir dili konuşmak, yalnızca o dil hakkında
birtakım temel bilgilere sahip olmak demek dilin kelime kadrosunu öğrenmek ve
iletişim kurmaktan ibaret değildir. Dilin doğru ve güzel kullanılması da
önemlidir. Dilin seslerini doğru telaffuz edebilmek, kelimeleri doğru seçerek
yerinde kullanabilmek de ayrı bir sanattır.



Türkçe, ünlü ve ünsüz uyumları olan bir dildir. Bu
bakımdan Türkçe kelimelerin telaffuzu son derece estetiktir. Herhangi bir dili
doğru, güzel ve etkili konuşabilmek her insan için ona özgü bir ayrıcalık
belgesidir, Konuşması, ses tonu, kelimeleri doğru seçip yerinde kullanması,
doğru telaffuz etmesi kişiyi diğer insanlardan daha farklı bir konuma getirir.



Türkçenin söyleyiş farklılıkları iki ayrı kavramı
ortaya çıkarmıştır Bunlar;



1. Lehçe: Herhangi bir dilden bilinen tarihi seyir
içinde veya daha önceden ayrılmış olup ses,şekil ve kelime ayrılıkları gösteren
kollara lehçe adı verilir. Örneğin; Türkçe’den tarih içinde bilinen zamanlarda
ayrılmış olan Azerbaycan, Kazak ve Özbek Türkçesi gibi kollar yakın lehçe kabul
edilmektedir.



2. Ağız: Herhangi bir dil veya lehçenin daha çok
söyleyiş (telaffuz) özelliklerine bağlı olarak oluşan mahalli kollarıdır. Her
dil veya lehçenin kendi içinde ağızları vardır. Ağızlar halkın kullandığı doğal
konuşma biçimleridir. Gelişmiş her dilin içerisinde yeni ve farklı ağızlar ortaya
çıkabilir. Ancak, her dilin tek bir edebi ağzı vardır. Türkiye Türkçe’sinin
edebi ağzı İstanbul ağzıdır. Örneğin; Türkiye Türkçesinin Erzurum, Trabzon,
Denizli gibi çok sayıda ağzı mevcuttur.



Kastamonulu İstanbul’a gitmiş. İstanbulluları nasıl
bulduğu sorulduğu zaman “İstanbullular eyi hoş; emme dilleri gubat, demiş.” Bu
fıkradan da anlaşılıyor ki Kastamonulu kendi yöresel ağzını benimsemekte ve
İstanbulluların şivesini kaba, biçimsiz bulmaktadır.



Güzel ve etkili konuşmak üzere kullanılacak dil
malzemesinin doğru seçilmesi ve bunların konuşmaya yardımcı diğer unsurlarla
(sesin uyumu, vurgu, ton, tonlama, durak, üslup, jest ve mimikler, tavır v)
uyumlu bir biçimde kullanılabilmesi sanatına Diksiyon denir.



Diksiyon kelime anlamı olarak Latincede dictio ve distus
sözcüklerinden Fransızcaya diction olarak geçmiş, dilimize de Fransızcıdan
söylendiği gibi alınmıştır.



Bu kelimenin Latince anlamı “söz söylerken sözcüklerin
seçilip düzenlenerek düşünceleri kolaylıkla anlatma tarzı.” demektir.



Diksiyonun amacı yorumculuğa ulaşmaktır. Bunun için de
belirli yöntemlere başvurulmaktadır. Bu yöntemler;



1. Söz söyleyeni anlatmaya alıştırmak



2. Dinleyeni inandırmak ve heyecanlandırmak



3. Dinleyenin hoşuna gitmek



Dinleyenin hoşuna gitmek sözü ile belirtilmek istenen
konuşmada açıklık, gerçeklik ve güzelliktir.



Konuşma: Ses, kelime ve söz akımından meydana
geldiğine göre bir sözü açıkça anlatabilmek, söz ve anlatımın inandırıcı
olması, söz ve anlatımda güzelliğe ulaşabilmek diksiyon sanatının başlıca
amacıdır.



Konuşmacı düşüncelerini, duygularını ve bilgilerini
karşı tarafa aktarırken “üslup” adı verilen değişik yollar kullanmaktadır. Üç
tür üslup vardır.



1. Sade Üslup:
Konuşmacının doğal ve açık anlatım özelliği kullanmasıdır. Bu üslupta kolay ve
anlaşılır bir tarz esastır. Kolay ve pratik öğretmek, eğlendirmek bu üslubun
özellikleri arasında yer almaktadır.



2. Yüksek Üslup: Konuşmacının düşünce ve
duygularını aktarırken çok yüksek, sanatlı ve görkemli bir üslup kullanmasıdır.
Bu üslupta kelimeler seçkin ve parlaktır. İmajlara ve söz sanatlarına dayalı
ifadeler kullanılır. Kültürlü insanlar bu tarz konuşmaları anlayabilir.



3. Karışık Üslup: Herkesin anlayacağı
nitelikteki anlatım özelliğidir. Sade ve yüksek üslubun karışımı kullanılır. Bu
üslubu her sınıftaki insan anlayabilir.



Güzel konuşmak, bir sanattır. Herkes
güzel konuşamaz. Doğru güzel ve etkili konuşabilmek için, diksiyon bilgisi ve
uygulamasına ihtiyaç vardır. Bunun dışında kişinin kullanacağı üslup türü de
güzel ve etkili konuşmasında önemli bir faktördür. Çünkü konuşmacı kullanacağı
üslubu seçerken hitap ettiği kişi ya da topluluğun niteliğini göz önünde
bulundurmak zorundadır.



Diksiyon ve Ses



İnsanı diğer birçok canlıdan ayıran en
önemli özellik, çıkarttığı ses ve bu sesle yaptığı iletişimdir. Sesimizle hem
mesajımızı gönderir hem de ona duygularımızı, sevgimizi, kızgınlığımızı ve
kaygılarımızı ekleriz. Bir de bu sesi şekillendirerek kulağa daha hoş hale
getirebiliriz ki bu da insanın kendi sesli sanatını, müziğini oluşturur.



Diksiyon; konuşma öncesinde alınan
nefesle, nefesinizin oluşturduğu seslerle ve bu seslerin artiküle edilerek yani
ağzınızda şekillendirilerek oluşturduğu kelimelerle ilgilenir. Ayrıca
konuşmanızı süslediğiniz ve daha anlamlı hale getirmek için yaptığınız
tonlamalar, vurgular da diksiyonun çalışma alanıdır.



Güzel ve etkili konuşmada diksiyon yani
seslerin doğru çıkarılması son derece önemlidir. Bir yandan kendi dilinizin
fonetiğini en doğru şekilde öğrenmeli diğer yandan bunları kullanmayıyetenek
haline getirmelisiniz. Durakları, ulamaları, vurguları doğru
kullanabilmelisiniz.



Fonetik bilgisi seslerin çıkarılışını
inceler. Diksiyon ise buna ek olarak daha geniş bir kapsamda, ses organlarının
doğru sesleri çıkarabilecek şekilde eğitilmeleri üzerinde odaklanır. Bu yönüyle
diksiyon önemli ölçüde fonetiğe dayanır.



Fonetiğin (ses bilgisi) genel bir
tanımını yapacak olursak fonetik; bir dili seslerinin oluşumları, boğumlanma
özellikleri, kelimelerdeki sıralanışları, yüklendikleri görevler ve uğradıkları
çeşitli değişmeler açısından inceleyen gramer dalıdır.



Diksiyon, herhangi bir dilin ses
yapısıyla yakından ilgilidir. Bu bakımdan bir dilin fonetiği (ses bilgisi) o
dilin doğru ve güzel kullanılması açısından son derece önemlidir.



Sesle ilgili diğer bir unsurda
Artikülasyon (Boğumlanma)dur. Artikülasyon konuşma organlarının boğazdan çıkan
sese biçim vermek için topluca çalışmasıdır. Kapımızın önünden geçen sokak
satıcıları bağırarak sattıklarını herkese duyurmak isterler. Yine de ne
dediklerini anlamak için çıkıp sorma ihtiyacı duyarız. Önemli olan söylenenlerin
anlaşılmasıdır. Söylenen sözlerin anlaşılması için temel sesler ünlüler değil,
ünsüzlerdir.



Seslerin ağızdan çıkışına ve dilin
konumuna dikkat etmek gerekmektedir. Diksiyon ve ses ayrılmaz bir bütündür;
sesin anlam kazanabilmesi için düzgün bir diksiyona, diksiyonun ortaya
çıkabilmesi için de sese ihtiyaç vardır. Burada bahsettiğimiz ses ile ilgili
kavramlara ilerleyen konularda yer vereceğiz.



SES



Ciğerlerden gelen havanın ses yolunun
herhangi bir noktasındaki boğumlanması ile oluşan ve yayılarak kulaklarla
algılanan titreşime ses denir. Sesin saniyedeki titreşim sayısına frekans ya da
perde denir. Sesler, ses yolu adı verilen akciğerlerden başlayıp boğaz,
gırtlak, damak, dil, dişve dudakların çeşitli hareketleri sonucunda oluşur.
Sesler oluş biçimlerine ve oluşum yerlerine göre tasnif edilirler.



Ses Olayı



Sesin Ortaya Çıkışı: Gırtlağın içinde
ikisi sağda ikisi solda olmak üzere dört adet ince kiriş vardır. Seslenmeye
yarayan kirişler iki tanedir. Ses çıkarmayı isteyince bu bir çift kiriş
gereğine uygun biçimde birbirine yaklaşarak gerilir. Akciğerlerden itilen hava
bu kirişlerde isteğimize göre ince, kalın, sert, yumuşak vb. sesler biçiminde
perdelenir. Bu ses ağız içinde çeşitli değişmelere uğrayıp boğumlanır, konuşma
sesi biçimine girer.



Ses Yolu: Göğüs boşluğundan dudaklara
kadar varan kısma denir.



Konuşma Aygıtı: Göğüs
boşluğu-akciğer-gırtlak-kirişler-küçük dil- dil- damak-diş etleri dişler-
dudaklar- geniz-burun. Bunların hepsine birden konuşma aygıtı denir. Bunların
birinde hastalık, sakatlık bulunuyorsa seslerden bazılarının veya tamamının
uygun biçimde çıkmasına engel olur. Dişleri dökülmüş kişilerin (
s,ş,ç,t,j,l,n,r,z,c,d), nezle olan insanların söyleyişleri farklıdır.



Sesin Nitelikleri



Şiddet: Sesin yarattığı etkinin gücüdür.
Aynı tondaki seslerin hafif ya da kuvvetli oluşunu anlatır.



Yükseklik: Kalın sesleri ince seslerden
ayıran niteliktir. Pes ses ve tiz ses olarak bölümlendirilir.



Tını: Farklı cisimlerin titreşimlerinden
aynı yükseklikte çıkan seslerin birbirinden ayrımınıbelirten niteliktir.



Tiz Ses: İnsan kulağına ince ve keskin
bir biçimde yansıyan seslerdir.



Pes Ses: İnsan kulağına alçak, aşağı,
hafif, yavaş ve kalın bir biçimde yansıyan seslerdir.



Diksiyon Bakımından Ses



Ses Kirişlerinin düzgün titreşimi ile
meydana gelen ünlüler (Selenler; a, e, ı, i, o, ö, u,ü)



Ses yolundan çıkarken gırtlak, damak,
dişler ve dudaklar gibi herhangi bir engelle karşılaşmayan seslere
"ünlü" adı verilir. Türkçede ünlüler söylenişlerine göre üç grupta
incelenmektedir.



a. Dilin Durumuna Göre Ünlüler: "Ünlü" adını verdiğimiz sesler ağız yolundan çıkarılırken dil,
öne ve arkaya doğru hareket eder. Dilin arkaya doğru hareket etmesi sonucunda
kalın ünlüler, öne doğru hareket etmesi durumunda ise ince ünlüler çıkarılır.
Kalın (art) ünlüler; a, ı, o, u'dur.İnce(ön) ünlüler ise e,i,ö ve ü'dür.



b. Dudakların Durumuna Göre Ünlüler: Ünlüler çıkarılırken dudaklar düz ve yuvarlak olmak üzere iki şekle
girerler. Dudağın düzleşmesiyle çıkan ünlülere düz ünlüler; yuvarlaklaşmasıyla
çıkan ünlülere ise "yuvarlak ünlüler"adı verilir. Düz ünlüler;
a,e,ı,i'dir. Yuvarlak ünlüler ise o, ö,u,ü'dür.



c. Çenenin Durumuna Göre Ünlüler: Ünlülerin çıkartılmasında çenenin de önemli bir işlevi bulunmaktadır. Kimi
ünlülerde çene aşağıya doğru açılırken kimilerinde çene daralır. Çenenin
genişlemesiyle çıkarılan ünlülere "geniş ünlüler"; çenenin
daralmasıyla çıkarılan ünlülere "dar ünlüler" denir. Dar ünlüler
ı,i,u,ü' dür. Geniş ünlüler ise a, e, o, ö 'dür.



Hava sızması, hışırtıyla meydana gelen
ünsüzler (ç,f,h,k,p,s,ş,t-b,c,d,g,j,l,m,n,r,v,y,z)



Ses yolundan çıkarken gırtlak, damak,
dil, diş ve dudaklar gibi bazı engellere çarparak çıkan seslere
"ünsüz" adı verilir.



a. Çıkış Yerlerine Göre Ünsüzler: Ünsüzlerin her birinin oluşumunda farklı organların görev aldığı
görülmektedir. Bu açıdan ünsüzler şu şekilde sınıflandırılmaktadırlar;



Dudak ünsüzleri: p, m,



Diş ünsüzleri : v, f



Damak ünsüzleri: k,g,ğ,y



Gırtlak : h



Diş-damak ünsüzleri: Diğer ünsüzler



b. Ses Yolundan Çıkışlarına Göre
Ünsüzler



Sert ünsüzler : ç, f, h, k, p, s, ş, t



Yumuşak ünsüzler: b, c, d, g, ğ, j, l,
m, n, r, v, y, z



Solunum



Solunum, canlıların yaşamlarını
sürdürebilmeleri için oksijenli havayı akciğerlere çekme ve karbondioksiti
verilen havayla dışarı çıkarma hareketedir. Solunumun ana işlevi budur. İkinci
işlevi ise konuşmayı sağlamasıdır.



Türkçe nefes verirken konuşulan bir
dildir. Konuşmanın etkili olabilmesi ve diksiyonun düzgün olabilmesi için,
konuşan kişilerin doğru solunum tekniklerini biliyor ve kullanıyor
olmalarıgerekmektedir.



Solunum Yöntemi



Doğru solunum yöntemini kullanarak nefes
almak ve vermek diksiyon açısından çok önemlidir. Çünkü ses tellerini titreşime
geçiren, sesin tınlamasını gerçekleştiren nefestir. Onun için nefes doğru ve
düzenli olarak alınıp kullanılmalıdır.



Nefes ses üretim merkezini harekete
geçiren bir güçtür. Nefes olmadan sesten bahsetmemiz imkânsızdır. Sesin üretim
merkezi ise gırtlak (hançere) dir. Eğer doğru nefes alıp kullanmazsak nefes bu
merkezi zorlayıp yıpratır ve sonuç olarak üretimin kalitesi düşer. Yani cılız
ve kalitesiz bir ses elde ederiz.



İyi bir solunum olmadan doğru bir
diksiyon tarzı olması mümkün değildir. Peki iyi bir solunum ne demektir?



İyi bir solunum, soluk alırken akciğerlere yeterli
ölçüde havayı alıp sonra yorgunluk duymadan onu geri vermektir.



İyi bir solunum elde edebilmek için de
diyaframı kullanarak nefes almamız gerekmektedir. Akciğerlerimiz arkadan
omurga, önden göğüs kemiği ve yanlarda bunlara birer birer kıkırdaklarla
bağlanan kaburga kemikleri tarafından kemikten bir kafes içinde bulunmaktadır.
Ama bu kafesin aşağı tarafında “diyafram” adı verilen kastan yapılmış geniş bir
perde ile örtülmektedir. Bu perde esnektir ve aşağı doğru gerilebilir.



Akciğerlerimizin sağ tarafında üç lop,
sol tarafında ise iki lop bulunmaktadır. Akciğerimizin her iki tarafında da
bulunan alt loplar yan taraflara doğru da uzanırlar ve üst loplardan çok daha
büyüktürler. Alt lopların alabileceği oksijen kapasitesi üst loplara göre daha
fazladır.



Çoğumuz akciğerlerimizin üst loplarını
dolduracak kadar havayı içimize çektiğimizden sadece sınırlı üst lopları
kullanmış oluruz ve vücudumuzda yeteri miktarda kan temizlenememiş olur.
Halbuki bebeklerin nefes alışlarına dikkat edersek karından gerçekleştiğini
görürüz.



Doğru solunum yöntemi akciğerlerimizin
alt loplarını da oksijenle dolduracak şekilde nefes alıp sonra vermektir.



Soluk Alma



Soluk alırken dikkat edilmesi gereken
hususlar; derin bir şekilde, sık olarak, çabuk, düzenli, sinirlenmeden ve
gürültüsüz olarak soluk alması gerekir.



Soluk alma kusurlarının başında
gürültülü soluk alma gelmektedir. Bu durum dinleyiciyi rahatsız eder.



Doğal solunumda burundan soluk
alınmalıdır ve ağız kapalı tutulmalıdır. Burundan soluk alırken alınan hava
ısınır ve temizlenir. Çünkü burun içindeki kıvrımlar ve kıllar süzgeç görevini
görmektedirler.



Ama bazen diksiyonda ağızdan soluk almak
da gerekebilir. Konuşan kişi söz söylerken gereken yerde soluk almak için
ağzını kapayacak zaman bulamayabilir.



Soluk Alma Şekilleri



1. Göğüsten Soluk Alma: Bu nefese omuz
nefesi de denilmektedir. Çünkü nefes alırken omuzlar kalkıp üst göğüs genişler,
diyafram aşağı inmez hatta biraz yükseldiği için karın içeri girer. Bu nefes
alma şekli düzgün bir diksiyon için uygun değildir.



2. Kaburga Nefesi: Nefes alma sırasında
kaburgalar her yöne doğru genişler, karın içeri girer, diyafram aşağı inmez ve
tıpkı göğüs nefesinde olduğu gibi ciğerlerin alt bölümü fonksiyonunu tam
gerçekleştiremez. Bu nefes şekli göğüs ve boyun kaslarının gerilimine buda
yorgunluğa neden olmaktadır.



3. Karından Soluk Alma: Yukarıda
bahsettiğimiz gibi bu soluk alma tarzı diyaframdan nefes almadır.



Doğru soluk alma şekli ise karın-kaburga
nefesidir. Bu şekilde soluk alırken karın dışarı çıkar, diyafram aşağı iner ve
karnı dışarı iter. Göğüs ve bel genişler, son kaburga kemikleri ile diğer
kemiklerde dolaylı olarak genişler. Soluk verirken ise karın içeri girmeye
başlar, diyafram eski haline döner yani yukarı çıkar, göğüs eski pozisyonunu
alır.



Doğru Soluk Alma- Soluma Teknikleri



1. Soluma, soluk alma ve verme olmak
üzere iki aşamada gerçekleşmektedir. Konuşmada her iki aşamada çok önemli yer
teşkil etmektedir.



2. Soluk; derin, sık, çabuk, düzenli,
sinirlenmeden ve gürültüsüz alınmalıdır.



3. Soluk özel durumlar dışında burundan
alınmalıdır.



4. Soluk verme akciğerlere alınan
havanın geri verilmesidir. Türkçe, solunumun soluk verme aşamasında konuşulan
bir dildir.



5. Konuşurken soluk verme çok iyi
ayarlanmalıdır. Soluk alırken konuşmaktan sakınılmasıgerekmektedir.



6. Birden soluk verilmemelidir.



7. Konuşurken soluk vermenin özel
durumlara uydurulabilen bir düzeni olmalıdır.



8. Doğru soluma diyaframdan yapılmalı,
nefesin verilmesinde karın kasları kullanılmalıdır.



Solunum Alıştırmaları



Alıştırma 1



Diyaframdan doğru soluma için aşağıda
belirtilen hususlara dikkat ederek alışkanlık edinene kadar 2 hafta boyunca her
gün bu çalışmayı gerçekleştiriniz. Başarılı olabilmeniz için her yemekte
midenizin %30 unu boş bırakınız.



Rahat bir şekilde sırtüstü uzanıp nefes
aldığınız zaman karın bölgeniz kendiliğinden yukarıdoğru hareket edip genişler;
nefes verirken aşağıya iner bunu gerçekleştirmeye çalışınız.



1. Yere sırt üstü uzanınız



2. Hızlı ve kısa aralıklarla sadece
ağzınızdan soluyunuz.



3. Nefes alırken karından
gözlemlediğiniz bir hareket var mı? Varsa bu şekilde nefes almaya devam ediniz.



4. Hareket yoksa, ellerinizle göğüs
kafesinizin üzerine bastırın veya çevrenizden yardım isteyerek onların göğüs
kafesinize bastırmalarını isteyiniz.



5. Solumayı göğsünüzün alt kısmına doğru
yapınız. Bu diyaframa yakın bölgeleri çalıştırmanızısağlayacaktır. Mide
bölgenizin kalkıp indiğini göreceksiniz.



Bu çalışmayı günde asgari iki defa 10-15
dakikalığına yapınız ve 15-20 gün yapmaya devam ediniz.



Alıştırma II



Açık bir pencere önünde durunuz. Temiz
havayı ciğerlerinize çekiniz. Bunu yaparken burundan soluk alınız. Soluk alma
sırasında havanın burnunuzdan boğazınıza, oradan da gırtlak ve soluk borunuzla
bronşlarınıza ve akciğerlere geçtiğini sonra da soluk verirken havanın aynı
yolu, bu sefer ılık ve ıslak bir şekilde izlediğinizi takip ediniz.



Bu alıştırmayı bir çok kez
tekrarlayınız. Basit bir alıştırmadır ama iyi bir soluk almanın sesin iyi
yerleşmesinde çok önemli olduğunu unutmayınız.



Alıştırma III



Dik durunuz, başınız dik, omuzlarınız
yukarı kalkmadan, akciğerlerin alabildiği kadar bol, burundan soluk alınız.
Soluk alırken ağır alınız, aynı şekilde soluk veriniz. Birdenbire soluk alınız
ve birdenbire soluk veriniz.



Alıştırma IV



Ayağa kalkın, bedeniniz dik bir durumda kollarınızı
iki yana doğru aşarken yavaş yavaşburnunuzdan nefes alın. Nefes alma eyleminiz
kollarınız omuz hizasına gelene kadar devam etsin ve kollarınız o omuz hizasına
geldiğinde nefesinizi tam anlamıyla almış olun. Kollarınızı ilk durumuna
getirirken ağzınızdan yavaş bir şekilde nefes verin. Ellerinizin ve
kollarınızın gergin olmamasına dikkat edin. Bu hareketi uçarcasına tam bir
gevşeklik içinde yapmalısınız. Nefesinizi verirken, çok yavaş bir şekilde
verin.



Alıştırma V



Kollarınızı hızlı bir biçimde iki yana
doğru açarken burnunuzdan derin ve bol nefes alın. Kollarınızı eski yerine
bırakırken ağzınızdan nefesinizi verin ve kollarınızın omuz hizasınıgeçmemesine
dikkat ediniz.



Alıştırma VI



Hazır olda durunuz. Soluk alırken
ayaklarınız ucuna basarak yükseliniz. Birkaç saniye böyle bekleyiniz, beklerken
nefesinizi tutunuz. Sonra topuklarınıza basarak birden soluğunuzu sessizce
bırakınız. Aynı hareketi birkaç kere tekrarlayınız.



Alıştırma VII



Burnunuzdan 6 sayıyla nefes alın ve
nefesinizi 8 sayıyla ağzınızdan verin. Nefesi burundan alma sayısını sabit
tutarak nefesinizi verme sayısını iki iki arttırın ve 22’ye kadar ulaşın.
Nefesi alırken omuzlarınızı kaldırmamaya dikkat edin.



Alıştırma VIII



Aşağıdaki parça üzerinde, sesi
dalgalandırmadan bir solukta söylemeye çalışınız ve olabildiğince yavaş sesle,
geniş söyleyerek okumaya çalışınız. Soluk alma yerleri ( I) işareti ile
belirtilmiştir:



Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
I



Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu
yendik, I



Ak tolgalı beyler beyi haykırdı: I “İlerle!”



Bir yaz günü geçtik Tuna’dan
kafilelerle. I



Şimşek gibi bir semte atıldık yedi
koldan, I



Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği
yoldan. I



Birden dolu dizgin boşanan atlarımızla



Yerden yedi kat arşa kanatlandık o
hızla.I



Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de



Hala o kızıl hatıra titrer gözümüzde. I



Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
I



Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu
yendik.



(Yahya Kemal Beyatlı, Akıncılar.)



Alıştırma IX



Derin soluk alarak aşağıdaki cümleyi
yavaş yavaş bir solukta söyleyiniz



Bir peltek büyük baba peltek konuşan
peltek torununu pelteklikten kurtarabilir mi?



Alıştırma X



Yanan bir mumdan birkaç santimetre
uzaklıkta açık bir boğumlanma ve iyi anlaşılabilen bir sesle konuşunuz. Eğer
mum sönerse soluk çıkarma şiddetlidir, buna dikkat ederek soluğu tutumlu
harcamaya alışılmalıdır. Mumu söndürmeden konuşmayı yavaş yavaş yükseltmeye
çalışınız.



SELEN



Tanımı



Seleni gürültü niteliğinde olmayan ses
diye tanımlayabiliriz. Türkçede kullanılan selenler, ünlü harflerdir. Bunlar
a,e,ı,i,u,ü,o,ö harfleridir.



Kusurları



Selen kusurları genel bir sağlık
bozukluğundan, bir veya birkaç ses organındaki hastalıktan ileri gelebilir. Ya
da kötü bir alışkanlıkla yerleşmiş olan bazı ses ve boğumlanma kusurlarından
kaynaklanabilir.



Sağlık sorunları yüzünden oluşan selen
kusurları düzeltilemese de kötü alışkanlıktan kaynaklanan selen kusurlarını
birtakım alıştırmalarla düzeltmek mümkündür. Bu alıştırmaların çoğunun etkili
olabilmesi, solunum alıştırmalarına dayanmaktadır. Çünkü, düzeltilmesi gereken
kusurlar doğru soluk almamaktan kaynaklanmaktadır.



Selen kusurlarına bakacak olursak
bunların, kuvvetsizlik, ses titrekliği ve tiz ve keskin ses olmak üzere üç
şekilde olduğunu görmüş oluruz.



Kuvvetsizlik



Sesiniz kuvvetsiz ve yetersiz olabilir.
Bu da hafif sesle konuşma alışkanlığından ve alıştırma yapmamaktan meydana
gelmektedir. Konuşurken seslerin kuvvetsiz, cılız bir şekilde çıkması,
konuşulan kişinin konuşmanızı anlamamasına bunun sonucunda iletişim sorunları
yaşanmasına meydan vermektedir.



Sesin kuvvetsizliğini bir takım
alıştırmalar yaparak düzeltmek mümkündür.



1. Ağzınızı açarak “a” seleni veriniz.



2. Soluk verirken gitgide artan bir
şiddetle “a” selenini çıkarınız.



3. Birdenbire ve aynı şiddeti sürdürerek
çıkartınız.



4. Sesinizin şiddetini çoğaltıp
azaltınız.



5. Aynı şekilde: fakat birçok kere,
sesinizin şiddetini çoğaltıp azaltarak tekrarlayınız.



6. Kısa soluk vererek, oldukça gür
sesler çıkarınız.



Ses Titrekliği



Sesiniz gür olabilir ya da cılız çıkabilir;
ama her iki durumda da titreklik olabilir. Bu kusur şarkısöylerken fark
edilmeyebilir; ama konuşurken hemen kendini belli eder. Bu durum diksiyon
açısından kusur sayılır.



Ses titrekliğini önleyebilmek için
sesinizi zorlamaktan kaçınarak aşağıdaki alıştırmaları yapınız; ses çağlayan
bir nehir gibi akmalıdır.



1. Çok kısa bir süre içinde ve çok az
ses vererek bir selen çıkarınız.



2. Bir seleni çıkarırken biraz daha gür
ve biraz daha uzun olmasına dikkat ediniz.



3. Durmadan, gitgide biraz daha gür ve
öncekinden biraz daha uzun süreli selenler çıkarınız. İyi bir sonuç elde
edinceye kadar bu alıştırmaya devam ediniz.



Tiz ve Keskin Ses



Tiz ve keskin ses insan kulağını
tırmaladığı için diksiyon açısından da bir kusur kabul edilmektedir. Tıp
doktorları bu sese Haremağası sesi demektedirler. Tiz ve keskin ses kusurunun
düzeltilebilmesi için aşağıdaki metodun uygulanması yararlı olmaktadır.



1. Ağzınızı açınız ve olabildiğince
derin, düzgün bir soluk alınız. Soluk verirken gırtlağınızda bir kasılma
olmamasına dikkat ederek solukla beraber ses çıkartmaya çalışınız.



2. Pes tonda temiz bir ses elde ettikten
sonra hecelere geçiniz. Bir heceyi söylerken solukla beraber ses de verilerek
hece tamamlanır ve diğerine geçildiği zaman aynı şekilde tekrarlanır. Heceleri
uzatarak söyleyiniz.



3. Bu alıştırmalar yapılırken tiz
tonlara çıkmamaya dikkat ediniz. Heceleri söylerken iyi sonuç alındıktan sonra
elinize bir kitap alınız, aynı şekilde heceler üzerinde durarak ve her hecede
soluk alıp pes tonda okumaya devam ediniz.



4. Birçok defa kendi kendine okuma
alıştırmaları yapınız.



5. Bu metodu uygularken tiz ve keskin
sesinizle konuşmaktan kaçınarak, konuşurken okurken yaptığınız gibi heceleri
pes tonlarla söylemeye çalışınız.



Durak



Konuşurken hava ihtiyacımızı
karşılayabilmemiz için az veya çok duraklamalar yapmak zorundayız. Çünkü
sesimizi belirli bir süre uzatabiliriz; ama sonunda soluğumuz tükenir,
duraklayıp yeniden soluk almak zorunda kalırız. İşte konuşma esnasında bu
duraklamaların tümü noktalamayı meydana getirmektedir.



Konuşurken duraklamalara genelde önem
vermez, sık sık ve kısa duraklamalar yapmazsak bol ve derin soluk alma ihtiyacı
duyarız. Bu durum bizim gürültülü soluk almamıza neden olur. Gürültülü soluk
alma diksiyon açısından önemli kusurlardan biridir.



Bunu için soluğumuz tükeninceye kadar
beklemeyerek çabuk, hissettirmeden soluk almalıyız. Ama tabi ki diksiyonda bu
durakları gelişi güzel, kafamıza göre yapamayız.



Duraklar cümlelerin anlamına göre
düzenlenmelidir. Çünkü noktalamanın anlam yönünden çok büyük önemi vardır.



Durak, söylenen ya da okunan bir metnin
solunum yerlerinin oluşturduğu, söz söyleyenin yorulmasına engel olan
beklemelerdir.



Ton



Konuşurken çıkardığımız seslerin
titreşim sayısının az ya da çok oluşuna “ ton” denir. Sesin düşük, yüksek ya da
tiz ve pes çıkarılmasıdır. Titreşim sayısının çokluğu sesi tizleştirirken
azlığıise pesleştirmektedir.



Monotonluk kötü bir diksiyon karakterini
ortaya çıkarmaktadır. Sürekli aynı ses tonuyla konuşan insanlar kendisini
dinleyenleri sıkmaya başlarlar ve bir süre sonra dikkat çekici olmaktan
çıkarlar. Böyle bir konuşma tarzı dinleyenleri usandırır. Çünkü bu duygu ve
anlatımdan uzak, aynı tonda sürüp giden bir konuşma şekli olur.



Konuşurken konuşmaya hakim olan ana
nokta, çeşitli anlam kavramları sağlayan değişikliklerdir. Konuşanın önem
verdiği, anlam katmak istediği kelimelerde başvurduğu ton, kelime ve heceler
arasında yükseklik ve yoğunluk bakımından meydana getirdiği farklara “tonlama”
adı verilir.



Bir konuşmanın başarısı, doğru tonlama
ile mümkündür. İyi tonlanmış bir konuşma insanlarıetkiler. En güzel tonlama
tabii şekilde çıkan ses ile mümkündür.



Doğru tonlama yapabilmek için okuma ve
konuşma alışkanlığı kazanmak gerekmektedir. Bunun için de bir metni sesli
olarak okuyarak tonlamanın kulak ve zihinde göstereceği etkiyi duyarak
hissedebilirsiniz.



Konuşurken kullandığımız ses tonlarına
“esas tonlar” adı verilmektedir. Her türlü insan sesi yükseklik bakımından üç
esas tonda sıralanmaktadır. Bunlar pes, orta ve tiz’dir.



1. Pes: Bu sese göğüs sesi adı da
verilmektedir. Sözlerin alçalan bir tonla seslendirilmesidir.



2. Orta: Hem dinleyeni hem de konuşanı
en az yoran tondur. Sözlerin orta halli bir tonla seslendirilmesidir.



3. Tiz: Bu sese kafa sesi de
denmektedir. Sözlerin ince ve keskin bir tonla seslendirilmesidir.



Konuşurken aynı tonu kullanarak
dinleyenleri sıkmamak için sesimizdeki tonları zaman zaman kullanmamız
gerekmektedir. Konuşmalarımızın daha anlamlı olması için konuşmalarımıza
tonlamalar katmalıyız. Bunun için aşağıdaki alıştırmaları uygulamakta yarar vardır.



1. Pes tonda bir selen çıkarıp onu
uzatınız.



2. Orta tonda bir selen çıkarıp onu
uzatınız



3. Tiz tonda bir selen çıkarıp onu
uzatınız.



Ses Bükümü



Konuşurken ses perdelerinin değişmesine
“büküm” adı verilmektedir. Ses çıkışı monoton olmayıp yüksek-alçak tonda,
hızlı-yavaş arasında, duraklamalı-duraklamasız, vurgulu-vurgusuz arasında
değişerek çıkmalıdır. Sesin değişirliğine yani bükümlülüğüne, sesin
müzikselliği de denilebilir. Çevrenize dikkat ediniz herkesin birbirinden
farklı konuşma biçimi vardır; çünkü bükümlülüğü farklıdır.



Dilde büküm, doğal büküm ve yapma büküm
olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Doğal büküm; dilin gerektirdiği gibi histen ve
düşünceden ayrılmayan büküm şeklidir. Yani konuşma esnasında konunun
gerektirdiği olağan bükümlerdir.



Yapma büküm; dilin gerektirdiği bükümü
bozarak histen ve düşünceden ayrı yapmacık olarak uygulanan bir büküm şeklidir.
Konuşma sırasında söze özel bir anlam katmak, duygusal öğelere ağırlık ve önem
vererek kitleleri etkilemek amacıyla oluşturulan bükümlerdir. Bu tarz
konuşmalar zaman zaman inandırıcılıktan uzak olacağı için, bu tarzda
konuşmaktan kaçınmak gerekir.



Ses bükümleri veya tonlamaları
anlatılmak istenen fikir ve hislerden ayrılmamalıdır. Ama söz söyleyen kişi
konuşurken “giriş ve bitirişlerin” iyice anlaşılmasını sağlayacak şekilde
konuşmalıdır.



 



 



KELİME VE SÖZ NOKTALARI



KELİME



Kelimenin Elemanları



Kelimenin elemanlarına baktığımızda bunların, harfler
ve heceler olduğunu görmekteyiz. Harfle, heceleri oluşturduğundan dolayı önce
harfleri tanımamız doğru olacaktır.



Ses yolundan çıkarken gırtlak, damak, dişler ve
dudaklar gibi herhangi bir engelle karşılaşmadan direkt çıkan seslere ünlü
(sesli) harf denir. Bir ünlüyle iyice uyuşmuş bir boğumlanma gürültüsüyle
meydana gelen harflere de ünsüz (sessiz) harf denir.



Ağzımızdan bir kerede çıkan ses topluluğuna ise “hece”
denir. Heceler birleşerek kelimeleri meydana getirmektedirler.



Bütün ünlüler selenin kendisidir; ama
aralarındaki ayrımı yapan nitelik tınıdır. Selenin bu niteliği çeşitli müzik
aletlerinden çıkan notaları da ayırt etmeye yaramaktadır.



Türkçedeki Kalın Ünlülerin ve Yabancı
Kelimelerdeki İncelerin Çıkarılması



Dilimizde esas olarak sekiz ünlü
bulunmaktadır. Yalnız yabancı dillerden geçen kelimeler nedeniyle ünlü
çeşitleri on ikiye kadar yükselmektedir.



-A (kalın), â (ince), e (açık), é
(kapalı), ı, i, o (kalın), ô (ince), ö,u (kalın), û (ince), ü Bu ünlü çeşitleri
birbirinden tını farkıyla ayrılmaktadırlar.



-Dilimizde yirmi bir ünsüz vardır. Bunlar
b, c, ç, d, f, g, ğ, h, j, k, l, m, n, p, r, s, ş, t, v, y, z’dir.



Söyleniş



Söyleniş (fonetik) diksiyon için çok
önemlidir. Ses aletinin hareketleriyle birçok hecenin farkları belirtilir ve
böylelikle dinleyenlere işittirilmeye çalışılır. Söylenişte ünlüler konuşma
organının hareketiyle çıkartılır.



Diksiyonda esas alınan söyleniş şekli
İstanbul söylenişidir. Söyleniş bölümünde sesli ve sessiz harfleri ayrı ayrı
inceleyeceğiz. Türkçede 8 adet sesli ve 21 adet sessiz harf vardır.



Sesli harfleri “ünlü”, sessiz harfleri de
“ünsüz” kelimesiyle tanımlayacağız. Türkçemizdeki ünlüler “a, e, ,ı, i, o, ö,
u, ü”den oluşur. Ünsüzler ise “b, c, ç, d, f, g, ğ, h, j, k, l, m, n, p, r, s,
ş, t, v, y, z” den oluşur. Söyleniş bölümünde ünlü ve ünsüz harflerin
fonetiğini öğreneceğiz.



Aşağıda konular hem anlatılmış hem de
gerekli alıştırmalar birlikte verilmiştir.



Alıştırma-Fonetik



Ünlüler



A



Konuşma dilimizde birbirinden ayrı
söylenen iki (a) vardır. Bunlardan biri (kalın a) diğeri de (ince a) dır. Her
iki (a) bazen uzun, bazen kısa okunabilir. Bu iki (a) yı söylerken birbirinden
ayırt etmek için (ince a) nın üzerine şu ( ^ ) işareti koyarak gösterelim.



Kalın A



Şu şekilde söylenir: Dil doğal duruşunu
değiştirerek ortaya doğru biraz yükselir, dudaklar hareketsiz, yanaklar gevşek
ve çeneler açık. aaa aaaa aaaa



Elâlem ala dana aldı ala danalandı da biz
bir ala dana alıp aladanalanamadık.



Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini.
Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar.



İnce A



(Kalın a) ya oranla daha ileriden söylenen
bir ünlüdür. Dilimize geçen yabancı kelimelerden gelmiştir. Bu kelimelerin
başında, ortasında ve sonunda bulunur.



Örnek:



lâla, lâstik, hâl. hâlbuki, lâf, lâkırdı,
lâle, lâl, kâse, lâle, lânet, lâzım, kâzım, kâtip gibi.



Lâla lâtif lâleli lâmbasını lâcivert lâke
lâvabodan nâzik, nâdide şefkâte verdi.



Uzun A



Bunu da (â) şeklinde gösterelim :



Örnek: Nâne, nâdir, nâme, câhil, câhit, seyahât, sâdık, sâbit, kâtil, nâzik târih,
mâvi,



hâttâ, hârf, dikkât, şefkât, kabahât,
sıhhât, nâmus, nâne, nâsihat…



E



Konuşma dilimizde birbirinden ayrı
söylenen iki (e) vardır. Bunlardan biri (açık e) diğeri de (kapalı e) dir. Bu
iki (e) yi söylerken birbirinden ayırt etmek için (kapalı e) nin üzerine şu (')
işareti koyarak (açık e) den ayıralım. eee eeee eeee



Açık E



(Açık e) şu şekilde söylenir: Çeneler (a)
ünlüsünde olduğu gibi, dil ileri doğru yükselir. Kelime başında, ortasında ve
sonunda bulunur.



Örnek: Eş, sen, sene- Edebi edepsizden öğren: Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek
de üste ver: Evlinin bir evi, evsizin bin evi var. - Bir elin nesi var, iki
elin sesi var. - Sen dedeben dede bu atı kim tımar ede.



Kapalı E



(Kapalı e) şu şekilde söylenir: Dudak
kenarları kulaklara doğru biraz yaklaşıp çeneler hafifçe sıkılır.



Gece penceredeki benekli tekir kedi
tenceresindeki eti yedi.



I



Şu şekilde söylenir: Çıkış noktası damağın
arka kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır. Dil damağın
arkasına doğru toplanarak dar bir geçitten havayı bırakır. Dilimizde (ı) ünlüsü
kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.



Örnek: Isı, ıslık, ılıcalı ıııı ııı ııııı



Ihlamuru ısıt, Tıkır tıkır, Mırıl mırıl,
şıkır şıkır. Yığın yığın, kıpır kıpır, gıcır gıcır, ıslak ıslak, pırıl pırıl,
fırıl fırıl, zırıl zırıl.



İ



Şu şekilde söylenir: Çıkış noktası damağın
ön kısmındadır. Dudakların köşesi kulaklara doğru açılır, dil damağın iki
yanına dayanarak dar bir geçitten havayı bırakır. Kelime başında, ortasında ve
sonunda bulunur.



Örnek: İz, dil, izci iii iiiii iiiii



İki dinle bir söyle, iki el bir baş
içindir.



Dilimizde süresi uzun olan (i) lere
rastlanır:



İcat, biçare, bitap, bitaraf, veli, fenni,
fiziki, cani, hayati, nihai, fuzuli, derun i…



O



Konuşma dilimizde kalın ve ince olmak
üzere iki ayrı O vardır.



Kalın O



Çeneler açık, dudaklar birbirine yakındır
ve ağız içi yuvarlaktır. Kelime başlarında sık rastlanır.



Örnek: Ot, ova, ocak, olmak, ordu, oda, orman, ortak, bando, banyo, biblo, bono,
fiyasko, tango, solo, fono, foto, radyo, stüdyo, şato, tempo, vazo. Olmaz olmaz
deme, olmaz olmaz. oooo oooo ooo



İnce O



Biraz daha ileriden daha az yuvarlak
yapılarak söylenir.



Lobutları loş locasında notalayan normâl
lort losyoncusunun lokantasında nohutları lokumlarla karıştırdı.



Ö



Çeneler ve dil (açık e) ünlüsünde olduğu
gibidir. Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine yaklaşıp ağız küçük bir
yuvarlak gibi olur, (ö) ünlüsü çoğunlukla kelime başında bulunur. ööö ööö öööö



Örnek: öbek, öc, ödenek, ödünç, ödeşmek, ödev, öfke, öğrenmek, öğrenim, öğretim,
öğünmek, öğüt, ökçe, öksürük, örs…



Ölenle ölünmez. Ölüm kalım bizim için.
Önce düşün, sonra söyle. Öfkeyle kalkan zararla oturur.



U



Konuşma dilimizde birbirinden ayrı
söylenen iki (u) vardır. Bunlardan biri (kalın u) diğeri de (ince u) dur.



Kalın U



Çeneler açık, dudaklar birbirine iyice
yaklaşık ve ağız tam bir küçük yuvarlak olur.



Örnek: Uç, ucuz, uçak, uçurum, uykucu, ulu uuu uuu uuu



Unkapanı uğradığı uğursuzluktan upuzun
uzandı.



İnce U



(Kalın u) ya oranla daha ileriden
söylenir. Ünlüsü çoğunlukla yazıda (ü) ünlüsü ile gösterilir.



Örnek: Rûya, rûzgâr, hûlya, gûya, lûzûm, lûtfen, lûgat, nûr, nûmara, Nûri…



Gûya Hûlya rûyasında Lûtfi'ye nûmaralı
nûtuk söyleyerek lûtfetmiş.



Ü



Çeneler ve dil (açık e) ünlüsünde olduğu gibidir.
Dudakların alt ve üst köşeleri birbirine iyice yaklaşır ve büzülür. (Ü)
ünlüsüne dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda sık rastlanır.



Örnek: Üç, üçgen, üçlü, üçüz, üflemek, ülker, ülkü, ün, ünlem, ünlü, üreme,
ürkek,ürpermek, üzüm, üstün, üşenmek, ütü üüü üüü



Üzüm üzüme baka baka kararır. Ülker
üzüntüden üzüm üzüm üzüldü. Ürümesinibilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.



Ünsüzler



B



Dudakların birleşip açılmasıyla meydana
gelir. Kelimenin başında veya ortasında bulunur. Kelime başında örnek: Baş,
boş, bıçak, biber. Kelime sonunda (p)ye dönüşür.



Örnek: Kitap, kap, hesap, çorap. Ancak kelime sonunda ünlü bulunursa eski konumuna
döner. Örnek: kitabı, dolabı, kabı, hesabı…



Gerçekte (p) ile biten kelimeler ise
değişmezler. Örnek: sap-sapı, çöp-çöpü, top-topu, tüp-tüpü, küp-küpü,
kulp-kulpu, hap-hapı,



Bi Be Ba Bo Bu Bö Bü Bı Bip Bep Bap Bop
Bup Böp Büp Bıp



Bil Bel Bal Bol Bul Böl Bül Bıl Bir Ber
Bar Bor Bur Bör Bür Bır



Bit Bet Bat Bot But Böt Büt Bıt Bis Bes
Bas Bos Bus Bös Büs Bıs



Babasının benekli bıldırcını bitişik
bostanda böceklerden bunalarak büzüldü.



C



Dişler birbirine yaklaşık; dil ucu
dizlerin ön kenarına yayılmış, alt çene aşağı düşerek çıkar.



Örnek: Cam. caba, cacık, Coşkun, cömert, cüce, cümle. Kelime sonunda (ç) olur.



Ci Ce Ca Co Cu Cö Cü Cı Cip Cep Cap Cop
Cup Cöp Cüp Cıp



Cik Cek Cak Cok Cuk Cök Cük Cık Cit Cet
Cat Cot Cut Cöt Cüt Cıt



Cambaz Cevat cılız cimri coşkunla
cömertliğe cumbada cüret ettiler.



Ç



C harfinden biraz daha sert olarak çıkar.
Çıkış biçimi aynıdır.



Çi Çe Ça Ço Çu Çö Çü Çı İç Eç Aç Oç Uç Öç
Üç Iç



Çip çep Çap Çop Çup Çöp Çüp Çıp Tiç Teç
Taç Toç Tuç Töç Tüç Tıç



Piç Peç Paç Poç Puç Pöç Puç Püç Pıç Şiç
Şeç Şaç Şoç Şuç Şöç Şuç Şüç Şıç



Çardaklı çeşmedeki çırak; çiçekleri,
çorbanın çöreğini ve çuvalları çürüttü.



D



Dilin damağın ön kısmına,üst diş köklerine
dokunmasıyla çıkarılır.



Örnek: dam, dal, dar, dış, diş, dadı,
dede, deney, demir.



Kelime sonunda (t) olur. Yalnız anlamlan
ayrı olup söylenişleri benzeyen birkaç kelimeyi birbirinden ayırmak için (d)
olarak yazılır. Örnek: ad (isim), at (hayvan), od (ateş), ot (bitki), had
(derece), hat (çizgi)…



Di De Da Do Du Dö Dü Dı Dip Dep Dap Dop
Dup Döp Düp Dıp



Dik Dek Dak Dok Duk Dök Dük Dık Dit Det
Dat Dot Dut Döt Düt Dıt



Dir Der Dar Dor Dur Dör Dür Dır Diz Dez
Daz Doz Duz Döz Düz Dız



Davulcu dede dışarlıklı dikişçiyi
dolandırırken dönemecin duvarından düştü.



F



Üst kesici dişler alt dudağın üstüne
dokunup açılmasıyla çıkarılır. Dilimizde çoğunlukla kelime başında, pek seyrek
olarak da ortasında ve sonunda bulunur.



Örnek: fal, fil, fakat, falaka, falanca, faraş, felek, ferman, fasafiso,
federasyon, felâket, felç, fevkalâde, frak, fitre, film·, fayans, fötr,
fonojenik, futbol, füze.



Fil Fel Fal Fol Ful Föl Fül Fıl Fit Fet
Fat Fot Fut Föt Füt Fıt



Fip Fep Fap Fop Fup Föp Füp Fıp Fif Fef
Faf Fof Fuf Föf Füf Fıf



G



Dil sırtının damağın gerisini, bir de
damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir.



Örnek: Gaga, gagalamak, gam, galiba, gar,
garaj, gargara, gazete, gelincik, göçmen, gölge, gönye, görev, güzellik.



(G) ünsüzünün iki çıkış noktası vardır.
İnce ünlülerle damağın ön kısmından çıkar.



Örnek: Gâh, gel, gör, git, gûya, güç. Kalın ünlülerle damağın gerisinden çıkar.
Örnek: gar, gıcık, gocuk, guguk gibi.



Gi Ge Ga Go Gu Gö Gü Gı Gik Gek Gak Gok
Guk Gök Gük Gık



Gip Gep Gap Gop Gup Göp Güp Gıp Gif Gef
Gaf Gof Guf Göf Güf Gıf



Gil Gel Gal Gol Gul Göl Gül Gıl Gir Ger
Gar Gor Gur Gör Gür Gır



Galip Geyve’de gır gır giden gocuklu
göçmen gururluya güldü.



Ğ



Dilimizde varlığını ancak kendinden evvel
gelen ünlünün süresini uzatmakla hissettirir. Kelime başında bulunmaz, iki ünlü
arasında ise ikili ünlü meydana getirir.



Örnek: Boğaz-boaz, doğal -doal, yoğurt - yourt



Konuşma dilimizde bazan y ve v seslerine
döner.



Örnek: eğer-eyer, diğer-diyer, soğuk-sovuk



Ği Ğe Ğa Ğo Ğu Ğö Ğü Ğı Ğir Ğer Ğar Ğor
Ğur Ğör Ğür Ğır



Ğip Ğep Ğap Ğop Ğup Ğöp Ğüp Ğıp Ğil Ğel
Ğal Ğol Ğul Ğöl Ğül Ğıl



H



Bir soluk harfi olup ağzın (kalın a)
ünlüsünü çıkardığı durumla meydana gelir.



Örnek: Habbe, haberci, haber, hacamat,
hacı, hacıyatmaz, hadde, hademe, hafız, hafif, hafta, hakiki, hakir, hâlbuki,
hallac, hassâs, hece, hımhım, hipnotizma, hokkabaz, hulâsa, hulyalı, hüner,
hücum, hücre, hüviyet,



Hi He Ha Ho Hu Hö Hü Hı Hih Heh Hah Hoh
Huh Höh Hüh Hıh



Hip Hep Hap Hop Hup Höp Hüp Hıp Hit Het
Hat Hot Hut Höt Hüt Hıt



Hil Hel Hal Hol Hul Höl Hül Hıl Hir Her
Har Hor Hur Hör Hür Hır



Habeş hemşire hırkalı hizmetçi hoppa
hödüğe hurmaları hürmetle sundu.



J



Dişler birbirine, dil sırtı da katı damağa
yaklaşır, havanın dil ortasından sızmasından meydana gelir.



Örnek: Jale, Japon, jandarma, jambon,
jelâtin, jeoloji, jeolog, jest, jilet, jübile, jüri.



Halk arasında (j) ünsüzünün (c) olduğu
görülür.



Örnek: Japon- Capon, jandarma - candarma, panjur - pancur, jurnalcı - curnalcı,



Ji Je Ja Jo Ju Jö Jü Ji Jij Jej Jaj Joj
Juj Jöj Jüj Jıj



Jir Jer Jar Jor Jur Jör Jür Jır Jil Jel
Jal Jol Jul Jöl Jül Jıl



Jip Jep Jap Jop Jup Jöp Jüp Jıp Jis Jes
Jas Jos Jus Jös Jüs Jıs



Japon jeolog jiletini jurnalıyle jüriye
verdi.



K



Dil sırtının damağın gerisini, bir de
damağın daha ön kısmını kapatmasıyla meydana gelir. İnce ünlülerle damağın ön
kısmından kalın ünsüzlerle ise arka kısmından çıkar.



Örnek1: kel, kir, kör, kâtip, kâhya Örnek2: kaba, kaya, kaçak, kadastro, kadın
kadife, kalp, kal



Ki Ke Ka Ko Ku Kö Kü Kı Kik Kek Kak Kok
Kuk Kök Kük kık



Kil Kel Kal Kol Kul Köl Kül Kıl Kir Ker
Kar Kor Kur Kör Kür Kır



Kip Kep Kap Kop Kup Köp Küp Kıp Kit Ket
Kat Kot Kut Köt Küt Kıt



Kara ketenlik külahlı kuş kara kediyi yedi



L



Dil ucu damağın ön kısmına(lale), bir de
daha gerisine(olay) dayanır, hava dilin yanlarını titreterek sızar.



Örnek: lâbirent, lâboratuvar; lâcivert; lâçka, lâdes, lâf, lâkap, lâhana,
leylâk, leziz, limon, lise, litografya, liyakat, löca, lödos, lökanta, lokma,
lökomotif, lösyon, löş,



Li Le La Lo Lu Lö Lü Lı Lil Lel Lal Lol
Lul Löl Lül Lıl



Lir Ler Lar Lor Lur Lör Lür Lır Lip Lep
Lap Lop Lup Löp Lüp Lıp



Lit Let Lat Lot Lut Löt Lüt Lıt Lin Len
Lan Lon Lun Lön Lün Lın



(L) ünsüzü bazı kelime ortalarında ve
sonlarında kaybolur. Örnek: nası şey- nasıl şey, kak ordan - kalk ordan. Adi
konuşmada (r) ünsüzünün (l) olduğuna sık rastlanır. Buna (Leleşme) denir.Önek:
birader-bilâder, Berber-belber, servi - selvi, serbest - selbes, bâri - bâli,
diye- diyelek, kerli ferli - kelli felli, zemberek -zembelek, merhem - melhem,
terlik - tellik, amerikan – amelikan



M



Dudakların birleşip açılması ve damağın
hafif alçalmasıyla meydana gelir. Dilimizde kelime başında, ortasında ve
sonunda bulunur.



Örnek: Maalesef, macera, maç, madalya, maalmemnuniye, maarif, modern, mücevher,
madenî, manzume, müzakere, mütemmim



Mi Me Ma Mo Mu Mö Mü Mı Mip Mep Map Mop
Mup Möp Müp Mıp



Mir Mer Mar Mor MurMör Mür Mır Mil Mel Mal
Mol Mul Möl Mül Mıl



Min Men Man Mon Mun Mön Mün Mın Mim Mem
Mam Mom Mum Möm Müm Mım



Muhallebici melankolik Mısırlı Mirza
modern mösyöyle Muradiye’de müzik dinledi.



N



Dilin damağın ön kısmına, diş köklerine
dayanıp açılmasıyla meydana gelir: Dilimizde kelime başında, ortasında ve
sonunda bulunur.



Örnek: Nasır, nadan, nadide, nafaka, nafile, naftalin, nakil, nakit , nal nalbant,
namaz, namus, nankör, narin, narkoz, nâsihat, nâzım, nazik, nesir, nezaket,
nilüfer, nisan



Ni Ne Na No Nu Nö Nü Nı Nip Nep Nap Nop
Nup Nöp Nüp Nıp



Nil Nel Nal Nol Nul Nöl Nül Nıl Nir Ner
Nar Nor Nur Nör Nür Nır



Nim Nem Nam Nom Num Nöm Nüm Nım Nin Nen
Nan Non Nun Nön Nün Nın



Namlı nane nini nini naneleri numaraladı.



P



Dudakların birleşip açılmasıyla ve açılma
sırasında dışarıya hava fırlamasıyla meydana gelir. Dilimizde kelime başında,
ortasında ve sonunda bulunur.



Örnek: paça, paçavra, paket, pala, palamut, panorama, pansiyon, pantolon, papatya,
paragraf, paramparça, paraşüt, paratoner, parazit, patinaj, pedagoji, plak,
plaka, plan, planör, politika, porselen, porsiyon, program, projeksiyon,
protesto, psikoloji.



Pi Pe Pa Po Pu Pö Pü Pı Pip Pep Pap Pop
Pup Pöp Püp Pıp



Pil Pel Pal Pol Pul Pöl Pül Pıl Pir Per
Par Por Pur Pör Pür Pır



Pit Pet Pat Pot Put Pöt Püt Pıt Pis Pas
Pos Pus Pös Püs Pıs



Palavracı peltek pısırık pişkin poturlu
porsuk pulcu püskürdü.



R



Dil ucunun yukarıdaki kesici dişlere yakın
noktayla meydana getirdiği kapağın birçok defa açılıp kapanmasıyla meydana
gelir. Kelime başında bulunan (R) kolay söylenir. Fakat kelime sonlarındaki (R)
ünsüzlerine önem verilmezse anlaşılması güç olur.



Örnek: rabıta, radyatör, radyografi, rahat, roket, raket, ramazan, randevu raptiye,
rol, reçete, rehber, rehin, rejisör, rakip, reklâm, rekor, repertuvar,
reverans, rezonans, riyakâr, romatizma, rota, rozet, röportaj, rûya, rûzgâr.



Ri Re Ra Ro Ru Rö Rü Rı İr Er Ar Or Ur Ör
Ür Ir



Rir Rer Rar Ror Rur Rör Rür Rır Tir Ter
Tar Tor Tur Tör Tür Tır



Fri Fre Fra Fro Fru Frö Frü Frı Gri Gre
Gra Gro Gru Grö Grü Grı



Radyolu ressam Ramis Rasim’in romanıyla
röportaj yaptı



S



Dudaklar açıktır, dilin ucu alt diş
köklerine yaklaşır ve hava dilin arasından tonsuz olarak sızar. Dilimizde
kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.



Örnek: sap, saat, sabah, sabotaj, saman, servis sıska, seksek senaryo, stüdyo,
spiker, smokin, hassas, kasa gibi.



Si Se Sa So Su Sö Sü Sı Sil Sel Sal Sol
Sul Söl Sül sıl



Sir Ser Sar Sor Sur Sör Sür Sır Sis Ses
Sas Sos Sus Sös Süs Sıs



Siş Seş Saş Soş Suş Söş Suş Sış İsi Ese
Asa Oso Usu Ösö Üsü Isı



Sandıklıda sepetleri sıralı simitçi
sofrada sökülen sucukları süpürdü.



Ş



Dişler birbirine, dil sırtı da katı damağa
yaklaşır; hava dilin ortasından çıkar.



Örnek: şantaj, şantiye, şafak, şahin, şakşakçı, şimendifer, şimşek, şarapnel,
şarjör, şifre, şövale, şüphe, şölen.



Şi Şe Şa Şo Şu Şö Şü Şı Şil Şel Şal Şol
Şul Şöl Şül Şıl



Şir Şer Şar Şor Şur Şör Şür Şır Şis Şes
Şas Şos Şus Şös Şüs Şıs



Şiş Şeş Şaş Şoş Şuş Şöş Şüş Şış Şiz Şez
Şaz Şoz Şuz Şöz Şüz Şız



Şamlı şemsek şimşir şafak şakşaklandı



T



Dilin damağın ön kısmına diş köklerine
dayanıp açılmasıyla meydana gelir. Dilimizde kelime başında, ortasında ve
sonunda bulunur.



Örnek: tabak, taban, tabela, tablet, tablo, talih, tarih, tapu, tatil, teklif,
tekzip, telefon, teleskop, televizyon, telgraf, temenni, tempo, temsil,
tentene, tepki, terlik, termos, testere, transatlantik, transformatör, trapez,
titiz, tiyatro, tren, tribün, turp, turnike, tünel,



Ti Te Ta To Tu Tö Tü Tı Tik Tek Tak Tok Tuk
Tök Tük Tık



Tir Ter Tar Tor Tur Tör Tür Tır Tit Tet
Tat Tot Tut Töt Tüt Tıt



Tis Tes Tas Tos Tus Tös Tüs Tıs Tiş Teş
Taş Toş Tuş Töş Tüş Tış



Tatar tepsici tıknaz titiz Tosun tömbekici
tulumbacıyla tütün tüttürdü.



V



Üst kesici dişler alt dudağın üstüne dokunur.
Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.



Örnek: vade, vadi, vagon, vahşi, vakit, vantilâtör, vapur, varil, varis, vasiyet,
velvele, vergi, vestiyer, vesvese,



Vi Ve Va Vo Vu Vö Vü Vı Viv Vev Vav Vov
Vuv Vöv Vüv Vıv



Vil Vel Val Vol Vul Völ Vül Vıl Vir Ver
Var Vor Vur Vör Vür Vır



Vis Ves Vas Vos Vus Vös Vüs Vıs Viş Veş
Vaş Voş Vuş Vöş Vüş Vış



Velveleli vasi vesvese vadide vagon verdi



Y



Dil ortasıyla ön damak arasından çıkar.
Dilimizde kelime başında, ortasında ve sonunda bulunur.



Örnek: yaba, yaban, yağmur, yalan, yamyam, yankı, yan, yarış, yaz, yaş, yangın,
yayan, toy, çay.



Yi Ye Ya Yo Yu Yö Yü Yı Yiy Yey Yay Yoy
Yuy Yöy Yüy Yıy



Yil Yel Yal Yol Yul Yöl Yül Yıl Yir Yer
Yar Yor Yur Yör Yür Yır



Yis Yes Yas Yos Yus Yös Yüs Yıs Yiz Yez
Yaz Yoz Yuz Yöz Yüz Yız



Yalvaçlı yelpazeli yıldız yirmi yoksul
yörükle yumurtalarını yükledi.



Z



Dilin ucu alt diş köklerine yaklaşır, hava
dilin arasından tonlu olarak çıkar. Kelimelerin başında, ortasında ve sonunda
bulunur.



Zi Ze Za Zo Zu Zö Zü Zı Zip Zep Zap Zop
Zup Zöp Züp Zıp



Zil Zel Zal Zol Zul Zöl Zül Zıl Zir Zer
Zar Zor Zur Zör Zür Zır



İzi Eze Aza Ozo Uzu Özö Üzü Izı Ziş Zeş
zaş Zoş Zuş Zöş Züş Zış



Örnek; zafer, zahire, zahmet, zakkum,
zalim, zaman, zambak, zemzem, zenci, zerdali.



Yazı Dili İle Konuşma Dili Arasındaki Farklar



Bir dil konuşma dili ve yazı dili olarak ikiye
ayrılır: Konuşma dili, günlük hayatınızda konuşurken kullandığınız dildir. Yazı
dilini besleyen en önemli kaynak da sözlü kültür ve konuşma dilidir.



Bir ülkenin hemen her bölgesinde birbirinden farklı
telaffuzlara ve kelime ayrılıklarına dayanan ağızlar bulunabilir. Bu durumda
konuşma dili, o dili konuşan toplumların her bölgesinin kendi ağız yapısına
dayanan, günlük, tabi dilidir. Erzurum’da konuşan kişi Erzurum ağzını,
Trabzon’da konuşan kişi Trabzon ağzını kullanır.



Hiçbir dilde yazı konuşmayı tümüyle yansıtamaz. Bugün
Türkçede konuşma ve yazının pek çok dile göre birbirine çok yakın olmasının
nedeni Latin kökenli Türk alfabesine geçişin yeni olmasıdır. Yine de geçen süre
içinde konuşma dili yazıdan biraz uzaklaşmıştır.



Oluşan farklılıkların bir bölümü zamanla yazıyı
etkilese bile çoğu konuşma düzeyinde kalmıştır. Bunları bilmek ve yazıya
yansıtmamak gerekir. Yazı dili ise kültür dilidir. Yazılı eserlerde kullanılır.
Yazı dili, o dili konuşan insanların, lehçe ya da ağızlarından birisinin temel
alınması sonucu standart bir hale getirilmesiyle oluşur. Yazı dili olma
niteliğini taşıyan ağzın, bir ülkenin kültür merkezi olarak gelişen bölgesinin
ağzı olması ve konuşma dillerinin de en gelişmiş olanı arasında seçilmiş
bulunması zorunluluğu bulunmaktadır. Daha öncede belirttiğimiz gibi Türkçenin
yazı dili, İstanbul ağzına dayanmaktadır.



Bir ülkenin çeşitli konuşma dilleri ve ağızları
bulunmasına karşılık, bir tek yazı dili bulunmaktadır. O ülkede yaşayan
insanlar, okuyup yazarken bu ortak dili kullanmaktadır.



Konuşma diline göre ayırt edici en önemli özelliği,
muhafazakar olmasıdır. Normal şartlarda, dışarıdan zorlama olmaksızın dile ait
özelliklerini kolay kolay kaybetmemesidir. Aynı ülke içinde konuşulan lehçe ve
ağızların alabildiğine farklılaşmasını önlemesidir.



Diksiyon açısından konuşma dili yazı diline göre
incelenmektedir. Tarihi geçmişe baktığımızda konuşma dilinin yazı dilinden önce
olduğunu görmekteyiz. İnsanlar düşüncelerini, duygularını yazıya dökmeden önce
sözle anlatmaya çalışmışlardır.



Yazı dilindeki basit alfabe sistemi bütün sesleri
göstermeye yetmez; bu yüzden fonetik, fonetik konuşmadaki sesleri bütün
incelikleriyle kayıt eder. Konuşma dilinde düzen ve kurallara bağlar. Fonetik
diksiyonun esaslı bir yardımcısıdır. Fonetik kurallarına bir sonraki söyleniş
konusunda yer verilmiştir.



Boğumlanma



Boğumlanma, ses organları tarafından
seslerin doğru yerden ve doğru zamanlamayla çıkmasıdır.



İletişim kurduğumuz zamanlarda, hızlı
konuşan, yuvarlayan ya da tane tane konuşmayan insanlarla zaman zaman hepimiz
karşılaşmışızdır. Bu kişilerde boğumlanma sorunu yaşanıyor demektir. Yani
boğumlamanız bozuksa anlaşılamama durumu ortaya çıkabilir. Anlaşılamazsanız
konuşmanızın da bir anlamı kalmaz.



Boğumlanmayı gerçekleştiren organlarımız
iki gruba ayrılır;



1) Hareket eden boğumlanma organları:
Bunlar çene, dudaklar, dil ve yumuşak damaktır. Dilinizin damağınızın

gerisine doğru götürdüğünüzde orda yumuşak bir bölge hissedeceksiniz. Bu
bölgeye yumuşak damak adı verilir.



2) Hareket etmeyen boğumlanma
organları:
Bunlar dişler, diş etleri ve damaktır.



Boğumlanmayı bu organlarımızın çeşitli
hareketleriyle elde etmek mümkündür. Bu organlarımız kaslarla ilgili oldukları
için bu kasların eğitilmeleri boğumlanmamızın düzgün bir şekilde
gerçekleştirilebilmesini sağlamaktadır.



Alıştırma-Boğumlanma



Boğumlanmada alışkanlık edinebilmek için,
söylenişi güç cümleleri söyleyerek üzerinde alıştırma yapmak olumlu sonuç
vermektedir. Bu cümleleri ilk etapta ağır ağır, daha sonra gittikçe hızlanarak
tekrarlamak gerekmektedir. Bu alıştırmalar sayesinde tembel ve gevşek
boğumlanmanın önüne geçilebilir.



Açık, anlaşılır bir konuşma ancak iyi bir
boğumlanma ile elde edilebilir.



Aşağıdaki alıştırmalarda bazı kelimeler,
cümleler sizlere anlamsız gelebilir. Önemli olan noktanın anlamlarının ne
olduğunun bilinmesi değil, boğumlanmanızı geliştirmesi olduğunu unutmayınız.



Ünlüler



(A) Abana'dan Adana'ya
abarta abarta apar topar ahlatla ağdalı avuntucu ahmak Ahmet'in avandanlıklarını
aparanlardan Acar Abdullah ile akıllı Abdi akşam akşam bize geldi.



Al, bu takatukaları takatukacıya
takatukalatmaya götür. Takatukacı takatukaları takatukalamam derse
takatukacıdan takatukaları takatukalatmadan al getir.



(I) Iğdır'ın ığıl ığıl akan
ılıman ırmağının kıyıları ıklım tıklım ılgın kaplıdır.



(O) Okmeydanı'ndan
Oğuzeli'ne otostop yap; Oltu'da volta at, olta al; Orhangazi'de Orhanelili
Orhan'a otostopluk öğret; sonra da Osmancıklı Osman'a otoydu, totoydu, fotoydu,
dök!



(U) Uluborlulu utangaç
Ulviye ile Urlalı uğursuz Ulvi uğraşa uğraşa Urfa'daki urgancılara uzun uzun,
ulam ulam urgan sattılar.



(İ) Ibibiklerin ibiklerini
iyice iyileştirmek için Istinyeli istifçi Ibiş'in istif istiridyeleri mi,
yoksa, Iskilipli Ispinoz işportacı Ishak'ın işliğindeki ibrişimleri mi daha
iyi, bilemiyorum. İbişle Memiş, mahkemeye gitmiş, mahkemeleşmiş mi,
mahkemeleşmemiş mi?



(E) Eğer Eleşkirtli
eleştirmen Eşref ile Edremitli Bedri'yi Eğe'nin en iyi eğercisi biliyorlarsa,
ben de Ermenekli Erdem Ergene'nin en iyi elektrikcisidir derim.



(Ö) Özbezön'ün özbeöz
Ödemişli öngörülü öğretmeni Özgüraslan ile Özgüluslan özellikle özerk ön
öğretimde öylesine özverili, övünç verici ve övgüye değer kişiler ki hani tüm
öğretim örgütleri içinde en özgün örnek onlardır diyebilirim.



(Ü) Ürdünlü ünlü üfürükçü
Üryani, Ünye, Üsküdar, Ürgüp üzerinden ülküdeşlerine üstüpü, üstübeç, üvez,
üzüm, üzengitaşı ve üzünç götürürken Üveyik'ten ürüyerek, ûvendirelerini
sürüyerek yürüyen, üçkağıtçı ütücülerin ürküntü üreten ünü batasıca ünlemleriyle
ürküverdi.



Ünsüzler:



(F) Farfaracı Fikriye ile
favorili fasa fiso Fahri Fatsalı Fatma'yı görünce fesleğenci feylesoy Feyyaz'ı,
fındıkçı Ferhunde'yi anımsayarak feveran ettiler. Felemenkte Felemenklerin
Felemenkçe mi konuştuklarını düşûne düşüne fertliği çektiler.



(P) Pohpohçu pinti profesör
pofur pofur pofurdayarak hınçla tunç çanak içinde punç içip pülverizatör
prospektüsünû papazbalığı biblosunun berisindeki papatpa buketinin bu yanına
bıraktıktan sonra pâlas pandıras Pülümür’le Pötürge’den getirdiği pörsük
pötikare pöstekiyi Paluluların Pıtırcık pazarında partenogenes pasaparolası ile
pertavsız pervasız pervaz peysajını ve peronospora pestenkerani pestilini
posbıyıklı pisboğaz pedegoga Pınarbaşında beş etti.



(M) Marmara'daki Karmarisli
mermerciler mermerciliği meslek edinmişler, ama Mamak'taki mamacılar
manyetizmacılıkla marmelâtçılığı meslek edinememişler.



(V) Vırvırcı Vedia ile vıdı
vıdıcı Veli velinimeti vatman Vahit e vilâyette veda edip Vefâ ya doğru
vaveylâsız, velevasız velespitle volta vururlarken voleybolcu Vatran virtüöz
Vicdanî ve Viranşehirli vatansever viyolonselist Vecibe ile karşılaştılar.



(B) Babaeskili babacan Bahri
Beberuhi Bedri ile bıyıksız bıçkıcı bıngıldak Bahir'in Bigadiç'teki bonbon
bonmarşesine varmışlar, o adadakilerin yüzlerine bön bön bakarak, büyülü büyük
buhurdanlığı buğulu buğulu boşaltıp bomboş bırakmışlar, sonra da Bodrumda
gözden kaybolmuşlar.



(S) Sazende Şazi ile zifoz
Zihni zaman zaman sizin sokağın sağ köşesinde sinsi sinsi fiskoslaşarak sizi
zibidi Suzi'ye sonsuz ve sorumsuz sorgun ederler. Sason'un susuz sazlıklarında
badece soğanla sarmısak yetişebileceğini söyleyen Samsunlu sebzecilerin sözüne
sizler de sessizce ve sezgilerinize sığınarak inanabilirsiniz.



(Ş) Şavşatlı Şaban,
Şarkışlalı şipşakçı Şekip, Şişhaneş'den şeytankuşunu, şiş şiyeyi şişlemiş, şiye
keşişe şiş demiş.



(Ç) Çatalağzı'nda çatalsız
Çatalcalı çatalcının çarpık çurpuk çalçene Çoruhluya çarptırmasına ne dersin?
Çatalca'da topal çoban çatal yapıp çatal satar, nesi için Çatalca'da topal
çoban çatal yapıp çatal satar? Karı için Çatalca'da topal çoban çatal yapıp
çatal satar. Çarık çorap dolak, ben sana çarık çorap dolak mı dedim?



(L) Leyla ile Lalelili
Lale'ye leblebi ile likör ikram etmiş. Lüpçüler,1ütfen lüzumlu lüzumsuz
lakırdıları bırakın da lüzferle rızk, rot, rop, rint, ring, ray, radyoaktivite
nedir, diye konuşun.



(Z) Zonguldaklı Zaloğlu
Zöhre'nin kızı Zühal zibidi Zeki'ye ziyafet zerketti.



(S, T, Z) Sedat Tınaz'ın tasası suratsız teyzesine rastlama sezen sıska sülük
tazısını tuz tortusu tütsüsüııe tutmasıydı.



(Ş, S) Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortadaki soğuk su su şişesi.



(C) Cemil, Cemile, Cemal
cumaları cilacı cüce Canip'in cicili bicili cumbalı ciltevinde cümbür cemaat
cacıklı civcivle cücüklü cacık yerler sonra da Cebecili cingöz coğrafyacının
cinci ciciannesinin cırcırböceğini dinlerler. Ocak kıvılcımlandırıcılarından
mısın, kapı gıcırdatıcılarından mısın? Ne ocak



kıvılcımlandırıcılarındanım, ne kapı
gıcırdatıcılarındanım.



(D) Dadaylı dadımın
Dodurgalı düdük delisi dedesi diline doladığı dedbebeli dedim dedisiyle
dırdırını dilinden düşürüp de bir kez olsun doya doya düden diyemeden, düdenin
dallara doldurduğu doyumlu yemişlerden doyasıya yiyemeden darıdünyadan göçüp
gitti.



(K-İ-U) Kilisli kikirik kilimci Kilizmanda'ki kilitli kilisede kimliğini kimseye
sezdirmeden kucak kucak kuskuslu kuşkonmazı kukumav kuşuna, kişiliksiz
kulağakaçan kirliğ kirloz kirpiye de Kuşadası'nın kuşhanesindeki kuşbaşlı
kuşbazla birlikte önce kişnişli kuşüzümünü, sonra da Kumla'nın kumlu kumlu
kuşkirazını yutturmuş.



(K-I-İ) Kınıklı kılıbık kırpıntı Kıyasettin, Kırımlı kılkuyruk kıtmiri kıkır kıkır
kıkırdatarak küskütük küçümen küfeci külhaniyle külüstür Kürşat'ı külünklü
küngür üstüne küttedek devirdi.



Kırıkhandaki kırıkçı kırçıl kargın kırgın
kırıkçısı kırmızı kırda kıkır kıkır kıkırdayarak Kırımlı kıkırdakçının kızıl
kırlangıçlarını kışın kırlarda Kırgızlı kırpıntıcı kırışık Kırımtov'un
kırıkkıraklarıyla besliyormuş.



(K-O-Ö) Koca kokoz kokainman kokorozlana kokorozlana Kazablankalı kozmonota kök,
kok, köken, kokot, kök sökmek, kokoreç, kökmantar, köknar, köçekçe, körkandil,
krematoryum, kösnüklük ne demek diye sormuş.



(Y) Yalancıoğlu yalıncık
yayladığının yahnisini yağsız yiyebilirse de yayladığının yağlı yoğurdundan,
Yüksekova'nın yusyumru yumurta yumurtlayan tavuklarından, bir de yörük
ayranıyla yufkasından asla vazgeçemez.



(G) Güneyli girgin gammaz
Galip Gavurdağı'nda güpegündüz galeyana gelmiş de Gülgiloğlu Gaziantepli gazup
gazinocuyu Gölköylü gitaristle birlikte Gümüşhane'ye göndermiş. Geçen gece Gemerek'ten
Gediz'e gelen Gebzeli gezginci gizemcilerden gitarist general Genzel, gençlere,
gerçekdışılıkla gerçeklik dışı ilişkiler arasında ne gibi bir geçerlilik
gerçekliği olduğunu sordu.



(K, G) Galata kulesi kapısı karşısındaki kuru kahvecinin gıgısı çıkık, dişi kırık,
kurbağa kafalı, karakoncolos kalfası Hakkı karışıklığa getirip kahveye kavruk
kakule kırığı kattı.



(H) Hahamhanede hahambaşı
hahamı homur homur homurdanır görünce hemencecik heyecanlandı, hızland;
hoşnutsuz hırçın halhallarla halkaları, halatları hallaçlara verdi.



(B- P- D-Y) Batı tepede tahta depo dibinde beytutet eden pullu dede tekkesinden matrut
bitli Vedat, dar derede tatlı duttan dürülü pide yutup pösteki dide dide dört
ayda dört türlü derde tutuldu.



(B-P)Bir pirinci birinci
buluşta bir inci gibi birbirlerine bağlayıp Perlepe berberi bastıbacak Bedri
ile beraber Bursa bağrına parasız giden bu paytak budala, basası topal Badi'den
biberli bir papara yedi.



(B-D) Baldıran dalları ballandırmalı mı, ballandırılmamalı mı? Sonra o bala daldırılan
baldıran dalları dallandırılmalı mı, ballı dalla dallandırılmamalımı?



(T-D) Titiz, temiz, tendürüst dadım; tadını tattığı tere demetini dide dide
dağıttı da hiddetinden hem dut dalında takılı duran dırıltı düdüğünü öttürdü
hem de didine didine dedim dedi, dedim dedi dedi durdu.



(T-Ç-S) : Üstü üç taşlı taç saplı üç tunç tası çaldıran mı çabuk çıldırır, yoksa iç
içe yüz ton saç kaplı çanı kaldıran mı çabuk çıldırır? Üç tunç tas has kayısı
hoşafı.



(T-K) Al bu takatukaları takatukacıya takatukalatmaya götür. Takatukacı
takatukaları takatukalamam derse takatukacıdan takatukaları takatukalatmadan
al, gel.



(L-D-N) Elalem bir aladana aldı aladanalandı da biz bir aladana alıp
aladanalanamadık.



(K-R) Kırk kırık küp, kırkının da kulpu kırık kara küp.



(K-R-D) A be kuru dayı, ne kuru sarı darı bu darı a be kuru dayı?



(B-M-Ş) İbiş'le Memiş mahkemeye gitmiş, mahkemeleşmiş mi, mahkemeleşmemiş mi?



(D-L-T-K) Şu karşıda bir dal, dalda bir kartal; dal sarkar, kartal kalkar; kartal
kalkar, dal sarkar. Dal kalkar, kartal sarkar, kantar tartar. Şu karşıdaki kara
kuru kavak, karardın mı ey kara kuru kavak, sarardın mı ey kara kuru kavak!



(S-K) Bu yoğurdu sarmısaklasak da mı saklasak, sarmısaklamasak da mı saklasak?



(M-Y-L) Bu yoğurdu mayalamalı da mı saklamalı, mayalamamalı da mı saklamalı?



(B-Ş-Z) Sizin damda var beş boz başlı beş boz ördek, bizim damda var beş boz başlı
beş boz ördek. Sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek, bizim damdaki beş boz
başlı beş boz ördeğe , siz de bizcileyin beş boz başlı beş boz ördek misiniz
demiş.



(D-P-K) Değirmene girdi köpek, değirmenci çaldı kötek; hem kepek yedi köpek, hem
kötek yedi köpek.



Ulama



Diksiyonun özelliklerinden biri de
“ulama”dır. Genel olarak tanımlarsak bir kelimenin sonundaki sessiz harfin
ardından gelen kelimenin sesli harfle birleştirilerek seslendirilmesine ulama
diyoruz. Ulama, söz akışına pürüzsüzlük ve tatlılık verir. Uygun ulama ile
yapılan konuşmalarda veya seslendirmelerde ses bir nehrin akışı gibi sakin ve
düzenli olarak ilerler.



Türkçede yer alan ulama özelliklerini
aşağıda anlatalım:



1. Sessiz harfle biten bir kelimenin son
harfi sesli harfle başlayan yanındaki kelimenin ilk harfiyle birleşir.



Yazıda Konuşmada



Ak--şam-- ol--du. Ak--şa--mol--du.



E--lim--den-- al--dı. E--lim-de--nal--dı.



2. Orijinal yapılarında “b,c,d,g” harfleriyle biten
kelimeler vardır. Bunlar yalın kaldıklarında “p, ç, t, k”ya dönüşürler. Yazı
dilinde sonlarına ek aldıklarında yumuşak konumlarına dönerler. Örneğin Arapça
orijiniyle “kitab” Türkçede “kitap” şeklinde yazılır.



Ancak yanına ek aldığında “kitabım” örneğinde olduğu
gibi “p”, “b”ye dönüşür. Konuşma dilinde ise ulama bu kurala paralel olarak
aynı kelimeyi bir sonraki kelime ile ilişkilendirir.



Yazı dilinde sert olan harf ulama ile yumuşar.



(Orijinali) Yazı Dilinde İfadesi Konuşma Dilinde
İfadesi



(Mahmud) Mah--mut ev--len--di. Mah-mu--dev--len--di.



(Mes’ud) Mes--ut ol--du. Me--su-dol-du.



(Kitab) Ki--tap al--dı. Ki--ta--bal--dı.



3. Türkçede kelime sonundaki “k” ünsüzünü, “h” ünsüzü
ile başlayan bir kelimenin izlemesi durumunda “h” ünsüzü düşer. İki kelime
birbirine bağlanır.



Yazı Dilinde Konuşma dilinde



Ye--mek ha--ne Ye--me--ka--ne



E--rik ho--şa--fı E--ri--ko--şa—fı



4. Eğer kelimeler arasında durak olursa, kurala uygun
olsa da ulama yapılmaz.



Yazı Dilinde Konuşma dilinde



İstiyorum, onu göreceğim. İstiyorum, onu göreceğim.



Koşuştururken, okulu unuttu. Koşuştururken, okulu
unuttu.



5. Bazı durumlarda iki ayrı kelimenin tek heceli olan
ilkinde bir ünlü düşer ve iki kelime birleşir.



Yazı Dilinde Konuşma dilinde



Ne i--çin Ni-çin



Ne a--sıl Na-sıl



Ne ol--du Nol-du



Alıştırma: Ulama



1. Aşağıdaki şiirde ulama noktaları altları çizilmek
suretiyle gösterilmiştir. Önce bu işaretlerin hangi ulama kuralından
kaynaklandığı üzerinde çalışınız. Ardından bu işaretlere dikkat ederek metni
gerekli ulamaları yaparak okuyunuz.



Daracık Menzilimde Bir Ağacım Vardı



1)



Daracık bir menzil burası.



Bir avuç kadar dar.



Ağaç ol, konuşurum, duy beni yeter.



Ayrı dünyamızda olsun, duyarım seni.



Yürek olsun sende, sevgi olsun.



Olsun, yeşillik yeşersin yerinde



Sen şen ol ağacım, tüm dünya kadar.



2)



El pençeyim, mahzunum bugün



Bekleşen ruhlarımızda dolaşan asırların



Rüzgarında



Dans ederken engin eğlencelerinde sen



Mahsunum, dostsuzum, yalnızım



Evladım bile unuttu beni, dağlarım unuttu



Kokularını paylaştığım çiçekler şimdi



Ve varlığımı paylaştığım fani “sevdiğim”



Şimdi senin göğsünde şenliği hayatın



Bağrındaki kuşlardan biri de ben değilim.



3)



Benim selvimi özlüyorum şimdi.



Başımı okşayan bir şefkat eli vardı.



Dünyayı görürken gözlerim.



Göğsünün sıcaklığında kaybettiğim



Şimdi başım senin kollarında selvim



Senin dallarında ellerim



4)



Saçlar yemyeşil de olurmuş



Çiçeğe dönermiş dudaklar



Emanet bedenimi özlüyorum şimdi



Bahçendeki çiçeklerde kendimi arıyorum



Yaprak yaprak inleyişlerini duyuyorum



Bir zikir günü ki bugün gecemi kaplar



Fani ağacım başucumda, sevdiğim ağacım



Bugünkü günüm bir gün senin de gecene dolar



Sendeki emaneti de teslim alır toprağın



5)



Bir gün seninle de kavuşacağız



Kana yaprak kemiğe odun



Bedenimiz eriyip gitmiş olacak



İkimizin ağacı doğacak yeniden



Çürümezse benim bir mezar başlığım



Senden bir kaç odun parçası



Ve benden bir kaç kemik kalacak



Ve eğer senin de bir ruhun olursa



Bahçemiz ikimizin olacak



6)



Şimdi Baki’yi özlüyoruz birlikte



Fenadan bekaya seyahatin hayalleri



Bu bir avuç, bu daracık menzilde



Tek tesellimiz bizim şimdi



Muhammed Bozdağ



2. Aşağıdaki metinde ulama noktalarını tespit ederek
çiziniz. Ardından ulamalara dikkat ederek okuyunuz.



Kalıplar



İnsanlar kendilerine kişilikleri için çizdikleri
zihinsel kalıpların dışına çıkamazlar. Bizler çözümü defalarca duyduğumuz halde
kendimizi oturttuğumuz dar çerçeveden çıkış için gayret göstermeyen garip
insanlarız.



Hayatın bazı insanlara “tesadüfen başarma, yükselme,
zengin olma vs.” şansı tanıdığını zannedenimiz çoktur. Bir çoğumuz
müzisyenlerin, yazarların, şairlerin, para babalarının bu işi anne karnında
kendilerine verilen kabiliyetlerle gerçekleştirdiklerini sanırız. Bu inanca
göre bazılarının ne maharetli anneleri varmış. Bu yanlış zanları kabul etmeyen
bir çok insan bile farkında olmadan aynı kalıplarla kendisini kilitlemiştir.



En meşhur zenginlerin bir zamanlar simit sattıklarını,
ayakkabı boyacılığı bile yaptıklarını öğrenince şaşırırız. Birçok yazarın
vaktiyle kalemi bile tutamamalarına inanamayız. Neden bazı insanlar bazıları
arasında sıyrılıverir veya “sivriliverirler.”



Adaletli ve şefkatli yaratıcı, Normal şartlar altında
doğan her insanı her türlü başarıya ulaşabilmelerine imkan tanıyan bir
potansiyelle dünyaya göndermiştir. Ancak dünyaya geldikten sonra sınırlılıklar
başlatılır. Anne-babası veya çevresi tarafından aşağılanan bir çocuk etrafında
kalıplar başlamıştır. Daha sonra insan “var olduğunu” hissettirmek amacıyla
çırpınmaya başlar. Bakkaldan getirilen bir ekmek, ilk karne notları, takdim
edilen bir çiçek, içinde bu amacı gizli tutar.



Oysa bazı insanlar “bu olmamış”, “sen bunu
başaramazsın” demekten çekinmezler.



Bizler de çoğu zaman sözleriyle cinayet işleyen,
kabiliyetleri körelten; başarısızlık, çekingenlik, korkaklık imajı oluşturan
insanlardanız ne yazık ki!.. Yas tutmayı sevdiğimiz kadar eleştirmeyi,
olumsuzlukları ileri sürerek karanlık bir zihinsel tablo oluşturmayı seviyoruz.



Merhum Z. Gündüzalp’in “İnsan ne düşünüyorsa odur.”
Dediğini çok duyduk. Anthony Robbins, Sınırsız Güç kitabında insanların hayal
kurarken ve düşünürken kullandıkları “olumsuzluk” imajlarını en kötü engel
olarak görür.



Her büyük başarı bazen yüzlerce başarısızlığın
arkasında parıldar. Oysa eski bir Rus imparatoru “yenile yenile yenmeyi
öğrendiğini “ söyler. İnsan her teşebbüsünde hedefine ulaşamadığında bunu başarısızlık
olarak görürse bulunduğu noktada çakılır. Oysa durumu yeniden inceleyen insan
için her başarısızlık başarıya bir adım daha yaklaşmanın işaretidir.



Ani yükselişlerin ise gerçek başarıyla ilişkisi
yoktur. Bir balon gibi patlar ve söner. Hayalimizde yaşadığımız iç konuşmaların
fiillerimizde oluşturduğu sınırlara bakınız: “Zengin olmak mı? Bu iş için büyük
sermaye lazım. Yazar olmak mı? Konuşmasını bile bilmiyorum; annemin karnında
böyle bir şey öğrenmedim. Meydanlara çıkıp ‘benim işçim,benim köylüm’ diye
konuşmak mı? Ben Süleyman değilim.”



Sevgili kardeşim... Ya siz ne siniz? Erkek ve kadın
arasındaki küçük bir farktan başka kimin beyni kimin beyninden küçük veya
büyük. Kaderin sahibi kimseyi başarısızlığa zorla mahkum etmemiştir. Ortamın
sürükleyişine kendimizi kaptırdığımızda “Ortam sürükleniyorsa sürünmekten başka
yapacağımız hiç bir şey yoktur.” Ne yazık ki en çok ihmal ettiğimiz
görevlerimizden biri dinimizin ilk emridir. Az okuyoruz veya hiç okumuyoruz.



Başarılı bir insanlar topluluğuna takılıp başarıya
uçmuyorsak başarının dinamiklerini incelemeliyiz. Başaranların hayatı ve
yaptıkları bu konuda bize yol gösterecek en açık ışıktır. Başka türlü bizi
pasifize eden kendi kalıplarımızdan kurtulamayacağız. Fıtrat kanunlarının
işleyişini bilmek zorundayız.



(Muhammed Bozdağ)



Sağdeyi



Sağdeyi, sözcüklerin söyleniş özelliklerine dikkat
ederek sözcükleri söylerken seslerin değerini vererek hecelerin vurgusuna,
uzunluğuna, kısalığına önem vererek seslendirmektir. Her sözcükte ses baskısı “
şiddet vurgusu” yapılması gereken bir hece bulumaktadır.



Türkçede şiddet vurgusu diğer adıyla da kelime vurgusu
genellikle son hecede bulunur. Yabancılar Türkçe konuşurken çoğunlukla ilk
heceye vurgu yaptıkları için konuşmaları garip bir havaya bürünür.



Sağdeyi kuralları;



1. Türkçede genellikle şiddet vurgusu son hecede
bulunur.



2. Yer adlarında vurgu ilk hecede bulunur. Örnek;
Akara, Denizli vb.



3. Zarf ve bağlaçlarda ise vurgu ilk hecede
bulunmaktadır. Örnek; Belki, henüz, ansızın, ayrıca, hatta, önce, sonra,
yalnız, ancak, nasıl, niçin, hangi vb.



4. Cümle
içinde kelimelerin sonuna eklenip takılan bazı parçalarda vurgu almazlar, vurgu
onlardan önceki hecede kalır. Örnek; gelirse, evdeyim, gelme, geldi mi, bence
vb.



5. Süresi uzun olan heceler dilimize yabancı
kelimelerden geçmiştir. Örnek; katil, makbule, edebi, ziya, hazine



6. Türkçede “ğ” ünsüzü kendinden önce gelen ünlü
üzerinde etki yaparak bulunduğu hecenin uzamasını sağlar. Örnek; çağdaş-çadaş, ağlamak-alamak
vb…



7. Türkçede ilk hecelerde “y” olduğu zaman gevşeyerek
kendinden önceki ünlüyü etkileyip heceyi uzattığı görülür. Örnek; böyle-böle,
söylemek-sölemek



SÖZ NOKTALARI



Durağın öbür ismi de söz noktalarıdır. Üç tür durak
vardır.



Kısa Süreli Duraklar



Kısa süreli duraklarda soluk alınmaz veya çok hafiften
alınır.



Kısa süreli duraklar;



-Hitaplardan sonra,



-Çok kısa cümlelerden sonra,



-Biçimce bağlı cümleciklerden sonra,



-Kısa arasözlerin başında ve sonunda,



-Uzun cümlelerde, öznelerden sonra,



-Eş görevli söz öbeklerinin sıralanışından sonra,



-Ünlem ve ünlem görevli öğelerden sonra,



-Ki’li ve başka yancümleciklerden sonra,



-Cümle başı bağlaçlarından sonra,



-Sıralı cümlelerin cümleciklerinden sonra



-Soluğunuzun yetişemeyeceğini anladığınız yerlerde



-Uzun cümlelerin ortalarında yapılır.



Normal Duraklar



Normal duraklarda soluk verildikten sonra söze
başlamadan önce uygun bir şekilde soluk alınır daha sonra söze başlanır.



Normal süreli duraklar;



-Cümle bittikten sonra,



-Üst üste iki nokta işaretinden sonra,



-Noktalı virgül işaretinden sonra,



-Anlamca bağlı cümlecikler arasında,



-“Ve” bağlacından sonra,



-Karşıt duygu ve düşünceleri yansıtan söz dizinleri
arasında



-Uzun arasözlerden önce ve sonra,



-Diyaloglar arasında,



-Sorular ve yanıtlar arasında,



-Uzun olan bağlı ve sıralı cümlecikler arasında
yapılır.



Uzun Süreli Duraklar



Uzun süreli duraklar soluk alma ve vermenin birkaç
kere tekrarlanabileceği yerlerdir.



Uzun süreli duraklar;



-Konuşma metinlerinde bölümler arasında,



-Anlamlı susuşların gerektiği yerlerde,



-Paragraflar arasında,



-Dize kümeleri arasında yapılır.



ANLATIM VE ÖZELLİKLERİ



Anlatıma Hazırlık



Doğallık



Anlatımda yapaylığa düşmeden konuşmanın gerektirdiği
ses tonuyla konuşmaya doğallık denir. Bu özellik, diksiyonun vazgeçilmez
öğelerinden birisidir. Doğallığın önemi, kişinin kendine ait konuşmalarından
çok, sesiyle canlandırdığı metinlerde ortaya çıkar.



Bağırma



Bağırma, insan sesinin en doğal görünüşlerinden
biridir. Bağırma sesi çıkarılırken gerekli hecede ünsüzün şiddetlendirilmesi ve
buna aynı şiddette süresi uzatılan ve yükseltilen ünlünün katılması gerekir.



Gülme



İnsana özgü doğal ses çıkarma biçimlerinden birisi de
gülmedir. Gülme doğal olmakla birlikte doğal biçimde canlandırılması kolay
değildir.



Hıçkırık (Ağlama)



Kimi dramatik olay ve durumları aslına uygun olarak
seslendirme ve canlandırma biçimine diksiyonda hıçkırık (ağlama) adı verilir.
Diksiyonda doğallık sağlayacak becerilerden biride hıçkırığı gerçeğine en yakın
biçimde çıkarabilmektedir.



Üslûp



Konuşmacının duygu, düşünce ve bilgilerini karşı
tarafa aktarmasına üslûp adını verdiğimiz değişik yollar
kullanılmaktadır.



Sade Üslûp



Doğal ve açık anlatım özelliğine sade üslûp”
denir. Bu üslûpta uzun ve süslü sözler, gösterişli parlak hayaller yerine kolay
anlaşılır bir tarz esastır. Kolay ve pratik öğretmek, eğlendirmek ve üslûbun
niteliklerindendir.



Yüksek üslûp



Düşünceler ve duygular çok yüksek, sanatlı ve
görkemliyse bu tür anlatıma “yüksek üslûp” adı verilir. Bu üslûpta kelimeler,
seçkin ve parlaktır. Sade ve kolay anlaşılan cümleler yerine imajlara ve söz
sanatlarına dayalı ifadeler kullanılır. Bu üslûbu kültürlü insanlar anlar.



Karışık üslûp



Herkesin anlayacağı nitelikteki anlatım özelliğine de
“karışık üslûp” denir. Bu tür söyleyişte sade ve yüksek üslûbun karışımı
görülür. Bu üslûbu her sınıftaki insan anlayabilir.



Üslûpla İlgili Çalışmalar



Bu sonuçlardan şunu anlıyoruz; ilk karşılaştığımız
zaman nasıl göründüğümüz, nasıl bir yüz ifadesine sahip olduğumuz ve
nasıl konuştuğumuz, ne konuştuğumuzdan daha önemli olmaktadır.



Üslûp Özellikleri



Nasıl ki her yazının üslûp açısından bir özelliği
varsa her konuşmanın da kendine özgü bir üslûbu vardır. Konuşmanın karakterini
biraz da üslûp belirler. Konu ile seçilen üslûp arasında bir uygunluk
sağlanamazsa konuşma başarısız olur. Bu açıdan üslûp ile ilgili temel bilgilere
sahip olmak. üslûbun inceliklerine dikkat etmek ve üslûbu belirlerken üzerinde
düşünmek gerekir.



Bir konuşmacının söylemek istediğini anlayabilmek
dinleyenler açısından önemlidir. Konuşmasında çok sayıda yabancı kelime kullanan,
bir yığın terimleri arka arkaya sıralayan, biraz dinlemeden sonra usanç veren
bir konuşmacıyı kimse dinlemek istemez.



Bir konuşmada aranması gereken üslûp özelliklerini
aşağıdaki başlıklarla ortaya koyabiliriz:





İçtenlik



Bir konuşmacıda bulunması gereken en önemli özellik
içtenliktir. Çünkü, gönülden çıkmayan bir söze, inanmadan söylediğiniz bir
söylediğiniz bir düşünceye kendiniz kabul etmediğiniz için başkalarını
inandırmanız çok zordur. Bu durumda rol yapmanız ve yapmacık olmanız gerekir.
Bunlar ise doğru, güzel ve etkili konuşmanın düşmanlarıdır.



Konuşmanın içten, yani samimi olması da anlatımın
özelliklerindendir. Anlatımın içtenlik tanıması demek; ancak inancımıza ve
düşüncemize uygun şeyleri, içimize doğduğu gibi konuşmak demektir. Doğruluğuna
inanmadığı bir düşünce ya da içine doğmayan bir duygu üzerinde yazan kişi,
kendini zorlar. Bu yüzden anlatımı içten ve doğal olmaz. Bu da konuşmanın
etkili olmasını engeller.



Duruluk



 



İyi bir konuşmacının mutlaka bir amacı vardır. Hiç
kimse boşu boşuna konuşmak istemez. O halde konuşmanın anlaşılması ilk şarttır.
Bunun gerçekleşebilmesi ise sözlerin açık ve duru olmasına bağlıdır.
Konuşmacının ağzından çıkanların kulağımıza pürüzsüz bir biçimde ulaşması da
duruluğu özelliklerindendir. Hiç kimse konuşmacıyı dinlerken bulmaca çözmek
zorunda kalmayı istemez. Duru bir anlatım, sözün anlamının kolay kavranmasını
sağlar. Söz sanatlarıyla yüklenmemiş, süssüz ve tumturaksız anlatıma “duruluk”
adı verilir.



Düşünüldüğü gibi konuşmak, gereksiz mecazlara ve
sanatlara kaçmamak, konuşmanın anlamca dolgun olmasını ve rahat anlaşılmasını
sağlar.



Akıcılık



 



Bir konuşmanın rahat ve kolay anlaşılması, kelimelerin
dile dolaşmaması, dinleyicilerin rahatsız olmadan anlayabilmeleri durumuna
“akıcılık” denir. Konuşmanın akıcı olabilmesi için zaman zaman dinleyicileri
dikkatleri toplanmalıdır. Bu amaçla, konunun niteliğine göre, fıkra, nükte,
atasözü, deyim, vb. gibi öğelere başvurulabilir.



Her türlü konuşmada söylenmesi güç olan kelimeleri
kullanmaktan kaçınmalıdır. Akıcılık, kelimelerin seçiminden ve söz dizimindeki
uygunluktan gelebileceği gibi hayal ve düşüncelerin düzenindeki dengeden de
doğabilir.



Çok uzun ve girişik sözler de duygu ve düşüncelerin
kavranmasını güçleştirir, konuşmanın akıcılığını keser.



İçinde birçok bilimsel terim bulunan konuşmalarda
sıkıcı olur. Eğer çok terim kullanmak zorunluluğu varsa bunlar, elden
geldiğince arka arkaya getirilmelidir.



Özgünlük



Duygudan ve düşünceden başka, anlatımda özgün olmaya,
yani başkalarına benzememeye çalışmak gerekir. Anlatımın özgünlüğü herkesten
farklı bir görüş, duyuş ve düşünüş tarzına sahip olunması ve bunların değişik
bir tarzda ifade edilmesi demektir. Konuşmalarında belirli bir özgünlüğü
olanlar, ileride ünlü hatipler arsına girebilirler.



Herkesin bildiği, en azından pek çok kaynakta var olan
bilgileri dinleyicilere aktarmak konuşma sanatı açısından pek hoş bir durum
değildir. Her şeyden önce; ortaya konulan duygu, düşünce ve bilgilerin özgün
olması gerekir. Bunlara ortaya koyuştaki üslûp da özgün olmalıdır.



Açıklık



 



Karmaşık ya da yalın bir metin, herhangi bir
konuşmanın anlaşılır bir biçimde dinleyiciye aktarılmasına “açıklık” adı
verilir. Bunun için sadece boğumlandırma ya da büküm yeterli değil. Konuşmacı
seslendirme öğelerini kullanmada elde ettiği beceriyi metnin anlamıyla
birleştirebilmelidir. Bu noktada konuşmacının hem ses öğelerini kullanma
becerisi hem de konuşmanın içiriğiyle ilgili ayrıntıları verebilme gücü
önemlidir. Konuşmacı sanata dayalı konularda yorumunu, düşünceye dayalı
konularda ise düşüncelerini öne çıkarabilmeli ve bunları dinleyicilerin hayal
dünyasında yaşatabilmelidir.



Bütün bunları hakkıyla yapabilmek için;



Parça iyice kavranmış olmalı,



Ana düşünce ve duygular, anahtar sözler belirlenmiş
olmalı,



Söz içindeki durak yerlerini ve sürelerinin iyi ayarlanmış
ve geçişlerin uygun yapılmış olması gerekir.



Yapaylıktan sakınılmalı



Biçim öğelerinin içeriği duyurmada işlevlerinin olup
olmadığına dikit edilmelidir.



Kuvvet



Duyguların gerçek değerlerine göre sesin aldığı biçime
“ kuvvet” adı verilir. Duygunun önemi, sesin şiddetiyle belirtilmektedir.
Ancak, bunun çalışılmayla kazanılacağı, özellikle şiddetli duyguların
belirtilmesinde ölçünün çok dikkatle ayrılması gerektiği unutulmamalıdır.



Duygu ve coşku doruklarını iyi hesap etmeyen bir
konuşmacı, anlatıma şiddet kazandırmak isterken güç duruma düşebilir; soluğu
kesilebilir, yerli yersiz iniş çıkışlarla şiddetli sesler çıkarıp tempoyu ve
akışı bozabilir, boğumlanma hataları yapabilir. Bu durum her şeyden önce soluk
almanın düzeniyle ilgilidir.



Kuvvet daha çok şiir, tiyatro, hitabet gibi türlerde
önem arz etmektedir. Kimi şiirler güçlü tonla kimi şiirler ise aksine yavaş ve
düşük bir ses tonuyla okunmalıdır.



İmge



Konuşmacının anlatmak istediklerini bir takım güzel
benzetmelerle, hayal ürünleriyle süslenmesine “imge” adı verilir. Anlatımındaki
renkli ve çarpıcı görüntüleri, ilginç soyutlamaları dinleyicinin gözünde
canlandırabilme gücüdür. Buna dikkat etmeden yapılan konuşma, özgünlüğünü
duyurmaktan yoksun olacağından başarısız bir konuşma sayılır.



Konuşmaya gerekli imgeleri yerleştirebilmek için,
ilkin imgesel özelliklerini kavramak gerekir. İyi bir konuşmacının konuşurken
hangi imgeleri ne zaman ve ne şekilde kullanacağını bilme ya da kestirebilme
gücüne ulaşması gerekir. İmgeler, değişik kategorileri ve çeşitlere
ayrılmaktadır. İmgenin duyurmak ve göstermek istediklerini dinleyicilere
iletebilmek için çalışmaları yalın örneklerden başlamak gerekir. Konuşmanın
imgesel gücü, diksiyon becerilerinin göstergelerinden biridir. Dinleyiciye
konuyu renk, biçim, hareket, ses ve soyutlama biçiminde doğru ve etkili biçimde
ulaştırabilmek, büyük bir aşamadır.



Bir konuşmacının konuşmasını ilgi çekici bir duruma
getirebilmesi, öncelikle seçeceği imgelerle ilgilidir. Bunun temelinde ise
bireylerin gözlem gücü, kişilikleri ve çevreleri yatmaktadır.



İncelik



Anlatımda metnin örtülü ya da açık anlamını, metin
içinde içeriğin gösterdiği ayrıntılarda hissettirebilme gücüne “incelik” denir.



İncelik; konuşan kişinin sanatına, bilgi ve görgüsüne
bağlıdır. Bu özellik konuşmacının başarısını etkileyin en önemli öğelerden
birisidir. Sıradan, bayağı sözler söyleyen bir konuşmacı dinleyicilerde
beklenen etkiyi uyandıramaz .Çoğu zaman dinleyicileri bezginlik ve usanç içine
sokabilir.



Duygunluk



Konuşmacının duygu, hayal ve heyecanlarını dinleyenlere
de yaşatabilme gücüne duygunluk adı verilir. Konuşma metnindeki duyarlılığın
dinleyiciye hissettirebilmesidir. Anlatıma duyarlık yükleyebilmek, yapaylıktan
ve abartıdan sakınarak en doğru seslenmeyi bulmakla gerçekleştirebilir.



Hareket



Konuşmanın gerektirdiği hız veya yavaşlığa hareket adı
verilir. Konuşmanın metnin özelliğine göre ağır ya da çabuk söylenmesi
niteliğidir. Ağırlık ya da çabukluk, anlatılacak duygu ve düşüncelere göre
değişiklik gösterilir. Bir metnin bütününe ait birimlerinde görülen hareket
değişikleri arasında uyum sağlanabilmelidir.



Sakin, yumuşak, rahatlık, dayanma niteliği gösteren
duygular ağır; coşkulu ve gerilimli duygular hızlı söylemeyi gerektirir.



Taklit



Konuşma esnasında kimi ses ve sözlerin
canlandırılmasına taklit adı verilir. Taklit iyi bir diksiyon çoğu zaman
önemli bir ihtiyaçtır.Duygu, düşünce ve hayallerin dinleyicilere ses veya
hareket taklidi yoluyla aktarılabilmesi son derece önemli bir
üstünlüktür.Özellikle, fıkra anlatmada ve özel sohbetlerde bu fark kendini gösterir



JEST VE MİMİKLER



Baş, el, kol, ayak ve
bedenin duruşu ile verilen mesajlar jest olarak tanımlanır. Jest, çoğunlukla
mimiğin bütünü içinde ele alını. Onun başlıca elemanı sayılır. Mimik: his ve
düşüncelerimizin etkisiyle ile yüzümüzde beliren kımıldanışlar, hareketlerdir.
O halde yüzün hareketi bir yüz jesti; vücutta his ve düşüncelerin etkisi ile
meydana gelen hareketler vücut jestidir, zaten söz söyleyenin anlatımına uygun
düşerek yaptığı el, kol hareketleri jestin tanımlanmasıdır. Söz ve mimiği
birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Çünkü bütün dillerde mimikle söz
aynı zaman da meydana gelir. Diksiyon öğretmeni dil üzerinde çalışır.



Ancak öğrenci söz yoluyla
anlatımı öğrenirken, mimik yapmayı da öğrenmelidir ki jest ve mimik yardımı ile
doğru ses bükümünü bulabilsin. Ses bükümünü doğru söylemeye çalışarak doğru
jest ve mimik yapmayı da sağlamalıdır. O cümleleri tekrarlayarak hangi yüz, el,
kol ve vücut anlatımının, sözlü anlatımına eşlik etiğini inceleyiniz.
Görecekseniz ki mimikle anlatım sözle anlatımdan önce gelir. İlki çoğunlukla
soluk alındığı sırada, ikincisi de hep soluk verildiği sıradadır. Tıpkı
tabiatta yıldırımdan önce şimşeğin çakması gibi, anlatımın ilk
işaretidir.Mimikten sonra söz bir çeşit tekrarlama ,anlatım kuvvetlendirme
yerine geçer.



Dinleyen de mimik yapar.
Tiyatroda bir de karşısındakini dinleme sanatı vardır. Bazı oyuncuların kendi
sözleri bittikten sonra karşısındaki oyuncunun sözlerini dinlemeyip
seyircilerle ve kulistekilerle ilgilenmesi uygun değildir.



Bazen duruma göre kişilerin
karakteri mimik anlatımla ortaya çıkarılır. O zaman sözle anlatımının yerine
mimikle anlatım geçer.Şunu unutmamalıdır ki metnini sahnede düzgün bir
söylenişle söylemek diksiyon için yeterli değildir.Bir tiyatro oyunu yazarın
yazdıklarını onun bütün düşüncelerini,hislerini söz ve mimikle anlatabilme
sanatıdır.



 



Dil, sadece kulağa hitap
etmediği zaman (radyoda olduğu gibi ) gerçek açık, belirli ve güzel mimikle
tamamlanmalıdır. Bir amaca varmayan, bir şey anlatmayan karma
karışık,seyircinin hiçbir şey anlamadığı mimikler fayda sağlamaz .Bunun
üzerinde çalışarak önce açık, belirli olmayı elde etmeli sonra onu uygulamalı
ve sağlamlaştırılmalıdır.



Mimikte Anlatım



Önceki derslerimizde mimik;
his ve düşüncelerimizin etkisi ile yüzümüzde beliren kımıldanışlar ve
hareketlerdir, vücutta his ve düşüncelerin etkisi ile meydana gelen hareketler
ise vücut jestidir, demiştik.



Bir yüz hareketini, bir
jesti ,bir tavrı uygulamak için makine gibi hareket ederek duygu ve
düşüncelerin belirtisi elbette ki ortaya çıkarılamaz .O halde söz söylerken
onlara ait hareketleri, işaretleri öğrenmelisin.Ve bunları kullanırken ölçüyü
daima göz önünde bulundurmalısınız ki amaca erişmiş olasınız. Zira, bu sanatın
başlangıcında olanlar da vücutlarını, yüzlerini, ellerini, kollarını,
parmaklarını, kullanırlarsa da yerli yerinde olmayan bu hareketler anlatımı
bozar.O halde önce jestleri sıralayalım:



Heyecan jesti: Gözler bir an kapanıp
açılır, göz kapakları aşağıya iner, baş hafif sallanır.Vücut ürperir,
titrer, sonra heyecanın verdiği yorgunluktan gevşer. Vücudun
ağrıyan bir yeri tutulur, parmaklar gerilir, büzülür, sonra da rahatlığın
verdiği gevşeme ile yüz çizgileri genişler .



Aksiyon jesti: Tutmak, taşımak, eldeki
bir şeyi atmak, fırlatmak. Herhangi bir alışma, bir güç



harcama , yemek yemek,
yatmak, gidip gelmek, bütün hareketler.



Taklit jesti: Bir ihtiyar gibi başını
titretmek, su olmadan yüzme hareketi yapmak gibi…



Duygu jesti: Derin bir sevgiyi anlatırken
dini tasvirlerde olduğu gibi, kaşlar kalkar , gözler büyür,



ağız hafifçe açılır, dudak
kenarları biraz yukarı kıvrılır.Bütün çizgilerde bir tatlı okşayış, bütün yüzde
saf, temiz bir parlaklık görülür. Sinirlenme anında ,kaşlar çatılır, kaş
araların da derin bir çizgi belirir, burun delikleri açılır, gözlerde sanki
şimşek çakar ,dudaklar aralanır, alt dişler üst dişlerden önce görülür, bütün
yüzde hayvani bir görünüş vardır.



İşaret jesti: Baş, kol ve gözler işaret
edilen şeye doğru döner.Başın veya gözlerin bir yöne çevrilmesi
aynı zamanda düşünceyi anlatan bir jesttir.



Yukarıda kısaca
açıkladığımız ve söz söyleyen için son derece gerekli olan jestlerden işaret ve
duygu jestlerini inceleyelim.



İşaret jestleri fazla
çeşitli değildir ve sade hareketlerdir.



Yer ve durum belirtmek üzere
yapılan jestler:



Bazen yalnız gözlerle işaret
etmek yeter. Bunun için göz bebekleri gerçek veya hayali olan şeye veya kişiye
doğru döner.Bu arada baş kalkar, iner, döner.Çoğunlukla işaret parmağı da
uzatılır.Kol mesafenin uzunluğuna göre gerilir.



Uzanmış ve birbirlerinden
ayrılmış iki kol iki uzak noktayı ve geniş mesafeyi gösterir. Kollar, dirsekler
dışarı gelecek şekilde kıvrılmış olduğu halde vücuttan git gide ayrılırsa
birbirinden uzaklaşan şeyleri gösterir.



Boyut belirten jestler:



Çok küçük bir şeyi anlatmak
için işaret parmağının ucu üzerine aynı elin başparmağı ile dokunulur.



Çok büyük bir şeyi anlatmak
için ise iki kol, yukarı kaldırılarak birbirinden uzarlaştırırlar.



Avuç içleri birbirine
yaklaştırılarak darlık, uzaklaştırarak genişlik anlatılır. Eller gözlerle
beraber yukarı doğru kaldırılırsa yükseklik, avuçlar ve bakışlar yere doğru
yönlendirilirse derinlik belirtilir.



Şekil belirten jestler:



Avuç içi yatay yere dönük
olursa düz olan şeyi anlatır. Yuvarlak şekil belirtmek için iki el birden bir
yuvarlık çizer. Dolambaçlı, eğri büğrü şeyleri anlatmak için elin hareketleri
eğri büğrü çizgiler.



Hareket belirten jestler:



Avuç aşağı dönük ve hafifçe
çukurlaştırılmış olarak yukarı aşağı kısa kısa hareketler yapılırsa ağırlığı
belirtir. Avuç aşağı dönük olarak el, göğüs hizasından dışarı doğru hızlı hızlı
sallanırsa çabukluğu belirtir.



Sayı belirten jestler:



Tek olarak gösterilen işaret
parmağı bir, işaret ve orta parmak iki, buna yüzük parmağını da ekleyerek üç
sayısı gösterilir. Açık elin parmakları diğer elin işaret parmağı ile
kapatılarak da sayı anlatılır



.



Burada genel olarak
kullanılan jestlerden söz edilmektedir. Toplumdaki çeşitli insanlara göre
jestler değişmektedir. Bu sebeple her oyuncunun derin bir gözleme ihtiyacı
vardır.



Duygu jestleri :



Benliğimizde meydana gelen
çeşitli düşünce ve duygular yüzümüzde, vücudumuzda değişik belirtilerle mimiğe
yardımcı olurlar. Böylece yüzün ve vücudun diğer kısımlarındaki duygulara
paralel olarak meydana gelen el, kol, vücut hareketleriyle anlatım kuvvet
kazanmış olur.



Vücudumuzun bütün
kısımlarında ortaya çıkan ve duygularımızı anlatan belli başlı jestleri
inceleyelim.



Gözler:



Gözler yarı kapalı olursa
kötülük ve küçümseme, göz kapakları indirilirse saygı, utanma anlatılır.
Gözlerin iri iri açılması şaşkınlık, hiddet, hayret ,dehşet belirtisidir.



Kaşlar:



Kaşlar çatılmışsa derin düşünceyi,
sertliği sağlam bir iradeyi belirtir. Kaşların başlangıç kısımlarının yukarı
doğru kalkıp uç kısımlarının aşağı inmesi ıstırap anlatımıdır.



Ağız:



Dudakların yarı açık duruşu
hayret ve sevinci, çok açılması şaşkınlığı anlatır. Dudak kenarlarının aşağıya
inmesi üzüntüyü, dudakların büzülerek önce doğru uzaması susmayı somurtmayı
belirtir. Alt çenenin biraz önce çıkması gaddarlığı, dişlerin birbirine vurması
çılgın bir hiddeti anlatır.



Baş:



Başın öne doğru duruşu merak
ve gaddarlığı; geriye çekilmesi saygısızlık, korku, yana doğru hafifçe eğilmesi
kayıtsızlık, acıma; öne eğilmesi utanç ve korku belirtir.Başı yukarıdan aşağı
sallamak doğrulama, önden arkaya kaldırmak ikna etmek anlamına gelir.



Kollar:



Kolların herhangi biri
“gel!” veya “git!” emri vermek üzere öne doğru hızla hareket ettirilir. Yer
göstermek üzere gösterilen yara doğru bükülür. Şiddetli hayranlık duygularının
belirtmesinde kolların biri veya her ikisi birden yukarı doğru kaldırılır.
Cesaret kırıcı bir durum karşısında ümitsizce yanlara bırakılır. Bekleyiş ve
meydan okuyuşta kollar önde kavuşturulur.



Eller:



Avuç içi yüreğin üzerine
bastırılarak sevgi ve heyecan anlatılır. Avuç içi göğsün ortasına bastırılırsa
inanmak, iman etmek duygularını belirtir. Avuç içinin dışarı doğru çevrilerek
itilmesi tiksinme, iğrenme belirtir. Bu arada baş da biraz geriye doğru
bükülür. Avuçların birini diğeri üzerinde ovalama neşe, sevinç belirtisidir.



Parmaklar:



El jestlerinde özellikle
işaret parmağı çok önemli bir rol oynar. İşaret parmağı kol ile beraber öne
doğru uzatılırsa işaret veya koğma anlamı verir. İşaret parmağı bükülerek göğse
doğru çekilerse yaklaşmayı ,çağırmayı ;yine işaret parmağı düz olarak ağza
yaklaştırılırsa susturmaya çalışmayı belirtir.Orta parmak başparmağa çarpılarak
şaklatırsa sabırsızlık bütün parmaklar kapatılırsa kuvvet ve azim, yumruk
gösterilirse tehdit anlatılır.Parmaklar bükülmüş olarak işaret parmağı baş
parmağa sürtülürse para işareti yapılmış olur.Eller birleştirerek parmaklar
birbiri içine geçilirse yalvarma anlamına verir.



Bacaklar:



Bacakların duruşu da çok
önemlidir. Bacaklardan birinin diğerinden ayrılmış olarak önde durması kuvvet
ataklık ve şiddetli duyguları anlatır. Ayakların aynı hizada birbirleriyle aynı
durması rahatlık, kaygısızlık, meydan okuma veya durgunluk belirtir. Bacak
bacak üstüne atılmış olarak otururken bir bacağın sık sık sallanması
sabırsızlık sinirlilik belirtisidir.



Vücut:



Vücudun büzülmesi, sırtın
kamburlaşması kolların gövdeye yapıştırılması yılgınlık ve utanma belirtisidir.
Bunun aksi hayranlık, zafer anlatır. İğrenmede vücut geriye doğru ; istek,
merak , ataklıkta ileriye doğru gider.Yana veya geriye doğru uzanarak oturmak
ahlak zayıflığını ve fizik yetersizliğini anlatır.Vücudun öne doğru eğilmesi
saygı belirtisidir.Sahne sanatçısının mümkün olduğu kadar aşağıya doğru ve uzun
zaman eğilerek seyircileri selamlamasında derin bir saygı anlamı vardır .



Jestin ruhu:



Jest konusunda yaptığımız
incelemeler onu nitelemeye yetmez. Çünkü pet çok defa tekrar ettiğimiz gibi
duyguların tam olarak belirtilmesi için nasıl en canlı ve uygun kelimeleri
araştırıyorsak bu duygularla ilgili jestlerin de canlı ,açık ve belirli olması
gereklidir.Şu halde jestin bir çeşit ruhu olmalıdır.



Kalıplaşmış el, kol, yüz,
vücut hareketlerine jest denemez. Kendi üzerinizde çalışmalar yaparak ve
başkalarının el, kol, yüz, vücut hareketlerini inceleyerek sanatınızda işinize
yarayacak gerçeklere ulaşabilirsiniz.



Örneğin; bir elin gerilmesi
cimriliği anlatabildiği gibi, gözlerdeki pırıltılı çeşitli dereceleri de başka
duyguları anlatır. Heyecanlı, taşkın anlarda gözlerdeki parlaklık sanki
alevlenir.



Şiddetli bir sevgi
kucaklaşmasıyla bir dostluk kucaklaşması birbirinden çabucak ayırt edilebilir.
Bu örneklerle de anlatılmak istendiği gibi, jest ve mimik duygulara paralel
olarak değişikliğe uğrar. Duyguların ağırlığına veya şiddetine göre jestler de
ağır veya çabuk olur. Hatta bir kimsenin jest, mimik ve tavırlarına bakarak
onun toplumdaki yerini, karakterini, alışkanlıklarını, düşünce düzeyini,
görgüsünü tahmin etmek mümkündür.



Mimikte Güzellik



Beden dilini incelerken
vücudu iki bölümde ele alıyoruz. Yüz kısmında; alın, kaş, göz, ağız ve dudakla
verilen mesajlara mimik; baş, el-kol, parmaklar, ayak ya da
vücudun tümünün kullanımı ile verilen mesajlara jest adını
veriyoruz.



Jest ve mimikler bazen
bilerek bazen kendiliğinden, bazen de istenmedik hareketler olarak ortaya
çıkar. Ancak hepsinde bilinçaltı bir neden ve amaç vardır.



Mimiklerimizle bir diğer
deyişle yüz ifadesiyle verilen mesaj, vücudun diğer kısmının verdiği mesajdan
daha etkili ve anlamlıdır.



Yüz ifadeleri altı temel
duyguyu yansıtma özelliğine sahiptir: Mutluluk, korku, kızgınlık, şaşkınlık,
üzüntü ve tiksinti.



Alın ve Kaşlar



Yüzün alın kısmının
kırıştırılması, diğer yüz özellikleri ile birlikte okunduğunda şaşkınlık,
gerilim, endişe veya derin düşünce anlamlarını verir.



Şaşkınlık, korku ya da bir
şeyin farkına varma gibi durumlarda kaşları yukarı kaldırır; endişe, kızgınlık
anında ise aşağı indiririz. İçe dönük insanların kaşları, yalnız yürürken hep
çatık haldedir.



Gözler



Yüz ifadeleri içerisinde
gözlerin çok önemli bir yeri vardır. Yüzün ifade edeceği tüm mimiklerin hemen
hepsi, gözler tarafından desteklenir. Gözler, kişinin yaşadığı çoğu duyguyu
yansıtır.



Gözlerle bir iletişimi
başlatabilir ya da bir iletişimi sonlandırabilirsiniz. Biriyle konuşurken onun
bizi dinleyip dinlemediğini, ilgisini ve içtenliğini gözlerine bakarak
anlamamız mümkündür.



Başka yöne bakan kişiyle
iletişim kurmak zordur. Konuşurken sürekli gözümüze bakan biri de rahatsızlık
verir.



Bir konuşma ortamında
bakışların başka yöne çevrilmesi, konuşmacının önemsenmediği anlamına gelir.
Etkili iletişim kurabilmek için, karşımızdakinin gözlerine bakmamız ve
bakışlarımızı yüzünün diğer kısımlarında gezdirmemiz oldukça etkili sonuçlar
verir.



Kişinin göz bebeklerinin
büyümüş olması sizi dikkat ve ilgiyle dinlediğini gösterir. Heyecan ve dikkatin
artmış olması, gözbebeklerinin büyümesine neden olur.



Karşınızdaki insanın yüzünün
hangi noktasına baktığınız çok önemlidir. Bakışlarınızın dikliği ya da eğikliği
sizin kendinize güveninizle ilgilidir. Bir tartışma sırasında, ilk başta
karşısındakinin gözlerine dik bakan kişi, kaybedeceğini anladığında, gözlere
yönelik bakışını genelde burun /ağız kısmına doğru yöneltir.



Gözlerin kısılıp
küçülmesinde cevap beklentisi içeren şüphe duyma belirtisi vardır. Gözlerin
gevşemesi ise cevabını bulduğunu gösterir. Gözler saklanıp yana kayıyor veya
bakışlar kaçırılıyorsa ya utanma ya da suçluluk duygusu olduğu anlaşılır.



Kaldırımda yürürken
tanımadığımız insanlara bakışımız normalde bir saniye sürer. Bu sürenin dört
saniyeyi aşması o kişinin ilgimizi çektiği anlamına gelir.



Biriyle konuşurken göz
temasımız azalır, dinleyici konumuna geçince artar. Daha fazla ve dikkatli
izleriz.



İnsanlar unuttuğu bir şeyi
hatırlamaya çalışırken göz bebeği tam sola bakar. Hayal kurduğu zaman ise sol
üste bakar. Kafasında bir şeyler tasarlayan kişi gözlerini sağ üste doğru
yöneltir. Pişmanlık duyan kişilerin gözlerini yere doğru kaydırdığı görülür.



İş görüşmelerinde veya
önemli konuşmalarda, alın bölgesine yani göz seviyesinin üstüne bakmak etkili
sonuçlar yaratır.



Yan bakış gizli ilgi ya da
saldırganlık belirtisidir. Aşağıya bakış genelde alçakgönüllülüğü; ayak
uçlarına bakmak güvensizliği, sabit ve boş bakış derin düşünceyi ifade eder.



Ağız ve Dudaklar



Ağız ve dudaklar, alacağı
şekle göre birçok anlam taşıyabilir. Sağa aşağı kıvrılmış bir dudak önemsememe,
alay anlamına gelirken sola üste açılmış ve dişlerin hafif göründüğü dudak,
kızgınlık belirtisidir.



Dudakların sıkıldığı ve
dişlerin kenetlendiği durum, pişmanlık duyulduğunu ifade eder. Bir olay
karşısında şaşkınlık yaşandığında gözlerle beraber ağız da açılır, alt çene
düşer.



Dolgun dudaklar insanları
duyarlı, sıcak ve duygusal gösterir. Bayanların rujlarını dudak dışına
taşırmaları bu nedene bağlıdır.



Dudaklar, sinirlenince
ısırılır; endişe anında yalanır. Erkeklerde sakal, bayanlarda ise estetikli
olma hali yüz ifadesinin okunmasını zorlaştıran durumlardır.



Jestlerin verdiği mesajları
incelerken kişinin her zaman, benzer durumlarda aynı jestleri göstermediklerini
unutmamak gerekir.



Baş Hareketleri



Beynimiz sağ ve sol olarak
iki bölümde incelenir. Sağ taraf hayal gücü, sezgi ve vizyon merkezi; sol
tarafsa mantıksal düşünce merkezi olarak kabul edilir.



Baş ile yapılan hareketler
çoğunlukla mimikleri destekler ve onlara bütünlük kazandırır.



Başımızla yaptığımız
hareketlerin en bilineni, onaylama ve reddetmedir. Başın
öne doğru birkaç kez hafifçe sallanması, onaylama anlamına gelir. Başın sağa
sola sallanması veya geri atılıp kaşı kaldırma eylemi reddetme olarak kabul
görür.



Karşınızdaki insana bir şey
anlatırken dinleyicinin başı sağa ya da sola eğim yapmış bir açıyla sizi
izliyorsa söylediklerinizi ilgiyle dinliyordur. Başı aşağıya eğilmiş ve alttan
bir bakışla bakıyorsa sizden etkilenmemiştir, hatta sizden farklı düşünüyordur.



Başını yukarı kaldırarak
bakan kişilerin üstünlük duygusu ya da saldırganlık duygusu içinde oldukları,
başı aşağıya eğik bakanların uysal, kabullenici oldukları düşünülebilir.



İşaret parmağın başın yan
tarafına getirilip diğer parmakların kapalı olduğu el duruşu, ilgiyle izleme
işaretidir.



İnsan kendisine yakın
bulduğu kişilere başıyla hafif yakınlaşır, uzak bulduğu kişilerden başıyla
uzaklaşır. Bu küçük hareket gerçek duyguları yansıtmak açısından çok önemli
ipucu sayılır.



Eller ve Parmaklar



Eller, insanın kendini ifade
etmesinde etkisi en çok olan organıdır. İnsan beyninin düşünüp hayal ettiğini
gösteren organ eldir. Konuşmanın tarzını, ritmini, ahengini ellerle belirleriz.
Bazen anlatmak istenileni tek bir el hareketi ile gerçekleştirdiğimiz olur.



Ellerin konuşma sırasında
temel görevi, konuşmanın en önemli noktalarını vurgulamaktır.



Ellerin açılması, kişinin
dünyayla ilişki kurmak için harekete hazır olduğunu, kapanması da bu konudaki
isteksizliğini gösterir.



Bir topluluk karşısında
ayakta konuşma yaparken kolları göğüs kısmında kavuşturur ve geriye doğru
yürürsek dinleyicilerde konuya karşı ilgisizlik oluşur. Kolları ve elleri açık
tutup topluluğa doğru ilerleme hareketi topluluğu canlandırır ve konuya karşı
istek yaratır.



Ellerle hiçbir jest yapmadan
konuşan kişi, donuk bir görüntü yaratır ve duygu, düşüncelerini aktarmakta
başarılı olamaz.



Çenenin, iki elin avuçları
ile tutulması, derin düşünce halini, bazen de pişmanlık sonrası duyulan
suçluluk hissini yansıtır.



Kapanma duruşu, başkalarına
tepki verme, kabul etmeme, tedirginlik, mutsuzluk, savunmaya geçme gibi
anlamlar içerir. Kapanma duruşu “tam kapanma” ve “yarı kapanma” şeklindedir.
Yarı kapanmada eller ve ayaklar tam birleşmez. Kollardan biri serbest iken,
diğer kol serbest kolu tutarak engel oluşturur. Tam kapanmada ise eller
birbirini sarar, ayaklar bilekten birbirine kilitlenir. Bu durumdaki kişilerin
ikna olması pek mümkün değildir.



Vücudun ön kısmında, bir
elin diğer eli bilekten kavraması saygı ve çekinme anlamına
gelir. Bu hareket vücudun arkasında gerçekleşirse üstünlük ya
da konuya hakimiyet anlamını taşır.



Ayakta yapılan görüşmelerde
kişiler, ellerini sağ cebine sokuyorsa iş dünyasında; sol cebine sokuyorsa
duygu dünyasında sıkıntı yaşadıklarını yansıtırlar.



Başparmak kullanımı,
üstünlük göstergesi olarak kabul edilir. Ellerin diğer tüm parmakları cebe
girecek ve başparmağı dışarıda kalacak şekilde duran bir kimse üstünlük
ve serinkanlılık mesajı verir.



Elin sıkılarak işaret
parmağın havaya kalkması konuşmaya otoriter bir hava verir. Parmak kişiye
yönelirse bu tehdit ve suçlama içeren bir mesaj olur.



Parmakların birbirine
kenetlenmesi, kişinin ruh halinin olumsuz olduğunu ya da hayal kırıklığı
yaşadığını gösterir.



İnsan kendisini güvende
hissetmediği zaman eli ile destek arayışına girer. Bu sırada el, ihtiyaç
duyduğu desteği kalem, çanta, kitap, anahtarlık, bardak gibi şeyleri kavrayarak
bulmaya çalışır. Özellikle özgüvenleri düşük olan kimsede, bir şeyleri tutma ve
kavrama ihtiyacı yüksektir. Bu sandalye veya masa kenarı olabileceği gibi kendi
bedeninden bir bölüm de olabilir.



Bir konuşma sırasında başını
kaşıyan konuşmacı, söyleyeceği cümleleri tasarlıyor ve zaman kazanmaya
çalışıyordur.



Konuşma sırasında dinleyici,
sık sık ensesini kaşıyorsa söylenilenlere katılmadığını, şüphe içerisinde
olduğunu yansıtır.



Jestlerde aşırıya kaçmamak
gerekir. Konuşma yaparken ellerinizi cebinizde tutmaktan ve kollarınızı
kavuşturmaktan, ellerinizle ağzınızı örtmekten kaçınmanız olumlu bir imaj
yaratır.



Tokalaşma



Tokalaşma (el sıkışma)
biçimi insanın hem kişiliğini hem de statüsünü belli eden hareketlerdir.
Tokalaşma, karşımızdaki kişinin elini sıkma şeklimizden, sıkma süresi ve
şiddetine kadar hep mesajlarla dolu bir süreçtir.



El sıkma biçimlerinin ne
anlama geldiğini bilirsek, insanların kişiliklerine ait önemli ipuçları elde
ederiz. Tokalaşmaları üç ayrı grupta ele alabiliriz:



Eşit statüde tokalaşma
tarzı: İki el de birbirini kavrar ve avuç dışları tam sağ ve tam sol yönlüdür.
Her iki kişinin de kendi varlığını karşısındakine hissettirme amaçlıdır.
Dengeli ve güven veren bir el tokalaşma türüdür.



Üstünlük belirten tokalaşma
tarzı
:

Avuç içleri yere bakar şekilde yapılan el sıkma şeklidir. Avuç içinin yere
dönük olması, kişinin karşısındakine güçlü ve üstün olduğu izlenimini verme amacını
taşır. Yapılan araştırmalar üst düzey yöneticilerin büyük çoğunluğunun avuç
içleri yere bakar şekilde el sıkıştıklarını ortaya koymuştur.



Boyun eğen tokalaşma tarzı: Parmak uçlarının diğer
kişinin avucuna bırakılarak yapılan el sıkma çeşididir. Genellikle kendisine
güvensiz, çekingen ve endişeli insanlarda bu tarz görülür. Hemen belirtmekte
fayda var; bayanlarda çok sık görülen bu tür el sıkma şekli, onlar için aynı
anlam ve belirtileri göstermez. İltifat ve incelik bekleme duygusu ağır
basmaktadır.



Özel duyguların
yansıtılması, güven ve samimiyet hislerinin belirtilmesi amacıyla bazen
karşımızdaki kişinin elini iki elimizle sıkabiliriz. Yine benzer duygularla
tokalaşırken karşımızdakinin kolunu veya omzunu sol elimizle tutmak bazen
duygusal yakınlaşmayı artırır.



Ancak bu tür davranış sadece
çok yakın arkadaşlar arasında yapılırsa anlamlı olur. Üst düzey bir yöneticinin
başarılı, genç bir çalışanına veya öğretmenin başarılı bir öğrencisine bu
şekilde yakınlaşmasının o kişilerin motivasyonunu artırdığı görülmüştür.



Tokalaşma işlemini kimin
başlatacağı ve zamanlama önemlidir. Esas olarak el uzatma işlemini ev
sahibinden misafire, yöneticiden memura, yaşça büyük olandan küçüğe, bayandan
erkeğe doğru gerçekleşmesi gerekir. Ancak; insanların duydukları memnuniyet
veya özel duygular nedeniyle tokalaşmayı başlatan kişilerin sırası değişebilir.



Tokalaşmanın süresi,
insanlar arasındaki yakınlığa göre değişebilir. Uygun olan el sıkma işleminin 2
saniye içinde bitmesi gerekir. Bu sürenin uzaması taraflar arasındaki
yakınlığın ve özlemin fazla olduğunu gösterse de çoğu kez taraflara sıkıntılı
anlar yaşatır.



Bu anlatılanlardan sonra şu
sonuca varabiliriz:
Tanrının insanlara vermiş olduğu şekil ve görünüş güzelliği başkalarına

etki yapmakta yeterli değildir.Bu şekil görünüş güzelliğini duygulara uygun
güzel jest, mimik ve tavırlarla değerlendirmek, fizik güzelliğini kullanmasını
bilmek gerekir



Yanlışlar:



Bütün insanlar için dikkat
edilmesi lüzumlu olan, özellikle bir sahne sanatçısının yapmaması gereken ve
iradesiyle düzeltebileceği yanlışları beraberce gözden geçirelim:



-Ellerin, kolların yüzün
önünde dolaştırılması, başın öne eğilmesi ve göz kapaklarının hemen hemen
kapanmış halde bulunması yanlıştır. Sahneye yeni çıkmış olanlar ıstırap, acı
anlatımı olarak gözbebeklerinden hayat fışkırırken gözlerini yarı kapar, elleri
yüzlerinin önünde tutarlar. Bu hareketlerinin sonunda da doğal olarak etkili
olamazlar.



-Bazı hareketler bayağılık,
aldırmazlık etkisi verirler. Örneğin, parmaklarını yeleğinin koltuk altlarına
geçirmiş konuşan bir kimsenin bu duruşu ayıp değildir, ama zarif de değildir.
Elleri kalçaya koymak, ceplere sokmak, arkada bağlamak, bacakları çaprazlamak
da serbest hareketler olmakla beraber göze hoş görünen duruşlar değildir.



-Bu sebeple dinleyici karşısında
okurken veya söz söylerken bunlardan, buna benzer bayağı hareketlerden
vazgeçmek şarttır.



-Ayağı yere vurmak, ellerini
birbirine çarpmak, baş parmağı işaret parmağı gibi kullanmak, tehdit etmek için
yumruk göstermek gibi görünüşe bayağılık katan pek çok hareketlerin
kullanılması hiçbir zaman hoş değil.



-Heyecanlı bir parçayı okur
veya anlatırken konusunun gerektirdiği mimik ve jestlerle anlatımınızı
kuvvetlendirebilirsiniz. Ancak mimiklerimiz abartılmış olursa bir soytarının
komik etki yapabilmek için duygu ile ilişkisi olmayan yüz hareketlerine
benzeyebilir. Maskaralıkta, soytarılıkta abartmalı yüz hareketleri gereklidir.
Fakat bir sahne sanatçısı veya toplum karşısında konuşan bir kimsenin buna
ihtiyacı yoktur.



-Bu konuyu bitirirken göze
hoş görünmeyen bazı hareketleri özetleyelim. Ellerle yapılan çeşitli
hareketler, kolumuzu göğsümüzün önünden geçirerek öbür kolumuzun bulunduğu
taraftaki her hangi bir şeyi işaret etmek. Sırtı kamburlaştırmak, omuzları
yukarı kaldırmak, vücudu, elleri, kolları, parmakları, başı, gözleri fazla
hareket ettirmek, sık sık gözleri kırpıştırmak, yapılmaması gereken
hareketlerdir.



Kısaca mimiğin ilk niteliğinden birinin “itidal”
olduğunu söyleyebiliriz. Yalnız mimikte değil, jest ve tavırda da itidal
şarttır. (itidal: Soğukkanlı, ılımlı, ölçülü olma.)



 


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam63
Toplam Ziyaret2892551
Saat
NAMAZ VAKİTLERİ

SAYFAMIZI BEĞENİN
VİDEOLAR

halilakpinarcom videoları Dailymotion'da

GAZETEKAMU.COM
Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 34° 20°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.26276.2878
Euro7.37427.4038
Takvim
İL İL TÜRKİYE
NAPOLYON TIKLA ÜYE OL
Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!