• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
MUHTEVA
Site Haritası

Alexa

Custom Search

18 MART 2010 ÇANAKKALE ŞEHİTLER GÜNÜ PROGRAMI METNİ

                       18 MART 2009 ŞEHİTLER GÜNÜ ANMA TÖRENİ PROGRAMI


Sayın Kaymakamım Değerli Misafirler,

Çanakkale Zaferi’nin 95.yıldönümü 18 Mart Şehitler Günü sebebiyle şehitlerimizi anmak için toplanmış bulunuyoruz.
Sayın Kaymakamım
Programı arz ediyorum.

             1-Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı

             2- Günün Anlam ve Önemini Belirten Konuşma
             3- 1.Dünya Savaşı ve Çanakkale Savaşı’nın Önemi” konulu konuşma
             4- İlçe Milli Eğitim Müdürü Hamit Şahin’in “Çanakkale Savaşı’ndan bir öykü” anlatması

5- Mehmet Akif Ersoy’dan “Çanakkale Şehitlerine” şiirinin okunması

6- Çanakkale Zaferi ile ilgili sinevizyon gösteriminin yapılması

7- Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in “Çanakkale” adlı şiirinin okunması

8- Bir şehit Mektubunun okunması

9- Çanakkale Cephesinden yabancı bir anının okunması

10- Müzik Öğretmeni Yeşim ÇATAK ve öğrencileri tarafından “Çanakkale içinde aynalı çarşı” türküsünün okunması

11- Gencelli İlköğretim Okulu Müzik Öğretmeni İncilay ÇANAKEL “Eledim eledim” türküsünü okuması



Sayın Kaymakamım, Değerli Misafirler,
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu,Büyük devlet adamı, Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitlerimizin manevi huzurunda, sizleri bir dakikalık saygı duruşuna ve akabinde İstiklal Marşımızı okumaya davet ediyorum.


--Dikkat
--Ruhları şad olsun

Bu vatan, yetişmiş aydın insana en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde 250.000 genç vatansever evladını şehit vermiş, o dönemin yetişmiş eğitimli binlerce evladını yitirmenin sıkıntısını sonradan çekmiş olmasına rağmen dünyaya "ÇANAKKALE'NİN GEÇİLEMEYECEĞİNİ" de ispat etmiştir. En önemlisi de Çanakkale ruhu Milli Mücadelenin başlangıcı olmuştur.


2
- Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı Garnizon Komutanı. Ercan AKDENİZ yapacaktır.


Bu vatan, toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır;
Bir tarih boyunca, onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir...


3- 1.Dünya Savaşı ve Çanakkale Savaşı’nın Önemi” konulu konuşmayı okulumuz Tarih Öğretmeni Ramazan BARLAS yapacaktır.


“Çanakkale'yi bir asker olarak anlatmak imkânsızdır. Çelikten, manevi güçten , vatan aşkından bir insan yapısı ne demektir ? Bu sorumun cevabı, işte şu gösterişten uzak, mütevekkil ve sakin Anadolu çocuğunun kendisi idi. Düşmanları ona hayrandı. “

                                                                              General Von SANDERS

4- İlçe Milli Eğitim Müdürü Hamit Şahin “Çanakkale Savaşı’ndan bir öykü” anlatacaktır.



Biz kişilerin kahramanlık sahneleriyle ilgilenmiyoruz. Yalnız size Bomba Sırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında mesafemiz sekiz metre,yani ölüm kesin...
Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına hepsi düşüyor, ikincidekiler onların yerine geliyor; fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakika sonra öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılmak yok! Okuma bilenler ellerinde Kuran’ı Kerim Cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren hayrete ve tebrike değer bir örnektir.
Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.


                                                                     Mustafa Kemal ATATÜRK


5. Mehmet Akif Ersoy’dan “Çanakkale Şehitlerine” şiirini okulumuz Edebiyat Öğretmeni Halil AKPINAR okuyacaktır.

 

Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

 

6- Şimdi Çanakkale Zaferi ile ilgili sinevizyon gösterimi yapılacaktır.

 

Çanakkale, cesaret ve inançla yoğrulmuş silahsız ve cephanesiz bir milletin tarihe yazdığı hürriyet mücadelesidir.
                                                                                           M. Kemal ATATÜRK


7- Faruk Nafiz ÇAMLIBEL “Çanakkale” adlı şiirinin okulumuz 11/TM öğrencisi  Mehmet İŞLER tarafından okunacaktır.

 

 

 

Topraklar dile gelse, ah konuşsa şu taşlar
Nidalarda tekbirler, gökte ağladı kuşlar
Kol bacaklar kopmuştu, yerde vücutsuz başlar
….Şahadete ermişti, kan dolmuştu miğfere
….Çanakkale geçilmez, koştuk büyük zafere

 

8- Şimdi okulumuz 12/TM sınıfı öğrencilerinden Osman ERÇİN’den  “Bir şehit Mektubu”nu dinleyeceğiz. Okunacak olan “şehit mektubu”nu;

- Arkeolog İlhan Akşit “Çanakkale Savaşları” adlı kitabında yayınlamıştır.

-Bu mektup,Hayat dergisinin 13 Mart 1975 tarihinde aslının fotokopisiyle birlikte yayınlanmıştır.

-Bu mektup halen Çanakkale’deki “Abide Müzesi”,”Deniz Müzesi”,”Milli Parklar Müzesi”nde teşhir edilmektedir.

-1977’de Abide müzesini ziyaret eden Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri KORUTÜRK bu mektubun kendisine okunmasını istemiş ve mektup okunurken gözyaşlarını tutamamıştır.

-Mektubun aslı,şehidin yeğeni Ethem Ruhi ÜNGÖR’dedir.

 

Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir


9- Bizim gözümüzden Çanakkale Zaferi’nin önemi kadar bizim topraklarımıza göz dikmiş işgalci güçlerin askerlerinin gözünde nasıl değerlendirildiği de önemlidir.Şimdi Bir Fransız Askerinin anı defterine ait bir yazıyı 10/TM sınıfından Raziye  ARSLAN  okuyacaktır.

 

Seni anlatmaya yetmiyor dilim
Bayrağım burcunda al Çanakkale'm
Değilsin sadece şirin bir ilim
Diyetin ödenmiş bil Çanakkale'm

 

10-Müzik Öğretmeni Yeşim ÇATAK ve öğrencileri tarafından “Çanakkale içinde aynalı çarşı” türküsü okunacaktır.


Daha onbeşinde küçücük yaşı
Tekbirle çınlatmış dağ ile taşı
İman dolu göğsü gururlu başı
Mehmedimin kanı sel Çanakkale'm

 

11- Gencelli İlköğretim Okulu Müzik Öğretmeni İncilay ÇANAKEL “Eledim eledim” türküsünü okuması

Duyuru:İlçe Jandarma Komutanlığınca Jandarma lojmanlarına Şehit Er Süleyman ARI’nın ismi verilmiştir.Açılışı yapılacaktır.

Ayrıca İlçe Müftülüğünce şehitlerimiz için bugün yatsı namazından önce Mevlit okutulacaktır.

Şehitleri Anma programı sona ermiştir, arz ederim.

Program sunucusu: Rabia PEKŞEN 12-TM /Emre ER 11-B

          İlçe Yürütme Kurulu

Şehmus GÜNAYDIN         Ercan AKDENİZ           Kadri ÖLÇENOĞLU       Doğan URHAN    

   Kaymakam V. Başkan    Garnizon Komutanı          Belediye Başkanı     İlçe Emniyet Müd.

 

 

 

 

 

::: ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE :::

Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!


Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY

 

 

 

 

 

 

 

ÇANAKKALE

 

Öğün ey Çanakkale , cihan durdukça öğün !

Ömründe göstermedin bin düşmana bir düğün

Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün ,

Başına yüz milletin birden üşüştüğü yersin !

 

 

Sen savaşa girince mızrakla ,  okla , yayla ,

Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla .

Sen topun donanmayla , tüfeğin  bataryayla ,

Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin !

 

 

Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devrinden,

Koştu senin koynuna çıkar çıkmaz evinden

Sen onların açtığı bayrağın alevinden,

Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin !

 

 

Toprağından fazladır sende yatan adamlar ,

Irmağın kanla çağlar , yağmurun  kanlı damlar,

O cenkten armağandır sana kızıl akşamlar,

Sen silahın inançla son dövüştüğü yersin !

 

 

Bir destana  benziyor senin bugünkü halin ,

Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.

Öğün , ey Çanakkale ki Mustafa Kemal’in,

Yüz milletle yüzyüze görüştüğü yersin.

 

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR ÇANAKKALE ŞEHİDİNİN SON MEKTUBU

Valideciğim,

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.

Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:
-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.
Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor?
Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi."

Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.
O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu.
Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.

Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.
Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim :
-Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.

"Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!"

Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.
Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı?

Kadir'e mektup yazdım.
Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.
Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir.

Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.
Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.
                                                                                                                       Oğlun
                                                                                                                      Hasan Etem
                                                                                                                     4 Nisan 1331
                                                                                                                    (17 Nisan 1915)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam110
Toplam Ziyaret2863902
Saat
NAMAZ VAKİTLERİ

SAYFAMIZI BEĞENİN
VİDEOLAR

halilakpinarcom videoları Dailymotion'da

GAZETEKAMU.COM
Hava Durumu
Anlık
Yarın
28° 32° 20°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar4.70444.7233
Euro5.48095.5029
Takvim
İL İL TÜRKİYE
NAPOLYON TIKLA ÜYE OL
Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!