google-site-verification: googled0e5914008fd53e4.html
Üyelik Girişi
MUHTEVA
Site Haritası
Takvim
KİTAP BUL-AL
internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.36362.3732
Euro2.94532.9571
Hava Durumu
Anlık
Yarın
14° 14° 4°
Alexa

PR
Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net
Custom Search

ÇALIKUŞU-RESŞAT NURİ GÜNTEKİN

Eserin Adı : Çalıkuşu
Yazarı : Reşat Nuri Güntekin


Türü : Roman
Basım Yeri : İnkılap Kitabevi
Basım Tarihi : 1999
Sayfa Sayısı : 408
Boyutları : 13,5 x 19,5 cm

Yazarın Yaşam Öyküsü

Reşat Nuri, 25 Kasım 1889'da İstanbul'da doğdu. Babası askeri doktor Nuri Bey'dir. İlköğrenimini Çanakkale İptidai Mektebi'nde yaptı. Çanakkale İdadisi'nde bir buçuk yıl okuduktan sonra, bir süre İzmir Frere'ler Okulu'na devam etti. Buradan tasdikname ile ayrıldı, sınavla girdiği İstanbul Darülfünun (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi'nde yükseköğrenimini tamamladı (1912). Bursa Sultanisi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı (1913). İstanbul Vefa ve Erenköy liselerindeki müdürlüğü sonrası (1916-1919); Kabataş, Galatasaray, İstanbul Erkek liseleriyle; Çamlıca ve Erenköy Kız liselerinde Türkçe, edebiyat, felsefe, eğitbilim, Fransızca dersleri okuttu (1919-1931). Milli Eğitim müfettişi oldu (1931-39). Bir dönem Çanakkale milletvekili seçildi (1939-43). Milli Eğitim başmüfettişliği (1947); Paris Kültür Ateşeliği ve öğrenci müfettişliği görevlerinde bulundu (1950). Ateşeliği sırasında, UNESCO'da Türkiye temsilciliği yaptı. Emekli olduktan sonra (1954), İstanbul Şehir tiyatroları'nda edebi kurul üyeliğine getirildi. Kanser tedavisi Londra'ya gitti. 7 Aralık 1956'da burada öldü. Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü.

Yazarın Edebi Kişiliği

Reşat Nuri Güntekin iyi bir roman, hikaye ve tiyatro yazarıdır. Yüze yakın eseri vardır, eserlerinde sade ve akıcı bir dil kullanmıştır. Anadolu’yu gezmiş ve halkın geleceğiyle ilgili yararlı mesajlar vermiştir. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi.

Çağdaş Türk edebiyatının oluşumunun öncülerinden olan Reşat Nuri Güntekin, roman, öykü ve oyunlarında toplumun farklı kesimlerinin sorunlarını dile getirmiş; yapıtlarıyla geniş kitlelere ulaşabilmiş biridir. Yarattığı etkileyici duyarlık evreniyle; toplumun moral değerlerinin gelişmesinde, yetişmekte olan yeni kuşakların duygu ve düşünce dünyalarının zenginleşmesinde yönlendirici olmuştur.

Özet

Feride hareketli, yaramaz ve ayni zamanda da disari hiçbir zaman vurmasa bile duygusal bir kizdir. Üç yasina kadar Musul’da yasamis olan Feride buradaki kurakliktan dolayi ailesi ile birlikte Kerbelâ’ya göçmüstür. Istanbul’a göçmeden önce alti yasindayken annesini kaybeder. Bundan sonra Feride teyzesinin yanina Istanbul’a gelir. Istanbul’da yeni akrabalariyla tanisan Feride, burada da yaramazliklarini sürdürür. Yalniz bir tek Besime Teyzesinin oglu olan Kâmran’a karsi çekingenligi ve cesaretsizligi vardir. Kâmran ise yasça Feride’den büyüktü ve çok uslu ve agirbasli biridir. Feride dokuz yasindayken de büyükannesini kaybetmistir. Sonra Feride on sene boyunca okuyacagi Sör Mektebi’ne yazilir. Okula başladıktan kısa bir süre sonra da babasını kaybeder. Yaramazlıklarına okulda da devam eden Feride bu yüzden arkadaşlarından ayrı bir şekilde tek başına oturtulmuştur.

Feride birçok kişinin cesaret edemeyeceği islerde yapardı. Meselâ her teneffüs okullarindaki agaca tirmanir ve daldan dala atlardi. İste bunu gören muallim ona “Bu kiz insan degil ÇALIKUSU” diye bagirmis ve o günden sonra Feride’nin adi ÇALIKUSU olarak kalmistir.
Feride ile Kâmran genelde birbirleriyle kavga ederler. Ama ikisinin esas iliskisi Feride’nin yine agacin üstündeyken bir aksam Kâmran ile Neriman adinda dul bir kadinin konusmalarini duymalariyla baslar. Bu günden sonra Kâmran Feride’den korkmaya baslamistir ve ona, bu olayi kimseye anlatmamasi için, düzenli araliklarla hediyeler gönderir. Fakat bu hediyeler Feride’yi kizdiriyordur. Bir yaz Feride Tekirdag’a baska bir teyzesini yanina gider. Teyzesinin kizi Müjgân Feride’nin çok sevdigi, agirbasli ve Feride’ye ailede tek söz geçirebilen kisidir. Feride okulda, arkadaslari kendi sevgililerinden konusurlarken o da konunun disinda kalmamak için, Kâmran’i kendi sevgilisi gibi anlatmistir. Feride bunu Müjgân ablasina anlattigi zaman , Müjgân, Feride’nin Kâmran’i sevdigini anlar ve her zaman Feride’nin agzindan Kâmran’la ilgili laf almaya çalisir. Kâmran Müjgân’in da düsündügü gibi o yaz Tekirdag’a gider. Bir gün salincakta sallanirken Kâmran Feride’ye evlenme teklif eder ve daha sonra nisanlanirlar.

Feride Müjgân ablasinin önceden de tahmin ettigi gibi Kâmran’i çok seviyordur fakat nedense Kâmran’a karsi çok çekingen davraniyordur. Onunla yan yana gelmemeye özen gösteriyor ve dogru düzgün konusmuyordur. Kisaca Kâmran’dan kaçiyordur.

Istanbul’a döndükten bir süre sonra Kâmran, amcasinin teklifini Feride ile birlikte degerlendirir ve en sonunda memuriyetini yapmak için amcasinin yanina Avrupa’ya gitmeye karar verir. Bu memuriyet dört sene olmasina ragmen ikisi için de çabuk geçer. Fakat dügüne üç gün kala hiç beklenmedik bir olay olur. Feride bahçede dolasirken kapinin önünde siyah çarsafli bir kadin görür ve o kadin Feride’ye Kâmran’in Avrupa’da baska bir kadini sevdigini söyler. Yaninda Kâmran’in yazdigi bir mektubu getirir. Bu olayi ögrenen Feride derhal evi terk eder ve kendi hayatini kurmak ve yasamak için Anadolu’ya gitmeye karar verir.
Istanbul’dan çikmadan önce Feride annesini dadisi olan Gülmisal Kalfanin evinde kalir. Yaklasik bir bir buçuk aylik bir beklemeden sonra Bursa’nin merkez rüstiyesinde Cografya ve Resim muallimligine tayin edilir. Fakat Feride Bursa’ya gittiginde bir baskasinin daha ayni göreve atandigini görür. Bir aylik bir beklemeden sonra bu görev Feride’ye çikartilmistir. Fakat Feride müdürün israrci teklifleri ve diger ögretmenin aglayislari ile hazirlanan bu tuzaga, hayat tecrübesi olmadigi ve kalbinin çok temiz olmasi nedeniyle düserek, görevinden istifa edip Bursa’nin yakininda Zeyniler Köyünde muallimlige geçer. Müdürün Feride’yi kandirmak için öve öve bitiremedigi Zeyniler Köyü daha dogru dürüst yolu olmayan hatta okulu bile ahirdan bozma bir yerdir.
Feride önceleri hiç sevmedigi o can sikici ve karanlik yeri alistikça sevmeye basliyordur. Bu köyde hemen derse baslamis ve ögrencilerle iyi iliskiler kurmustur. Fakat ögrencilerinin arasinda Munise adinda bir kiz onu çok etkilemistir. Bu kiz babasi ve ablasiyla kaliyordur. Bu kizi çok sevdigi için onunla digerlerine oranla daha fazla ilgileniyordur. Bir gün Munise bir kabahat isler ve babasi onun üzerine yürüyünce evden kaçar. Karlarla bir gün bogustuktan sonra Munise Feride’ye siginmaya karar verir. Feride bu olay üzerine, Munise’nin babasindan da izin alip onu evlatlik edinir.

Feride her geçen gün bu küçük köye alismaktadir. Bir gün köye bir müfettis gelir ve okullarini ziyaret eder. Daha önceden de belirttigim gibi ahirdan bozma bu okulu müfettis gördügünde bu okulda ders yapilamayacagini söyler ve okulu kapatmaya karar verir. Feride’ye ise onu baska bir okula tayin edecegini söyler. Feride, Maarif Müdürünün yanina gittiginde müdür ona açikta yer olmadigini söyler. Ama müdürün odasinda eski bir arkadasini görüp, onunla Fransizca konusmaya baslayinca bu olay sayesinde Bursa Darülmuallimatinda çalismaya baslar.

Feride bu okulda da çok mutlu olmus ve yine ögrencilerle çok iyi iliskiler kurmustur. Artik Feride çok güzel bir genç kiz olmustur. Bu güzelligi nedeniyle kendisine Bursa’da “ipekböcegi” ismini takarlar. Okul çok iyi gidiyordur fakat okulda çok sevdigi ve kendisine çok yakin hissettigi Seyh Yusuf Efendi, Feride’ye asik olmustur. Üstelik bunu Feride’den baska herkes bilmektedir. Bir gün bunu bir arkadasi Feride’ye söyleyince Feride çok utanir ve artik insan içine çikamaz olur. Çünkü Seyh Yusuf hastalanip ölünce Feride’ye herkes suçluymus gibi bakar ve Feride buna daha fazla dayanamayarak Çanakkale’ye gider.
Maarif Müdürünün emriyle Çanakkale Rüstiyesi’ne emri çikan Feride, Munise’yi de alarak Çanakkale’ye yerlesir. Fakat güzelligi burada da herkesin dikkatini çeker ve bu sefer ona “Gülbeseker” ismini takarlar. O çevrenin en zengin ailesinin kizlarinin ögretmenligini yapan Feride, kizin da istegiyle konaga davet edilir. Fakat bu davetin sebebi baskadir. Konagin sahibi Nerime Hanimin amcasinin oglu Ihsan, Feride’yi begenmistir. Davetin esas sebebi evlenme teklifidir. Fakat Feride bu teklifi herkesi sasirtacak sekilde reddeder. Bu olaydan kisa bir süre sonra Hafiz Kurban Efendi adinda evli bir adamdan daha evlenme teklifi alan Feride bu teklifi de reddeder. Tabii Feride artik sokaga çikamaz olmustu.

Bir süre sonra da Nazmiye adinda bir arkadasinin davetini iyi niyeti nedeniyle kabul eden Feride basina neler gelecegini bilmiyordur. Arkadasi Feride’ye nisanlisini ve nisanlisinin en yakin arkadasi olan Burhanettin adinda birini tanistirir. Daha sonra yemege indiklerinde bütün salon Burhanettin ve Gülbeseker diye inliyordur. Bu davet aslinda Burhanettin Bey ile Feride’nin arasini yapmak için düzenlenmistir. Bu olaydan sonra Feride artik Çanakkale’de de daha fazla kalamayacagini anlar ve okulun müdiresinin birkaç yakin arkadasi ile görüsmek için Izmir’e gider.

Fakat burada isler istedigi gibi gitmez. En sonunda oranin en zenginlerinden birinin kizlarina Fransizca dersi vermeyi kabul eder. Artik Feride ve Munise köskte kaliyorlardir. Fakat köskün sahibinin oglu Cemil Bey gece Feride’yi merdivenlerde sikistirir. O evden ayrilmadan önce Kâmran’in önceki yaz evlendigi haberini alir. Daha sonra Maarif Idaresine gittigi zaman Kusadasi’nda Türkçe ve resim muallimine ihtiyaç oldugunu ögrenir. Feride bu görevi kabul ettikten sonra, Anadolu yolculugunda son duragi olan Kusadasi’na hareket eder.

Kusadasi’nda okulu istedigi gibi yöneten Feride burada da mutlulugu bulmustur. Ancak Kusadasi’na gittikten bir ay sonra muharebe baslar ve okul, kumandanligin emriyle hastaneye dönüstürülür. Feride, daha önce Zeyniler’de tanistigi bir doktoru, Hayrullah Bey’i, burada tekrar görünce, onun israri sonucu hastane de hemsirelik yapmaya baslar. Hemsirelige basladiktan bir ay sonra Feride’nin hastasi Ihsan Bey olur. Ihsan Bey muharebede agir yaralanmis ve ameliyat edilmistir. Feride hem Ihsan Bey’e acidigi hem de Kâmran’i unutmak için, Ihsan Bey’e evlenme teklifi etmis fakat kendine acindigini anlayan Ihsan Bey bu teklifi reddetmistir.

Muharebe bittikten sonra mektep tekrar kurulur ve Feride “Müdire” olur. Fakat acilar burada da Feride’yi birakmaz ve Feride Munise’yi topraga vermenin üzüntüsü ile tam on yedi gün boyunca kendine gelemez. Onun bu durumunu gören ve onu bir kizi gibi seven Hayrullah Bey, Feride’yi iyilesinceye kadar bekler ve onu yanina alir. Bu olaydan sonra Feride artik Hayrullah Bey ile birlikte kalmaya baslar. Fakat Feride’nin Hayrullah Bey’in yaninda kalmasi halk tarafindan hos karsilanmaz ve ikisi hakkinda kötü dedikodular çikar. Bunun üzerine Hayrullah Bey dedikodulari engellemek için Feride ile evlenir.

Feride ise evlenmeyi kabul ederken hayatinda ilk ve tek sevdigi Kâmran’dan da ayrilmis oluyordu. Bu durumu anlayan Hayrullah Bey ölmeden önce son istegi olarak Feride’den Istanbul’a gitmesini ister ve Feride’ye Kâmran’a iletmesi için bir mektup verir. Bu mektupta Kâmran’a Feride’nin kendisini ne kadar sevdigini yazar. Ayrica mektubun içine bu kitabi olusturan Feride’nin günlügünü de koyar.

Feride bu son istek üzerine Istanbul’a gittiginde Kâmran’i ne kadar sevdigini bir kez daha anlar. Kâmran’da evlendigi kadini kaybetmistir. Ayrica Kâmran evlense bile yalnizca Feride’yi sevmistir. Kâmran bu günlügü okuyunca Feride’nin de kendisini sevdigini anlar. Bunu amcasina anlattiginda amcasi ve Kâmran, Feride’nin haberi olmadan kadiya giderler ve nikâh kiydirirlar. Böylece Feride bu kadar acidan sonra haberi olmadan hayatta en çok istedigi kisiyle evlenir ve en sonunda mutlulugu bulur.

Karakterlerin Tanıtılması

Feride: Feride küçüklüğünde heyecanlı , hareketli tam anlamıyla yaramazlıktan bıkmayan bir kişiliğe sahiptir. Feride, Ela gözlü, çok kişinin hayran olduğu güzellikte bir kızdır. Çok yaramaz ve hareketli ama bir o kadar da duygusal bir kişiliğe sahiptir.

 Kamran: Sarışın kıvırcık saçlı, mavi gözlü, nazik ve kibar birisi ayni zamanda Feride’nin kuzenidir .

 Doktor Hayrullah: Mavi gözlü, şirin bir çehreye sahip, iri yapılı, iyi kalpli, dürüst ihtiyar bir askeri doktor. Feride'nin kağıt üzerinde kocasıdır. Dr.Hayrullah Bey hastalara yardımcı olmayı amaç edinmiş, bu yüzden köy köy çağrıldığı yere hiç çekinmeden giden ve Feride’nin durumunu da en iyi bilen birisidir.

 Munise: Sarışın, yeşil gözlü, sütbeyaz tenli, çok şeker ve melek gibi güzel çehreli bir köy çocuğudur. Feride'nin evlatlık aldığı kızdır.

 Müjgan: Feride ve Kamran'ın çok yakın dostu ve aynı zamanda teyze kızıdır. Feride'den üç yas büyüktür. Feride akraba çocukları arasında en ziyade sevdiği kişidir. Müjgân Feride'ye nazaran çok ağırbaşlıdır.

 Aziz: Feride'nin eniştesidir.

 Misel: Feride'nin Fransız Kolejindeki arkadaşıdır.

 Hatice Hanim: Zeyniler Köyündeki okulda daha çok dini derslere giren birisidir.

 Besime Hanim: Feride'nin teyzesi, Kâmran'ın annesidir. 

Anlatılanlardan Çıkarılan Ders ( Ana Fikir)

Bence bu kitabi okuduktan sonra söyle bir yargiya ulasabiliriz: "Bazi olaylardan kaçmakla, onlardan kurtulamayiz." Bu yargiya nereden ulastigimi soracak olursaniz, Feride evlenmeden üç gün önce Kâmran'dan ve evlilikten kaçiyor; Kâmran'i unutacagini saniyor ama aslinda kaçmakla hiçbir sey olmuyor. Hatta kaçmasi onun için daha kötü oluyor çünkü yasadigi dört sene boyunca her an Kâmran'i düsünüyor ve onu ne kadar sevdigini ancak ondan ayrildiktan sonra anliyor. Böylece bir insanin kaçarak hiçbir seyden kurtulamayacagini anliyoruz.

Bu duruma farklı bir açıdan bakıcak olursak; Hayatında çok yer gezmiş ve görmüş bir genç kızın hayat hikayesi söz konusudur. Şöyle bir sonuca da varılabilir. Hayatı tekdüze şeklinde geçen insanların yaşam tecrübeleri ve yaşadığı olaylarda hayatın tekdüzeliğiyle doğrudan ilgilidir. Yaşam Feride'yi kuru yaprak misali oradan oraya gezdirirken, ona birçok insanı tanıma fırsatını vermiş, tek başına kendi ayakları üzerinde durmasını da öğretmiştir.

Kitabın Dili ve Anlatım Özelliği

Romanın dili ve anlatım özellikleri: Roman genellikle sade ve anlaşılır bir dille kaleme alınmış. Romanda eski Türkçe'den de kelimeler kullanılmış ama bu yinede romanın sadeliğini büyük ölçüde etkilemiyor. Romanın ilk kısımları Feride'nin tuttuğu günlükten oluşuyor. Buda romana hem farklı bir hava veriyor, hem de okuyucuya içtenlik, samimiyet, gerçekçilik hususlarını hissttiriyor. Romanda doğa güzelliklerinin yapıldığı anlatımlara da yer verilmiştir. Romanda ayrıca Feride'nin ruhsal durumundan da söz ediliyor.

Ramanda Feride'nin öğretmenliği nedeniyle oradan oraya gitmesi, böylelikle birçok yeri gezip görmesi ve gezdiği yerlerden söz etmesi nedeniyle gezi yazıları ve macera türündeki yazılarla yakın özellikleri de vardır.

Kitapla İlgili Düşünceler

İncelemeyi yapanın eserle ilgili görüşleri: Çalıkuşu, Türk Edebiyatı'nın en önemli klasiklerinden biridir. Romanda hikaye çok güzel biçimde anlatılmış, kitabın başına koyulan günlük, kitaba ayrı bir hava kazandırmış. Eserin sonuda birbirini seven iki insanın sonunda birleşmesi olayı güzel olsa da, Feride'nin Kâmran'ı affetmemesi gerekirdi. Çünkü Kâmran Feride için pek bir çaba sarf etmemiştir. Ayrıldıkları düğün gecesinden romanın son bölümünde kavuşmalarına dek onu aramamış, ilişkilerini düzeltmek için bir çaba göstermemiştir. Ben Feride'ye böyle bir insanı affettirmez ve tekrar Hayrullah Bey'in yanına dönmesini sağlardım. Çünkü sevgi emek ister.

Onun dışında; Romanda hikaye çok güzel biçimde anlatılmış, kitabın başına koyulan günlük, kitaba ayrı bir hava kazandırmış ve hikaye de gerçekten çok güzel, anlamlı ve öğüt verici. Romanı çok sevdim ve Feride'nin tek başına Anadolu'da verdiği yaşam mücadelesi okunmaya değer... Herkese tavsiye ediyorum.

ROMANIN ANAFİKRİ:

Gerçek bir aşkın araya ne kadar büyük engeller girerse girsin asla yok olmayacağıdır. 

ROMANIN ÖZETİ:

İstanbullu bir subayın kızı olan Feride, küçük yaşta anne ve babasını kaybeder. Teyzesinin korumasıyla “Nötre Dame de Sion” Fransız yatılı okulunda okur. Yaramazlıkları yüzünden arkadaşları, okulda, ona “Çalıkuşu” adını takarlar.
Feride, yaz tatillerini teyzesinin köşkünde geçirir. Teyzesinin yakışıklı oğlu Kâmuran ile birbirlerini severler ve nişanlanırlar. Feride, düğün günü, bir kadının getirdiği mektuptan Kamuran’ın İsviçre’de iken Münevver adında hasta bir kızla ilişkisi olduğunu, ona evlenme sözü verdiğini öğrenir, her şeyi yüzüstü bırakıp kaçar.
Feride, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde (Zeyniler Köyü, Bursa, Çanakkale…) öğretmenlik yapar. Oldukça idealisttir. Güzelliği başına belâ olur. Çeşitli dedikodular çıkar. Zeyniler Köyü’nde iken tanıştığı Doktor Hayrullah Bey’le Kuşadası’nda ikinci kez karşılaşır. Babacan bir adam olan Hayrullah Bey, Feride’yi kızı gibi korur; halkın dedikodusu üzerine onunla kağıt üzerinde evlenir; fakat aralarında sadece “baba – kız” ilişkisi vardır.
Feride, öğretmenliğe başlayınca bir “günlük” tutmuş, başından geçen her şeyi günü gününe bir deftere yazmıştır. Hayrullah Bey bu defteri bulur, okur ve saklar. Hastalanınca, Feride’ye kendisinin ölümünden sonra ara sıra teyzesinin yanına gitmesini ve verdiği kapalı zarfı Kâmuran’a teslim etmesini vasiyet eder.
Hayrullah Bey’in ölümünden sora, vasiyeti yerine getirilir. Feride, zarfı Kâmuran’a verir. Zarfın içinde Hayrullah Bey’in bir mektubu ile Feri-de’nin “günlük”ü vardır. Hayrullah Bey, Kâmuran’a yazdığı mektupta Feride’yi bir daha bırakmamasını salık vermektedir. Kâmuran mektubu ve Feride’nin günlüğünü sabaha dek okur, her şeyi öğrenir. Ertesi gün gidecek olan Feride’yi bırakmaz, evlenirler.

GENİŞ ÖZETİ

Çalıkuşu Geniş Özet 

Annesi küçük yaşındayken ölen Feride, babası da sınır sınır dolaşan bir subay olduğu için büyükannesinin yanında büyümüştür. Okul çağına gelince Feride’yi İstanbul’da ki bir Fransız kız yatılı okuluna yollamışlardır. Feride neşeli, zeki, çok asi, ele avuca sığmaz çok hareketli bir kızdır. Fırsat buldukça bir erkek gibi ağaçlara tırmanıp daldan dala atladığı için öğretmenlerinden biri onu çalıkuşuna benzetmiş, sonra da bu benzetme, onun adı olarak kalmıştır.
Babasının da ölmesi üzerine Feride’nin, yakını olarak sadece bir teyzesi kalmıştır. Feride,  okulun büyüklü küçüklü tatillerini her zaman teyzesinin evinde geçirmektedir. Bu teyzenin Kamuran adlı, Feride’ den büyük bir oğlu vardır. Kamuran Feride’ ye karşın ağır başlı, kız gibi bir erkekdir. Bu yüzden Feride sürekli onla dalga geçmektedir. Fakat bunların arasında Kamuran, Feride’yi farkinda olmadan büyük bir aşkla sevmeye başlamışdır. Bu sevgi bir süre sonra karşılıkta görür. Feride de Kamuran’a karşılık vermektedir. Feride’ nin teyzeside bu durumu çok istediği için, Feride okulunu bitirdikten sonra iki gencin evlenmeleri kararlaştırılır.
Düğün hazırlıkları tamamlanmak üzereyken, bir gün kadının teki çıka gelir ve Feride’ye Kamuran’ın  Avrupa’da bulunduğu sırada orada bir kızla aşk yaşadığını söyler. Bu durum hiçbir şeyi umursamaz gibi görünen Feride’yi çok derinden etkilemiştir. Feride bunun sonucunda gururuna yenilir ve derhal teyzesinin evinden uzaklaşır, yolunu izini kaybettirir. Bu yüzden evlenmede gerçekleşemez.
Feride nereye gideceğini düşünürken onu çok seven sütannesi aklına gelir ve oraya gider. Sütannesi onu görünce çok sevinmiştir. Feride bir süre sütannesinin evinde kalır. Bu arada oraya buraya başvurur bir iş için çünkü sütannesini daha fazla rahatsız edemeyeceğini ve yanındaki paranın da ona çok fazla yetmeyeceğini bilmektedir. Başvurularının sonunda Anadolu’da bir ilkokul öğretmenliği elde eder. Şimdi o hayat dolu hiçbir şeyi umursamayan genç kız artık bir öğretmen olmuştur. Feride Anadolu’yu hiç yadırgamaz. Zeyniler adlı bir köyde öğretmenliğe başlar. Zeyniler köyü Anadolu’nun çok ücra bir köşesindedir. Bu köyde Feride yaptığı herşeyi günlüğüne yazmaya başlar.
Bir zamanlarının hayat dolu asi genç kızı şimdi hayatı tanıma yolundadır. İster istemez ağır başlı olmayı öğrenmiştir. Ama başına gelen bunca şeye rahmen kötümser değildir. O köydeki fakir üstü yırtık pırtık olan öğrencilerini çok sevmiştir. Öğrencilerinin her biriyle ayrı ayrı ilgilenmek ona büyük bir zevk vermektedir. Öğrencileri arasında Munise adında ortada kalmış, annesi kötü yola düşmüş bir kız vardır. Annesi yüzünden köylüler kızıda hiç sevmiyorlar. Feride, Munise’ye acır ve onu evlatlık alır. Feride çok mutlu olmuştur , aynı zamanda Munise’de çok sevinmiştir bu olaya.
Bir süre sonra Zeyniler köyü okulu da kapatılır. İşsiz kalan Feride başka bir yerde öğretmenlik yapmak için başvurmak amacıyla ile gider. Milli Eğitim Müdürlüğü’nde  eski bir okul arkadaşına rastlar ve onunla Fransızca konuşur, Milli Eğitim Müdürü de bu olayı görünce, Feride’ yi merkezde kız öğretmen okulunda fransızca öğretmeni olarak görevlendirir. Feride fiziki olarak çok güzel bir kızdır ve bu fiziki güzelliğinin burda çok fazla göze çarpması Feride’yi endişelendirir. Ayrıca Feride’nin öğretmenlik yaptığı okuldaki müzik öğretmenide Feride’ye karşı büyük bir aşk duymaktadır. Fakat bu aşk bir ümitsiz vakadır. Ayrıca şehirde büyük dedikodularada yol açmıştır. Feride’ nin burda peşine bir çok erkek düşmüştür. Bu durum ise Feride’yi endişelendirmektedir. Bu yüzden tayinini ister. Böylece birkaç yer dolaşır. Bir sürede İzmir’de varlıklı bir ailenin kızlarınada özel ders verir. Fakat Feride’nin gittiği her yerde muthiş fiziği ve güzelliği başına dert açmaktadır. Feride bu güzelliği ve yalnızlığı çok kişinin dikkatini çekmektedir.
Feride daha Zeyniler’de iken bir askerin yaralanması ve oraya getirilmesi sırasında doktor Hayrullah Beyle tanışmıştır. Doktor, Feride’ye bu kadar güzel bir kızın böyle bir yerde ne aradığını, kesinlikle bir aşk meselesi yüzünden gelmiş olduğunu söylemiş Feride ise bunu reddetmistir. Yıllardan sonra tekrar Kuşadasın’da buluşurlar. Bu sırada Feride’nin okulu kapatılıp hastaneye çevrilmiştir. Feride artık doktorum himayesine girmiştir. Bir hasta bakıcı gibi doktora yardım etmiştir. Doktor Feride’yi ve artık büyümüş olan Munise’yi kendi öz kızları gibi sevmektedir. Ancak bu sırada doktor birgün ağır hastalığı olan birine bakmaya gittiği zaman Munise ağır bir sekilde hastalanır. Doktor dönesiye kadar kız yavaş yavaş, acı çeke çeke ölür. Munise’nin nezle sanılan hastalığı kuşpalazıdır.
Feride, Munise’ nin ölmesinden sonra kendini kaybedecek şekilde hastalanır. Günlerce doktorun evinde yatar. İyileştiği sıralarda doktor Hayrullah bey ne kadar yaşlı olursa olsun ikisi için bir söylenti cıkmıştır. Bu da o zamanın şartlarından dolayı olmuştur. Kasabayı türlü dedikodular alıp götürmektedir. Bekar bir erkeğin evinde genç güzel ve bekar bir kadının olması çok fazla dedikoduya yol açmıştır. Doktor bu dedikodulardan kurtulmak için çok pratik bir yol bulmuştur. Feride’yi de zorla ikna ederek evlenmişlerdir. Ancak tabiki bu evlilik sadece kağıt üzerindedir ve dedikoduların bitmesi içindir. Feride doktoru babası gibi sevmektedir. Doktor, Feride’nin defterini bulmuş ve baştan sona kadar okumuştur. Feride’nin her şeye rağmen Kamuran’ı sevdiğini öğrenmiştir. Gizli araştırmalar yapar. Kamuran bu zaman içinde evlenmiş ve eşi ölmüştür. Şimdi dört yaşlarındaki çocuğu ile yaşamaktadır. Doktor, Kamuran’a bir mektup yazar ve bu mektupta Kamuran’a bütün olan biteni anlatır. Feride ise bu sırada defterinin kaybolduğunu sanmaktadır ve defterini bütün aramalarına karşın bulamamıştır. Doktor yazdığı mektupla defteri ve bazı belgeleri paket haline getirmiştir. Feride’ye ölümünden sonra bu paketi Kamuran’a götürmesini vasiyet etmiştir. Doktor zaten oldukça yaşlıdır bu yüzden kısa bir süre sonra da ölür.
Feride, doktorun ölümünden sonra, hem paketi teslim etmek hem de çok özlediği teyzesini görmek üzere, Tekirdağ’a teyzesinin yanına gider. Niyeti orda fazla kalmamaktır. Paketi teslim edip bir iki gün kalıp Kuşadası’na geriye dönmektir. O günlerde ne rastlantı ki dinlenmek için Kamuran’da Tekirdağ’a gelmiştir. Feride paketin içinde neler bulunduğunu bilmemektedir. Bu içinde neler bulunduğunu bilmediği paketi teslim eder. Ama doktorun öldüğünü onlardan gizlemiştir. Böylece Kuşadasın’da doktorun yaşadığı bahanesiyle zorlanmadan geriye dönebileceğini ummaktadır. Fakat umduğu gibi olmaz teyzesi bu paketi Feride gitmeden bir gün önceden Kamuran’a verir. Kamuran o gece kardeşiyle birlikte defteri okur. Böylece, Feride’nin kendisini hala sevmekte olduğunu anlar. Hem de doktorun tembihlerini öğrenir. Kendisiyse, Feride gittiğinden beri Feride’yi unutamamiştir ve hala sevmektedir.
Feride, yeterince kaldığını ve geri dönmesi gerektiğini söyleyerek yola çıkmak üzere hazırlanır. Feride hayatla çok didişmiş ve artık bu gücünü yitirmiştir. Artık doktorunda olmadığı Kuşadası’na gitmek onunda hic işine gelmemektedir. Kuşadası’na dönmek, Feride’yi çok fazla üzmüştür. Ama bu durumunu etrafındakilere hiç belli etmemektedir. Bunu atrafındakilerin anlamasını istemez. Feride’yi götürecek araba kapıya yaklaşır. Fakat bu bir oyundur. Kamuran ve kardeşinin hazırladığı bir oyundur. Feride arabaya yaklaştığı zaman arabadan birden Kamuran iner ve Feride’yi kucaklar. Zaten tüm ev halkıda Feride’ nin tekrar yuvadan uçmasını istemiyorlardır. Bunun için tüm ev halkı elbirliği yapmıştır. Feride’nin tüm istemiyormuş gibi davranmaları olmaz demeleri falan boşadır. Kırık dökük kelimelerle bu oyundan kurtulmaya çalışmıştır ama nafile kurtulamamıştır. Çünkü, Kamuran artık kararlıdır ve ikinci bir gaflete düşmeyecektir. Bunu Feride’ye de onu bir daha kaybetmeyi göze alamayacağını ve onu şu an bile deliler gibi sevdiğini söyler. Çalıkuşu, gizli bir mutlulukla ve huzurla kendini Kamuran’ın kollarına atar.

ROMANDAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

            Feride(Çalıkuşu): Fransız okulundan mezun; çok güzel, haşarı, canlı, cıvıl cıvıl, yaramaz, duygusal ve akıllı, canayakın, sevimli bir İstanbul kızıdır.

            Kamuran: Feride’nin teyzesinin çok kibar, yakışıklı, sarışın, yüksek öğrenimli, fakat zenginliğinden dolayı herhangi bir işle uğraşmayan oğludur.

            Doktor Hayrullah: Canayakın, iyi kalpli, yaşlı, sevimli, biraz inatçı ve sinirli biridir. Hayatını insanların mutluluğuna adamıştır.

            Munise: Küçük, sarışın ve güzel bir köy kızıdır. Güzel olduğu kadar zeki ve nazik bir kızdır. Feride’nin yalnız geçen günlerinin tek dayanağı olmuştur.

 

 

ROMAN HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

            Kitap, bir romantik roman olduğu için, özellikle duygusal insanların ellerinden bırakamayacakları bir kitaptır. Kitap sade bir dille yazıldığı için akıcı ve sürükleyicidir.  Olayların büyük bir bölümünün Anadolu’nun köylerinde geçmesi romana ayrı bir hava vermiştir. Romanda kullandığı idealist bir karakter olan Feride, insanın idealleri uğruna birçok şeyden vazgeçebileceğini göz önüne sermiştir.

 

ROMANIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

          Reşat Nuri Güntekin :
          25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi (1912). Bursa’da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği  Londra’da öldü. İstanbul’da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.
          Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi
         Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi öykü kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.

           ESERLERİ :
           Hikaye kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930), vb.
Gezi yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966).
Oyunları içinde en ünlüleri Balıkesir Muhasebecisi (1953) ve Tanrıdağı Ziyafeti (1955)’ dir. Bütün eserleri ölümünden sonra, eşi tarafından, bir külliyat halinde yeniden bastırıldı.
           Romanları: Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955),

HAKKINDA YAZILANLAR :
Reşat Nuri Güntekin Türkan Poyraz – Muazzez Albek (Ankara, 1957)
Reşat Nuri Güntekin Hayatı, sanatı ve eserleri Muzaffer Uyguner (Varlık Yay;1967).
Romanıyla Reşat Nuri Güntekin İbrahim Zeki Burdurlu (İzmir Eğitim Ens. Yay., 1971)
Reşat Nuri’nin Tiyatro ile İlgili Makaleleri Prof.Dr.Kemal Yavuz Kültür Bakanlığı Y.
Reşat Nuri Güntekin’ in Romanlarında Şahıslar Dünyası Birol Emil (1984) adlı doçentlik tezi.


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam143
Toplam Ziyaret1053625
Saat
MİLLİ GAZETE
HABERVAKTİM
5 TL BAĞIŞ

DÜNYA BİZİM
NAMAZ VAKİTLERİ

SAYFAMIZI BEĞENİN
VİDEOLAR

halilakpinarcom videoları Dailymotion'da

AJANS 5
GAZETEKAMU.COM
İL İL TÜRKİYE
DÜNYA HARİTASI